Kısa zamanda tüm Fransa’ya yayılan öğrenci eylemlerinin ilk tohumu 17 Eylül’de Créteil’deki Saint-Exupéry Lisesi’nde atıldı. Küçük bir grup lise son sınıf öğrencisi akşam üstü saatlerinde, eğitimci eksikliği nedeniyle grev yapan öğretmenlerini desteklemeye karar verdi.
Kendi deyimleriyle anlık gelişen bu kararı “yarın biz de şansımızı deneyelim, sesimizi duyuralım ve bir şeyleri değiştirmeye çalışalım” fikri izledi. Ertesi sabah birkaç çöp kutusu ve tel örgüyle ilk barikatı kurdular. Saint-Exupéry öğrencilerini eyleme geçiren temel mesele fırsat eşitliğiydi:
“Kırıp dökmek için değil, haklarımızı talep etmek için buradayız. İmkansızı istemiyoruz. Aslında asgari düzeyde bir şey istiyoruz: Eşitlik. Banliyö ile örneğin 16. bölge arasında eşitlik, başarı için fırsat eşitliği.”
21 Eylül’deki ablukaya LFI (Boyun Eğmeyen Fransa) partisinden iki milletvekilinin katılması, haberin medyada yer bulması protestoların yaygınlaşmasında etkili oldu. 24 Eylül’e gelindiğinde eylem yapılan okulların sayısı Paris’i de kapsayan Île de France bölgesinde 10’u aşmıştı. Gerekçeler yine benzerdi. Seine-Saint-Denis’de bulunan Saint-Ouen okulundan 14 yaşındaki Abdelaziz’in söylediği gibi:
“Biz biraz yoksul bir liseyiz. Pazartesi ve salı saat 8’den akşam altıya kadar ders var. Sınıfta 34 öğrenciyiz, bazen boş sandalye, masa bile bulamıyoruz. Diğer liselerdeki ablukanın işe yaradığını gördük ve eylem organize etmek için biz de bir Snap grubu oluşturduk...”
İlk eylemlere sahne olan Créteil ve Saint-Denis çoğunlukla göçmen nüfusun yaşadığı, Fransa geneline göre işsizlik oranının daha yüksek, ortalama gelirin ise düşük olduğu banliyöler. Olaylar boyunca adı sık anılan 2 bin öğrencili Paul-Éluard Lisesi de Saint-Denis’de bulunuyor. 2019’dan bu yana lisede çalışan Marianne Acqua adlı öğretmen liselilerin çok basit bir şey talep ettiklerini söylüyor:
“Onurlarına saygı gösterilmesi. Burada ders vermek, burada her gün eğitim görmek insanın onuruna yönelik bir meydan okuma. Okul binası tehlikeli derecede sağlıksız. Liselilerin burada gerçek anlamda bir kamu eğitim hizmetine erişebildiklerini iddia etmek, başlı başına bir hakaret.”
Lise bir süredir tadilatta olduğu için dersler prefabrik yapılarda sürdürülüyor. Öğrenciler yapıların yazın çok sıcak, kışın soğuk olduğundan yakınıyorlar. “Okumak bir ayrıcalık değil, bir hak” diyen 15 yaşındaki bir liseli “Bu koşullarda nasıl konsantre olabilirsiniz?” diye soruyor: “İşçi sınıfı mahallelerinden geliyor olabiliriz, ancak diğerleri gibi bizim de haklarımız var. Medya bizi dersleri asmak, okulu yakmak isteyen vahşilermiş gibi gösteriyor. Yanlış! Biz sadece iyi koşullarda okumak istiyoruz.”
10 acil önlem
Öğretmen eksikliği nedeniyle boş geçen dersler, bakımsız okul binaları, yoğun çalışma programı, üniversite başvuru platformu Parcoursup’ün karışık yapısı özellikle banliyölerde yaşayan öğrencilerin dile getirdiği sıkıntılar arasında başı çekiyor. Eylemlerin yayıldığı günlerde öğrenci birlikleri change.org’da “Gençlik için 10 acil önlem” çağrısıyla imza kampanyası başlattı. Metindeki talepler şöyle:
- Sağlıksız, harap durumdaki okulların yenilenmesi ve aşırı sıcak ve soğuk dalgaları gibi iklim değişikliğinin sonuçlarına uyumlu hale getirilmesi. Binaların bakımı ve sıhhi bölümlerin temizliği için gerekli insan kaynağı ve maddi koşulların sağlanması.
