Eylül çok özel bir ay çünkü iki defa barış gününü kutlayabiliyoruz. 1 Eylül ve 21 Eylül’de Dünya Barış Gününü kutluyoruz. Türkiye’de 1 Eylül’de kutlanılan dünya barış günü uluslararası toplumda 21 Eylül olarak kabul ediliyor. Keşke takvimde daha fazla yer alsa. Keşke barış takvimden yaşamımıza doğrudan ve bir saniye bile gecikmeden yansısa.
Barış yaşamsaldır
Takvimde gördükçe mutlu olduğumuz barışı, yaşamımızın her alanında ve kalıcı olarak inşa etmeyi düşlüyoruz. Barış, kritik bir işleve ve öneme sahiptir. İnsanların, toplumun, doğanın ve dünyanın yararınadır.
Barış sözcüğü o kadar özel ve değerli bir kavramı ifade ediyor ki barışa karşı çıkan herhangi bir kimse veya toplum yok. Barışa karşı olanlar dahi, istisnai örnekleri saymazsak, bunu açıktan dillendiremez. Aksi durum, ölümü ve yıkımı desteklemek anlamına gelir.
Yaşamımızı şiddetten, baskıdan ve yıkımdan uzaklaştıran barıştır. Bu uzaklaşmanın doğal bir sonucu olarak bizi insan onuruna, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yaklaştıran da barıştır.
Barış düşü
İnsan hakları savunucuları olarak barış talebimizi her an ve her koşulda dile getiriyoruz. Zira barış, insan hakları hareketinin özünü oluşturuyor. Karşısında mücadele ettiğimiz insan hakları ihlallerinin kök nedenleri savaşlar, çatışmalar ve şiddettir.
Hâlihazırda dünyanın farklı yerlerinde devam eden yüzden fazla silahlı çatışma ve savaş mevcut. Bu savaşlar ağır hak ihlallerine yol açıyor. Yaşam hakkı ihlalleri, işkence yasağının ihlali, doğanın tahrip edilmesi, ifade özgürlüğünün engellenmesi vb. ihlaller en çok savaş ve şiddet ortamlarında rapor ediliyor. Savaşlar kadınları ve çocukları etkiliyor. Benzer şekilde, toplumun diğer dezavantajlı kesimleri de daha fazla etkileniyor.
Maalesef bugün, içinde yaşadığımız dünyanın verili koşullarında barış düşü konusunda umutlu olmak zor. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, 21 Eylül için yayımladığı “Herkes için, Her yerde, Her gün: Barışa yatırım yapmak” başlıklı açıklamasında şiddetin ve çatışmaların arttığına dikkat çekiyor.
Biz insan hakları savunucuları, iyimser olmak için sadece verili duruma bakmayız. Aksine, değiştirebilecek gücümüz olduğunun farkında olarak neler yapabileceğimize bakarız. İyimserliğimiz verili duruma değil, düşlediğimizi gerçekleştirebilme potansiyelimize dayanıyor.
Nitekim António Guterres de aynı açıklamasında barış gönüllülerinin, savunucularının ve sivil toplum örgütü liderlerinin diyaloğu geliştirmek için çaba sarf ettiğine işaret ediyor.
Dünya genelinde savaşların ve çatışmaların artması, silahlanmaya ayrılan bütçelerdeki yükseliş, barış ihtiyacının da ne kadar arttığının göstergesi.
Birçok kişinin karamsar olmasına yol açan bu olgular, esasen barış talebinin ne kadar yerinde olduğunu kanıtlıyor. Talebimizin yükselmesi, barış umudumuzu da yükseltiyor.
Türkiye’de daha umutluyuz
Kürt meselesine ilişkin 1 Ekim 2024’ten bu yana devam eden süreç, toplumun her kesimini olduğu gibi biz insan hakları savunucularını da heyecanlandırıyor.
Sürecin başarıya ulaşmasını yürekten istiyoruz.
TBMM’nin 1 Ekim’de başlayacak bu yılki yasama çalışmalarını barış temelinde yürütmesi, ihtiyaç duyduğumuz toplumsal barışa giden yolu kısaltır.
Barışa giden yolu kısaltacak yasal düzenlemeler önemli ve anlamlıdır. Barışın temellerini sağlamlaştıracak, kapsayıcı barışı kalıcı kılacak olan ise demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, ekoloji hakkı vb. alanlardaki politikalardır. Söz konusu politikalar sadece insan hakları ilkelerini koruyup geliştirmekle kalmayacak, aynı zamanda yaşamımızın her alanını daha güzel kılacaktır.
1 Eylül mü, 21 Eylül mü?
Neden iki farklı Dünya Barış Günü kutlandığı, detaylı bir tartışma gerektirdiği için bir başka yazının konusu. Kısaca şu bilgileri vermek mümkün:
1 Eylül’ün barış günü olarak anılması, Nazi Almanyası’nın 1939’da Polonya’yı işgal etmesiyle başlayan II. Dünya Savaşı ile ilgili. Savaşa ve yol açtığı onulmaz yaralara, yıkımlara karşı Sovyetler Birliği çizgisinde ‘hayır’ diyenlerin 1 Eylül’ü anması, içeriği değişse de devam ediyor.
BM’nin 21 Eylül Barış Günü ise 30 Kasım 1981 tarihli 77. oturumunda kabul edilen A/RES/36/67 sayılı karar önergesine dayanıyor. Daha önceleri BM Genel Kurulu’nun başladığı eylül ayının üçüncü salı günü kutlanan Barış Günü, 2001 yılından itibaren her yıl 21 Eylül’de kutlanıyor.
Siyasi yelpazenin farklı noktalarının da Barış Günü’nü kutlaması, esasen barış kavramının ne kadar kritik olduğunu ortaya koyuyor.
Barışın hangi gün kutlandığından ziyade, içinin nasıl doldurulduğu önemlidir.
Barışın içini doldurmak biz insan hakları savunucuları ve barış aktivistlerinin elindedir.
Barışı gerçekleştirebilirizr.
İnsan onuruna dayalı insan hakları sisteminin temeli olan barış, sıradan bir düş değildir.
Barışı aklımızda ve yüreğimizde tuttuğumuz sürece, barışa giden yolda ilerleriz.
Barışı her yerde, herkes için mümkün kılmak bizim elimizde. Ellerimizle inşa edeceğimiz barışı yüreğimizde her daim hissetmeliyiz.
Barış düşünü görmeye devam.
Barış düşünü gerçekleştirmek için mücadeleye devam.
(Oİ/VC)







