Bugünlerde dağ tepe dolaştığımızda, ta uzaklardan gelen çoşkulu kuş sesleri ile yüzümüzü masmavi gökyüzüne çevirerek büyük kuş yolculularını keyifle izliyoruz. Bask’ın bu bölgesi göçmen kuşlar hikâyeleri ile dolu. Hikâyelerini en çok dinlediğimiz kuşlar kırlangıçlar. Önceki gün yaptığımız dağ yürüyüşünde Merdo ile bu şölenin en güzellerinden birini daha yaşadık. İlk etapta bir uğultu gibi kulaklarımıza çalan seslere odaklandığımızda, sesin geldiği yöne bakakaldık. Turna kuşları öbek öbek Afrika’dan başlayan yolculuklarını Pyrénées dağları üzerinden devam ediyorlar. Göçmen kuşlar dendiğinde bu bölgede akla gelen ikinci olgu ise göçmenler.
Avrupa’nın genelinde olduğu gibi Fransa’da da göçmen karşıtı söylemler üzerinden tehlikeli bir şekilde aşırı sağ yükselişte. Bu cümleyi özellikle de son yıllarda çok daha fazla kullanılır olmaya başladım. Yabancı düşmanlığı üzerinden aşırı sağ ve sol kesimler arasında ciddi politik tartışmalar devam ederken devletin resmî iç sınıflandırma sisteminde, 2026 yerel seçimleri öncesinde yapılan bir değişiklikle meclisteki en güçlü sol parti Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI)’yi “aşırı sol” kategorisine alması büyük tartışmalara sebep oldu. LFI ise, kendileriyle benzer ideolojik blokta görülen İşçi Mücadelesi (Lutte Ouvrière) ve Sürekli Devrim (Révolution Permanente) gibi yapılarla aynı biçimde “aşırı sol” hanesine yazılmasını tehlikeli bir adım olarak niteleyip iptal istemiyle Danıştay’a başvurdu.
En son 12 Şubat tarihinde Lyon şehrinde aşırı sağcı Quentin Deranque’ın bir eylemde solcular ile içine girdiği bir arbedede önce kalp krizi geçirmesi, sonrasında götürüldüğü hastahanede 14 Şubat günü yaşamını yitirmesi üzerine Fransa’da politik hat adeta iki cepheye bölündü. Macron ile birlikte meclisteki sağ, aşırı sağ partilerin kurdukları dil muhalif kesimde ciddi tepkilere sebep oldu. Solun bütün itirazlarına rağmen, 21 Şubat tarihinde Avrupa’nın dört bir tarafından gelen neo-nazilerin katılımı ile Quentin Deranque’ın cenaze töreninin aşırı sağın gövde gösterisine dönüştürülmesi siyasi atmosferi daha da sertleştirdi.
Avrupa’nın tamamında olduğu gibi, aşırı sağın üzerinden en çok söz kurduğu durum Almanya’da da göçmenler. Almanya’daki aşırı sağ parti AfD’nin önlenemeyen yükselişi tedirgin edici bir şekilde devam ediyor. 2026 eyalet seçimleri öncesi anketlerde bazı bölgelerde (örneğin Mecklenburg-Vorpommern) AfD’nin yüzde 30’un üzerinde oy alabileceğine işaret ediyor. Almanya’da göçü “kültürel tehdit” ve “güvenlik sorunu” üzerinden okuyan AfD, sınırların tamamen kapatılmasını, iltica hakkının sert biçimde sınırlandırılmasını ve çifte vatandaşlığın daraltılmasını savunuyor. Göçmenleri hedef alan dışlayıcı ve milliyetçi politikaları ile toplumsal hayatı ciddi bir şekilde tehdit eden bir noktaya geliyor.
Avrupa Birliği’nin (AB) iki merkez ülkesinde göçmenler üzerinden bunlar yaşanırken, Kuzey Bask’ta (Güneybatı Fransa) ise insanın içini ısıtan başka bir gerçeklik yaşanıyor. Devletler sisteminde Fransa ve İspanya’nın sınırlarında kalsa da, Bask’ta mültecilere yaklaşım Basklılar tarafından her zaman farklı oldu. Teritoryal olarak iki devletin işgalinde yaşayan Bask her zaman göçmenlerin dostu oldu. Kuzey ve Güney Bask’ı birbirine bağlayan Pyrénées dağları asırlardır göçmenlerin bir geçiş noktası oldu. Yaşadığım kasaba da bu bölge içinde yer alıyor. Burada göçmenlere dair hep insanın içini ısıtan hiyaler duydum. Şimdi bu hikâyelerin sonuncusunu paylaşacağım.

Korrika
Basklılar kendilerini her şekilde asimile etmeye çalışan Fransa ve İspanya’ya karşı Baskçayı hayatta tutmak için büyük bir çaba gösteriyorlar. Kendi imkânları ile açtıkları okullarında Baskça eğitim veriyorlar. Doğrudan devlet desteği olmadığı için bu okulların ekonomik kaynağını oluşturmak için iki yılda bir Korrika adını verdikleri koşularını örgütlüyorlar. Korrika adını vedikleri bu koşu, 1980’den bu yana “Okuma-Yazma ve Baskçalaştırma Koordinasyonu” (AEK) tarafından iki yılda bir düzenleniyor.