- Eğitim, sağlık, destek ve rehberlik uzmanlarında kitlesel personel alımı. Her 500 öğrenciye bir hemşire, bir psikolog, bir rehberlik danışmanı. Eğitim kurumları arasındaki eşitsizliği sonlandırmak için kadrolu öğretmenlerin artırılması. Özel gereksinimli öğrencilere destek sağlayan eğitim asistanlarına resmi statü verilmesi ve 800 yeni kadro açılması.
- Milli Eğitim Bakanlığı’nın Çocuğun Zamanına İlişkin Vatandaş Sözleşmesi’nden yola çıkarak okul programlarında köklü bir düzenleme yapılması, öğrencilerin ihtiyaçları ve esenliğine daha fazla özen gösterilmesi. En az bir saat 30 dakika öğle molası, lise ve lise bitirme sınavı (bac) reformunun yeniden gözden geçirilmesi.
- Parcoursup ve Mon Master üzerinden seçimlerin sonlandırılması. Öğrencilerin algoritmik seçime maruz kalmadan üniversite ve yüksek lisansa devam edebilmeleri için 250 bin yeni öğrenci kontenjanı.
- Lise öğrencilerinin karar alma süreçlerine katılabilmesi için öğrenci demokrasisinin elden geçirilmesi. Yüksek Eğitim Konseyi seçimlerinde her öğrencinin oy kullanabilmesi.
- Öğrenci bursunun 200 euro artırılması ve 12 ay boyunca ödenmesi; 300 bin yeni öğrencinin burs sistemine entegre edilmesi. Uzun vadede 1.337 euro öğrenci özerklik geliri oluşturulması. Konut yardımıyla ilgili bütçe kısıtlamalarından vazgeçilmesi, uluslararası öğrenciler için barınma desteğinin yeniden yürürlüğe konulması. 147 bin öğrencinin yardımlarını kaybetmesine yol açacak değişiklik önerisinin iptal edilmesi.
- Tüm öğrencilerin 1 euro’luk yemeğe ulaşmasının gerçekten garanti altına alınması, yemekhanelere talebi karşılayabilmek için kaynak sağlanması.
- Yükseköğretimde ulusal önceliği ve ırkçı mantığı pekiştiren yabancı öğrencilere yönelik farklı kayıt ücreti ile öğrenci ve kampüs yaşamına katkı vergisinin (CVEC) kaldırılması.
- Crous kiralarının dondurulması, kira düzenlemelerinin kalıcı hale getirilmesi. Sağlıksız yurtların yenilenmesi ve 2027’den itibaren 15 bin Crous konutunun inşası.
- Öğrenci eylemlerine yönelik baskı ve şiddetin sonlandırılması. Şiddet uygulayan kolluk kuvvetlerinin yargılanması. Filistin’deki soykırıma karşı mücadelede uygulanan baskıların aksine gençlerin ifade ve örgütlenme özgürlüğünün garanti altına alınması.
“Karşı güç olarak sosyal medya”
Amerikalı psikolog Jean Twenge’ın iGen diye tanımladığı, akıllı telefonlarla büyüyen Z kuşağının eylemlerinde sosyal medya kilit role sahip. Çeşitli mecralarda haberleşmek için gruplar oluşturuldu; “tavanı akan, böceklerin istila ettiği harap okul binaları”nı, polis baskısını gösteren videolar “BlocusChallenge” gibi hashtag’lerle paylaşıldı.
Rap müzik dünyasından haberler veren Booska-P sitesinin 24 Eylül’de banliyölerde yaşayan sekiz lise öğrencisiyle yaptığı röportaj TikTok’ta 1,5 milyon kere izlendi. Ertesi gün harekete dahil olan okulların sayısı başta Seine-Saint-Denis ve Val-de-Marne’da olmak üzere 60’ı bulmuştu.
Paris’teki Condorcet Lisesi’nden Pia sosyal medyayı “bizim karşı gücümüz” diye tanımlıyor: “Orada güvenilirliğimiz ve meşrutiyetimiz var. Ayrıca eleştirel düşünceyi teşvik ediyor çünkü her şeye safça inanmamak gerekli.”
Paul-Émile-Victor d’Osny Lisesi’nden Naëla için sosyal medya gerçek bir kolektif baskı sağlıyor: “Çok olduğumuzu göstermek bizi görmezden gelmelerini zorlaştırıyor.”
