Yalnızca toplum tarafından kabul görünce mi gerçektir bu yas denilen şey?
Çağla M. Işın Alemdar, Hayvan Kaybında Yas kitabında bu durumdan şöyle bahsetmiş: “Söz konusu kayıp, bir insan olduğunda yasa hep birlikte sahip çıkılırken, hayvan dostunu kaybeden ve yasta olan bir kişi ile karşılaşıldığında genelde bu görmezden geliniyor, hatta küçümseniyor.’’
Bizler, evcil hayvanını kaybeden kişiler, bir insan kaybı yaşayan birinden daha mı az yastayız?
Hiç sanmam.
Galiba acıdan öleceğim... Bu cümleyi defalarca kez kurduğumu çok net hatırlıyorum.
Veteriner kliniğinden gelen telefon, “Şeyma hanım, çocuğu kaybettik...’’ Bir ömür içimde yankılanacak olan o cümle ve bütün dünyadan bağımın koptuğunu hissettiğim o an.
Hadi gelin ve şimdi tüm bunları yaşamış birine, “senin yasın toplum tarafından pek de kabul görmüyor ama” demeyi deneyin.
Hiç tavsiye etmem.
Hangi duyguları ne derinlikte hissettiğimizi sanırım en iyi bizler biliyoruz.
Henüz bebekliğinde ya da biraz büyüdüğünde hiç farketmez, onu hayatımıza dahil ettik. Yeri geldi bebekliğinde onu beslemek için uykularımız bölündü, yeri geldi hastalandı, iyileşsin diye elimizden geleni yaptık, birlikte oyunlar oynadık, bağ kurduk.
Gözlerimizin içine baktı, bizi ailesi bildi. Ailemizin bir ferdi oldu. Onu kaybetmekte, ailenin bir ferdini kaybetmekten farksız oldu.
Birçok insan bu acıyla yalnız başına kalabiliyor. Onunla yeterinde empati kuran insanlar olmayabiliyor yakınlarında. Bu durumda kişi yalnızlaşıyor ve küçümsenmiş hissedebiliyor.
Ancak sosyal medyanın varlığına şükrettiğim bir mesele bu. İyi ki var.
Sosyal medya, aynı yollardan geçmiş kişilerin birbirlerini bulmasını kolaylaştırıyor. Bazı destek grupları var. Kişiler, kaybın ardından ilk günleri nasıl geçirdikleri, zamanla hayata tekrar nasıl adapte oldukları gibi birçok konuda deneyimlerini aktarıyorlar. En önemlisi de kişi, yalnız olmadığını ve acısının kabul gördüğünü hissedebiliyor.
Kendi deneyiminden, yaşadığı bu süreçten bahseden insanların videolarına da ulaşabilmek mümkün. İnsan bu denli şiddetli bir üzüntünün içindeyken anlaşıldığını bilmek istiyor.
Birinin, “canının çok yandığını biliyorum ve senin yanındayım’’ dediğini duymayı çok istiyor.
Duymayı hiç istemediği, hatta duyduğunda çok büyük rahatsızlık duyduğu şeyler de var elbette.
“Yenisini alırsın, o sadece bir hayvan, o senin çocuğun değil, hadi ama toparlan biraz…" gibi birçok empatiden yoksun düşünce ve tavsiye yığını.
Bu tür sözler, kişiyi yalnızlaştırmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Herkesin acısını yaşama biçimi farklılık gösterebilir. Ancak kendi deneyimimden yola
çıkarak söyleyebileceğim ve çok önemli bulduğum bir şey varsa o da acımı yaşamak için kendime izin vermemdir. “Toparlan, ağlama, bırakma kendini” diyenlere aldırış etmeden.
Öyle rahatlayacaksanız ağlayın, içiniz dışınıza çıkana kadar...
Bu keder zamanla, anılarınızı anımsayıp gülümsediğiniz, ağladığınız, güldüğünüz, tekrar ağladığınız, tekrar güldüğünüz bir evreye dönüşüyor. O her zaman kalbimizde yaşamaya devam edecek.
Yalnız hissettiğin her an şunu hatırla, asla yalnız değilsin, dünyanın bir yerlerinde birileri böyle bir acının içinden geçiyor ve evet ben de buradayım.
(ŞNİ/FY)