Yaklaşık 10–11 gün boyunca gece gündüz durmadan Euskal Herria/Bask Ülkesi boyunca süren bu etkinlikte “lekuko” adı verilen bir baston elden ele taşınır ve güzergâhtaki kilometreler kişi ya da kurumlar tarafından sembolik olarak satın alınarak elde edilen gelir özellikle yetişkinlere yönelik Baskça kurslarının ve dil çalışmalarının finansmanına aktarılır. Bu yönüyle Korrika, yalnızca bir bağış kampanyası değil, Franco dönemindeki yasakların ardından Baskçanın kamusal alandaki varlığını güçlendiren, dili kolektif hafıza ve kültürel direnişin merkezine yerleştiren güçlü bir toplumsal mobilizasyon pratiği olarak devam ediyor.
Korrika 2024 sırasında göçmenlerin geçişine yardım ettikleri için yedi Basklı aktviste Fransa devleti tarafından kamu davası açıldı. İki yıl süren bu dava 17 Şubat tarihinde aktvistlerin lehine son buldu. Fransa’nın Lyon şehrinde aşırı sağcı militan Quentin Deranque’ın cenazesini gerekçe göstererek Avrupa’nın dört bir yanında gelen neo-Naziler gövde gösterisi yaparken, ülkenin Günaybatı/Kuzey Bask’ta J'accuse Platformu Kuzey ve Güney Bask’ı ayıran Hendaye ile Irun kentleri arasındaki Avenida köprüsünde 2024’te başlayan davanın bitimini göçmenler ile dayanışma pratiği üzerinden yeniden kamuoyu ile paylaşıyorlardı.
Le collectif J’accuse, Fransa’da kurulan bir yurttaş inisiyatifi/sivil kolektiftir. İsmini, 1898’de Émile Zola’nın Dreyfus Davası sırasında yayımladığı ünlü açık mektup “J’Accuse…!/Suçluyorum”dan alır. Bu ifade, devlet içindeki adaletsizliklere karşı kamuoyu önünde hesap sorma geleneğine göndermede bulunur. “J’accuse” (Suçluyorum) ifadesi Fransa’da, özellikle devlet içi adaletsizlikler karşısında ahlaki bir suçlama ve kamusal vicdan çağrısı anlamı taşımaktadır. Bu nedenle kolektif, adını bilinçli olarak tarihsel bir hesap sorma geleneğine yaslayarak seçmiştir.
21 Şubat’ta Hendaye ve Irun arasında düzenlenen bir basın toplantısında, J’accuse kolektifinin üyeleri, 17 Şubat’ta Bayonne mahkemesi tarafından, “belgesiz kişilerin ülkeye girişine ve yasadışı olarak kalmasına yardım etmek” suçlamasıyla yargılanan yedi aktivistin beraat kararı hakkında konuşma yaptılar. “Bu bir zafer. Güzel bir zafer. Bayonne mahkemesinin bazen inandırmaya çalıştığının aksine, bu zafer sadece hukuki bir zafer değil. Her şeyden önce siyasi ve kolektif bir zafer”dir diyen aktivistler bu etkinlikte Kuzey Bask Bölgesi sakinlerine bir anma freski miras bıraktılar.
Günün sonunda; “Dayanışma suç değildir. Çünkü göç etmek bir haktır” diyerek Kuzey Bask’ı Güney Bask’tan ayıran devletlerin sınırlarını kabul etmediklerini ifade eden bir duvar resmi yaptılar. Bu duvar resmi ile bir kez daha, Bask Ülkesi’ni “une terre d’accueil”, yani yabancılara her zaman kapısını, yüreğini açan bir ülke olduğunu bir kez daha göstermiş oldular.
Göçmen kuşların Pyrénées üzerinden çizdiği o görünmez hat ile insanlar tarafından cetvelle çizilmiş sınırlar arasındaki fark tam da burada belirginleşiyor. Bir yanda korku, dışlama ve milliyetçi histeri üzerinden yükselen bir siyaset; diğer yanda dili, hafızayı ve dayanışmayı yaşatarak göçü bir “suç” değil, insani bir hak olarak savunan bir toplumsal irade. Hendaye ile Irun arasındaki köprüde bırakılan o fresk, yalnızca yedi aktivistin beraatini değil, Bask’ın yüzyıllardır taşıdığı misafirperverlik geleneğini ve sınırların üzerinde uçan kuşlar gibi özgür bir birlikte yaşama tahayyülünü de simgeliyor. Belki de tam bu yüzden Bask, bugün Avrupa’nın sertleşen siyasal ikliminde, göçmen kuşların diyarı olmaya devam ederken insanlara da aynı gökyüzünün altında yer açmayı sürdürmeye devam ediyor. (EJA/TY)