Poisson takma adlı bir liseli sosyal medya sayesinde ablukanın bir trend haline geldiğinin altını çiziyor: “Şimdi moda oldu, sabah abluka için gelen birçok insan var, geçen sene iki kişi baş başa oluyorduk.”
Polis radarına takılmadan nasıl mesajlaştıklarını sorusunu, “Bazı çağrılar Insta üzerinden kısa süre yayında kalan story’lerle yapıldı” diye yanıtlıyor Hélène-Boucher Lisesi’nden Pablo. Kimi zaman da Signal üzerinden haberleşmişler. Simone-Weil Lisesi öğrencisi Côme, “Z kuşağı olarak sosyal medyada güzel şeyler yapmayı biliyoruz. Yaratıcılık kendimizi ifade etme tarzımız, ruhumuzu katıyoruz” diyor. Côme için sosyal medyanın bir işlevi daha var: Mücadelenin işe yarayacağına dair inancı, coşkuyu artırması ve pekiştirmesi. Ayrıca sürecin sendikalar, liseliler ve sarı yelekliler arasındaki bağları güçlendirdiğini düşünüyor.
Gençler sosyal medya ile ilişkilerini böyle yorumlarken, toplumsal eylemlerde iktidarların sosyal medyayı kontrol etme isteği Fransa’da da konuşuldu. Haber sitesi Blast, Başbakan Sébastien Lecornu’nun TikTok, Instagram, Snapchat ve X’e erişimle ilgili talepte bulunduğunu iddia etti. Orange, Bouygues Telecom gibi servis sağlayıcılara gönderilen 22 Ekim tarihli metinde Lecornu “kentsel şiddet olaylarının yeniden yaşanması durumunda bu hizmetlere erişimi geçici olarak askıya alma seçeneğine sahip olmak istediğini” dile getiriyor. Başbakanın dileği karşılığını bulmadı ama eylemciler önlem almayı ihmal etmediler. İnternet bağlantısına ihtiyaç duymayan, konum tabanlı bir uygulama olan Bitchat, Signal ve Telegram’ı geride bırakarak Fransa’da sosyal ağ kategorisinde en çok yüklenen uygulama oldu.
Sloganlar, şarkılar, kostümler
Eylemlerde kullanılan sloganları Madam Figaro için yorumlayan dilbilimci Julie Neveux şu cümleyi kuruyor: “Kendilerine yapıştırılan etiketlere karşı mizah, ironi ve eleştirel bir mesafe koyabilme becerisi gösteren bu kuşağa büyük bir hayranlık duyuyorum.”
Z kuşağının eylemlerde sloganları, kostümleriyle dikkat çektiği bir gerçek. Kelime oyunlarının olduğu sloganlarda bazen politikalara ve politikacılara gönderme yapıldı, bazen mesajlar popüler kültürün kahramanlarıyla iletildi. Örneğin gençler Fransa’nın ulusal sloganını değiştirdiler: “Protesto etmek için özgürlük, liseler arasında eşitlik, eğitimde kardeşlik.” Diğer sloganlardan bazıları şöyleydi: “Macron hiç çekici değilsin”, “Gülümseyin, gazlanıyorsunuz”, “Biz geleceğiz, siz sorun”, “Daha az çevik kuvvet, + (daha fazla) şefkat”, “Le Pen’in sabıka kaydı kadar yoğun bir programım var”... Ayrıca 68 Mayıs’ını andılar: “6/7 kuşağı, Mayıs 68’i yeniden yazıyor.” O dönemin “Genç ol ve sus” sloganını “Genç ol ve susma” diye revize ettiler.
Sloganlardan bir tanesi hikayesiyle öne çıktı ve sembol haline geldi: “Bismillah, c’est les tenebres-zifiri karanlık.” Kaynağı Snapchat’te Mamadou adlı kullanıcıdan gelen mesaj. “Bismillah” diye mesajına başlayan kullanıcı araya eklediği Arapça sözcüklerle ablukanın ne zaman olacağını sorup kendisini gruba dahil etmelerini istiyor. Gençler söz konusu mesajın aralarına sızmaya çalışan polislerden geldiğini iddia ediyor. Bu arada aşırı sağcı Rassemblement National’i destekleyen CNews gibi kanallar, “wesh” (Arapça kökenli ya, yuh, hadi, lan anlamlarına gelen argo sözcük), “wallah” gibi sözcükleri örnek gösterip eylemcilerin etnik kökenlerine vurgu yaptı.
