Yasası çıkmış, fakat pratikte nasıl şekilleneceği henüz tam olarak belli olmayan bir sürecin içindeyiz.
Yasa çıktı üstelik son dönemin en yüksek “evet” oyuyla. Fakat statlarda kabul görmemiş olacak ki, tribünlerde ısrarla süreç karşıtı besteler söyleniyor, “sarı torba” göndermeleri yapılıyor.
Bunu bir kenara not edelim ve devam edelim.
Futbol, dünyada en çok izlenen spor dallarından biri. Günümüzde devasa bir endüstri. Özellikle en fazla taraftara sahip takımların karşı karşıya geldiği günlerde adeta hayat duruyor.
Milyonlarca insan futbol izliyor. Bu gerçeği, bu toplumsal vakayı hesaba katmak zorundayız. Örneğin o gün bir derbi varsa herhangi bir televizyon dizisi, sanat etkinliği, hatta çok önemli bir haber bile maçın önüne kolay kolay geçemiyor.
Futbol böyle bir şey. Sosyolojisi, aidiyeti ve duygusu ile çok farklı. Beş yaşındaki çocukla elli beş yaşındaki yetişkini doksan dakikalığına eşitleyen bir oyundan söz ediyoruz.
Konumuz futbol analizi olmadığı için bu kısmı hızla geçiyorum.
Konumuz Amedspor.
Adını Diyarbakırspor'dan Amedspor'a dönüştürdükten ve düştüğü alt liglerden hızla yukarı doğru yükselmeye başladıktan sonra bir çekim merkezi hâline geldi. Acıların, çatışmaların, ölümlerin, kayıpların, sürgünlerin ve gerilimin yaşandığı bir coğrafyada bir futbol takımı başarılı oldukça başka bir anlam kazandı. Geçen yıl 1. Lig'den Süper Lig'e çıkarken Kürtler kendi şehirlerinin yanına Amedspor'u da eklediler.
Amedspor maçları giderek artan bir tutkuyla izlenmeye başladı. Bu tutku giderek sınırları da aştı. Amedspor, bir futbol takımının ötesinde bir kimliğe, bir ruha, başka bir çoşkuya dönüştü. Burada uzun zamandır, en azından de facto olarak silahlı çatışmaların durmasının yarattığı boşluğu da hesaba katmak gerekiyor.
Belirsizlik...
Zamana yayılan bir süreç...
Yaklaşık elli yıldır diken üstünde yaşanan hayatlar... Umutsuzluk, mutsuzluk, kayıplar, ağıtlar, hüzün. Sürekli bir yas hâli. Her an acı bir haber gelme ihtimali.
“Bugün kim öldü acaba”
“Kimin ocağına, evine, yüreğine ateş düştü?”
Kaygılı günlerin , yılların ardında yeni bir iklimdeyiz. Silahlar susmuş, henüz belirsizlik veya güvensizlik devam etse de yeni bir yolculuğun öncesindeyiz. İşte böyle bir atmosferin içinde Süper Lig başladı.
Ve Amedspor üst üste kazandıkça, bir anda bütün o yaraların, acıların, kayıpların karşısına başka bir duygu çıktı:
Kazanma duygusu.
Sevinme duygusu.
Kinem diye soruyor tribünler.
Daha ligin başındayız.
Beşiktaş maçı da tam olarak böyle bir atmosferde oynandı. Deyim yerindeyse dün, dünyanın dört bir yanında yaşayan Kürtler ve Amedspor'un dostları için hayat ve zaman durdu. Tüm gözler, kulaklar Amed'e çevrildi. Sokaklar doldu taştı. Trafik akmadı. Sokak röportajcıları günler öncesinden sahadaydı.
Uzatılan her mikrofona, sanki ortada Süper Lig'in beşinci haftası değil de şampiyonluk maçı varmış gibi yüksek perdeden cevaplar verildi. Kesin maçı Amed alır. Diyarbakır Plaka numarasına atfen en çok dilenen sonuç 2-1 oluyordu. Oysa Beşiktaş, Marsilya maçının ardından bu doksan dakikanın favorisi olarak gösteriliyordu.
Bir yandan da günlerdir ırkçı söylemler dolaşıma sokuldu. Neyseki Çarşının aklı başında insanları dostluk mesajlarıyla geldi maçın oynanacağı şehre.
İnsan ister istemez soruyor:
Ne oluyoruz kardeşim? Alt tarafı Süper Lig'in beşinci haftasındayız.
Amedspor bir değil, on farklı maçta farklı sonuçlar alsa; kazansa, kaybetse, hatta farklı yenilse bile bugün itibarıyla bunun lig tablosunun ötesinde yaratacağı sonuç esas olarak psikolojik, moral ve heyecan düzeyinde kalır.
Daha oynanacak koskoca lig, uzun bir maraton var. Tam da bu noktada Amedspor meselesi tam da burada futbol sahasının sınırlarını aşıyor sanki. Bir futbol takımı, hiç beklenmedik bir biçimde milyonlarca insanın ortak heyecanına dönüştü.
Belki de futbolun büyülü gücü tam burada ortaya çıkıyor. İnsanlar yıllarca söyleyemedikleri şeyleri bir tribünde haykırabiliyor. Yıllarca taşıdıkları acının yanına futbol zaferini koyabiliyor.
YASın yanına yaşama sevinci...
Sessizliğin yanına tezahüratı...
Kaygının yanına umudu...
O yüzden Amedspor'a yalnızca “bir futbol takımı” diye bakmak eksik kalır.
Fakat tribünlerde biriken duygu, doksan dakikadan çok daha büyük.
Bazen bir topun peşinden koşan onbir oyuncu, milyonlarca insanın aynı anda aynı duyguyu yaşamasına, ortaklaşmasına yetiyor.
Bir kez daha anlıyoruz ki FUTBOL SADECE FUTBOL değildir.
Naif temenni ile bitirelim.
İyi olan kazansın...
(RU/Mİ)