Gösterilerin renkli manzarasında kostümlerin de payı var. Bazı gençler Süper Mario, Örümcek Adam kostümleriyle eylemlere katıldı. Afişlerde One Piece adlı manganın korsan bayrağı kullanıldı. Theodora’nın Boss Lady, Aya Nakamura’nın Sexy Nana şarkıları, Açlık Oyunları dizisinin The Hanging Tree marşı gibi dönemin popüler kültür ürünleri alanlara taşındı. Z kuşağı arasında trend haline gelen aura bataille (karizma savaşı) eğlenceli sahnelere vesile oldu. Liselilerle bu savaşı yapan bir polis memurunun videosu milyonlarca kez izlendi.
Öne çıkan öğrenciler
Ryad Rani: 19 yaşında, USL (Lise Öğrencileri Sendika Birliği) başkanı. Belediye seçimlerinde sol ittifak listesinden aday olan Rani, kendisini bir liderden çok öğrencilerin sözcüsü olarak görüyor. “Ben bir sendikacıyım. Hiçbir siyasi partiye üye değilim. Evet siyasetle uğraşıyorum çünkü talepleriniz olduğunda ister istemez siyasetle uğraşırsınız” diyor.
Louis Letoublon: 2020’de kurulan Les Lycéens!’in başkan yardımcısı. Sciences Po birinci sınıf öğrencisi olan Letoublon, Les Lycéens!’in siyasetle ilişkisini şöyle açıklıyor: “Bir siyasi partiye üye değiliz, bir partide aktivist değiliz. Ancak apolitik de değiliz, siyasi önlemleri savunuyoruz.”
Soumaya Sarré: Liseyi Seine-Saint-Denis’de bitirdi. Sorbonne’da tarih ve Arapça çift anadal öğrencisi. Fédération Lycéenne des Quartiers’nin başkanı olan 18 yaşındaki Sarré bir mitingde öğrencilere “Bu bizim hareketimiz, bu bizim öfkemiz, bunu bizden çalamazlar” diye seslendi. Paylaştığı bir videoda ise “Yuh Macron, abartıyorsun!” dedi.
Sabrina Kharbach: Aix-Marseille Üniversitesi’nde sosyal antropoloji yüksek lisans öğrencisi, L’Union Étudiante’ın sözcüsü. “Büyük çaplı bir yatırım” istediklerini söyleyen Kharback “masaya 10 milyar konmadıkça vazgeçmeyeceklerini” vurguluyor.
Elwan B.: Paris’in 9. bölgesindeki Jacques-Decour’da öğrenci. YouTube’da yayınlanan röportajıyla viral oldu. Elwan banliyölerdeki liselilerle dayanışmak için eylem yaptıklarını söyledi ve medyayı barışçıl gösteriler yerine küçük bir grubun katıldığı şiddet olaylarını haber yapmakla eleştirdi. Bir gösteri sırasında LFI lideri Jean-Luc Mélenchon’u yanağından öpmesiyle gündeme geldi. “Sosyal medyada görülmek hoşuma gidiyor, ama bu yüzden kendimi fazla önemsemek istemiyorum” diyor.
Louise Montangon: Felsefe yüksek lisans öğrencisi, UNI (Ulusal Üniversitelerarası Birlik) Bordeaux sorumlusu. Son belediye seçimlerinde Rassemblement National partisinin listesinden aday oldu. 22 yaşındaki Montangon eylemlere sıfır tolerans gösterilmesi gerektiğini savunuyor. Katıldığı bir TV programında tartıştığı eylemciyi “Siz bu hareketin kullanışlı aptallarısınız, artık kimse taleplerinizden bahsetmiyor, herkes sokaklarda yarattığınız kaostan söz ediyor” diye eleştirdi.
Alkışlanan, eleştirilen politikacılar
LFI’den Saint-Denis belediye başkanı Bally Bagayoko gençler arasında popülerdi. Bir gösteride öğrencileri korumak isterken göz yaşartıcı bombadan nasibini aldı. Süreç boyunca adı en çok anılan politikacı ise aynı partinin lideri Jean-Luc Mélenchon. Bazı eylemlere katılan ve alkışlarla karşılanan Mélenchon, diğer partiler tarafından şiddet olaylarının sorumluları arasında gösterildi. Başbakan Sébastien Lecornu LFI’yi cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, eskiden aşırı sağın yaptığı gibi ülkeyi kargaşaya sürüklemekle suçladı. Lecornu’nün 17 Ekim olaylarının ardından gelen açıklaması şöyle: “Şimdi herkes tarafını seçmeli: Ya cumhuriyet ve düzeni sağlayan kolluk kuvvetleri ya vandallar...”
Muhalefet partileri Mélenchon’un yanı sıra Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve hükümet temsilcilerine yüklendiler. 16 Ekim akşamı eşiyle Céline Dion konserinde görüntülenen, Körfez ülkelerine yaptığı ziyaret nedeniyle 19-21 Ekim tarihlerinde Fransa’da olmayan Macron’un 18 Ekim akşamı yayınlanan halka sesleniş konuşması ortamı sakinleştirmeye yetmedi. RN başkanı Jordan Bardella konuşmayı “zayıflık itirafı” diye tanımladı. Eski içişleri bakanı, Les Républicains partisinin cumhurbaşkanı adayı Bruno Retailleau açısından da Macron “tamamen çaresiz görünüyor”du. LFI’den RN’e neredeyse tüm muhalefet “hükümetin iflas ettiği” yorumunda birleşti ve istifa çağrısında bulundu.
Adı gündemden düşmeyen bir diğer politikacı İçişleri Bakanı Laurent Nuñez. Kolluk kuvvetlerinin uyguladığı orantısız şiddet, pankartlara keyfi olarak el konulması, rekor kıran gözaltılar yüzünden eleştirilen Nuñez, 17 Ekim’in ardından istifa etti ama istifası Emmanuel Macron tarafından reddedildi.
Mutlu son mu?
Ablukaların başladığı günden bu yana öğrenciler birkaç kez Eğitim Bakanı Édouard Geffray ve hükümet temsilcileriyle masaya oturdu. 15 Ekim’deki toplantının ardından USL genel sekreter yardımcısı Marius Mesnil dinlenmedikleri için bir saatin sonunda toplantıyı terk ettiklerini, eylemlerin tatilde ve tatil dönüşünde süreceğini belirtti. Les Lycéens! başkanı “biraz hayal kırıklığına uğradığını” açıkladı: “Édouard Geffray sanki bizimle alay ediyor... Artık Sébastien Lecornu ile görüşmek istiyoruz.”
Emmanuel Macron’un 20 öğrenci temsilcisini Elysée Sarayı’nda kabul ettiği tarih 23 Ekim. Üç saat süren görüşmenin sonunda Renouveau Lycéen’den Nathanaël Combary kendilerini dinleyen ve reform sözü veren Macron’u övdü ama “Memnun değiliz, başbakan ile yapacağımız toplantıyı bekliyoruz” diye ekledi. Bir başka temsilci “kamu hizmetlerini yok etme politikası izleyen” cumhurbaşkanı karşısında hâlâ çok temkinli olduklarını söyledi. Öğrenciler 26 Ekim’de bu kez başbakan ile buluştu. Eğitim Bakanı Geffray aynı gün talepler hakkında hükümetin yapacağı düzenlemeleri kamuoyu ile paylaştı.
Açıklamaya göre lise öğrencileri, öğretmenler, bakanlardan oluşan bir reform komitesi kurulacak ve Parcoursup 2028’e kadar kademeli olarak kaldırılacak. Yapay zeka ile zenginleştirilmiş daha basit bir sistem hedefleniyor. Bir başka düzenleme öğrenci burslarının enflasyona endekslenmesi. 1 euro’luk öğün uygulaması devam edecek, 15 yemekhane daha açılacak. Toplam 46 bin öğrenci konut projesine yönelik çalışmalar sürdürülecek. Lise binalarının yenilenmesi için 4 milyar euro’luk kredi paketi, kampüsler için 1 milyar euro yatırım planlanıyor.
2027’nin ilk çeyreğinden itibaren 500 liseye “Yeşil Fon”dan destek verilecek. Bakan ayrıca 2027-2028 öğretim yılında en az bir saatlik öğle yemeği molası olacağını, daha önce öngörülen 300 psikolog, hemşire ve sosyal hizmet asistanı kadrosunun 500 olarak güncellendiğini duyurdu. Talebin yoğun olduğu Île-de-France başta olmak üzere yükseköğretimde 15 bin ek öğrenci kontenjanı açılacak. Özellikle dezavantajlı liselerde birinci sınıf öğrenci sayısı önümüzdeki yıl 28 ile sınırlandırılacak, sonraki eğitim-öğretim döneminde tüm liselerde uygulanacak. 11. ve 12. sınıflarda da sayının azaltılacağı belirtiliyor ama zamanıyla ilgili net bir bilgi yok.
“Bunlar sadece kırıntı”
Öğrencilerin sık sık dile getirdiği bir diğer sorun kadro eksikliği nedeniyle boş geçen derslerdi. Eğitim Bakanı 8 Ekim’de, “Bir yazılım sayesinde çok sorunlu durumdaki okulları tespit edebildik. 114 liseyi kırmızı, 400 liseyi ise turuncu olarak nitelendirebilirim. Şu anda ders veremeyen 3 bin yedek öğretmenimiz var. Önümüzdeki saatler içinde bu öğretmenler söz konusu okullara atanacaklar” demişti. Hükümetin konuyla ilgili yeni taahhütleri arasında daha önce planlanan kadro kesintilerinin iptal edileceği vurgusu var. Bunun yanı sıra 500 ek öğretmen kadrosu açılacak, hali hazırda başlayan işe alımlarla sözleşmeli öğretmen sayısı 920’ye çıkarılacak. Karar süreçlerinde liselilerin daha aktif rol alabilmesi içinse Yüksek Eğitim Konseyi’ndeki öğrenci temsilci sayısını iki katına çıkarılması öneriliyor.
Öğrenci örgütleri açıklanan tedbirleri yeterli bulmuyor. Sabrine Kharbach, “Bunlar sadece kırıntı” diyerek hayal kırıklığını vurguladı ve eylemlere devam edeceklerini söyledi. Interfac Ile-de-France kolektifi “Eylemleri durdurmayacağız, öfkemiz büyük ve taleplerimiz meşru” açıklaması yaptı. Tatil dönüşü eğitim kurumlarındaki protestolar azalsa da devam etti: 3 Kasım’da 48 lise bloke edildi, 184 yükseköğretim kurumundan 51’inde aksaklıklar yaşandı. L’Union Étudiante ise üniversitelerin yarısında eylemlilik olduğunu, 50’den fazla kampüsün ablukaya alındığını söylüyor.
5 Kasım: Rekor katılım
Herkesin merakla beklediği gün ise 5 Kasım’dı. Hayat pahalılığı, kamu harcamalarında kesintiye gidilmesi gibi nedenlerle birçok sendika ulusal genel grev çağrısı yapmıştı. Rakamlar çağrının Fransa vatandaşlarında karşılık bulduğunu gösteriyor. İçişleri Bakanlığına göre gösterilere 575 bin kişi katıldı. CGT (Genel Emek Konfederasyonu) katılımcı sayısını 1,6 milyon olarak veriyor. Çiftçilerden memurlara çeşitli meslek gruplarının yanı sıra öğrenciler de kortejlerde yerlerini aldı.
Bu dayanışma görüntüsünü CFDT (Fransız Demokratik Emek Konfederasyonu) Başkanı Marylise Léon “Bu sadece sembolik bir durum değil, birbirimize kulak verdiğimizi göstermek istiyoruz” sözleriyle açıklıyor.
Öğrenci temsilcisi Kharbach’ın yorumu şöyle: “Kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi konusunda aynı talepleri paylaşıyoruz. Ayrıca biz öğrenciler de işçiyiz ya da geleceğin ücretli çalışanlarıyız.”
17 Ekim’e kıyasla daha az gerilimin yaşandığı 5 Kasım protestolarında 642 kişi gözaltına alındı, 112 kolluk kuvveti yaralandı. Eğitim Bakanlığı aynı gün 82 lisede abluka olduğu bilgisini paylaştı. Öğrenci örgütleri 1000 lisede eğitimin durma noktasına geldiğini, üniversitelerin yüzde 90’ında eylem yapıldığını iddia ediyor.
Şimdi Fransa’nın gündeminde önemli bir buluşma var. Sébastien Lecornu 9 Kasım’da sendika ve işveren temsilcileriyle “sosyal konferans” yapacak. 17octobergiletjaunes grubuysa bugün Fransa halkını tekrar gösterilere çağırıyor. USL, L’Union Étudiante gibi öğrenci örgütleri de yine medyanlarda olacaklarını söylüyor.
(HA)












