Lyon’daki neo-faşist ve antisemit gruplarla bağlantılı Quentin Deranque’ın ölümü, aşırı sağın saldırı dalgasını tetikledi. Bu dalga, devletin en üst makamlarında da yankı buldu. Ölümü üzüntüyle karşılamak, işçi hareketi ile solun yürütülen siyasal araçsallaştırmayı teşhir etmesine ve hazırlanan sert otoriter saldırı karşısında cephe almasına engel olmamalı.
14 Şubat’ta Lyon Savcılığı, 23 yaşındaki aşırı sağcı militan Quentin Deranque’ın ölümünü duyurdu. Savcılık, başlangıçta “kasten yaralama” kapsamında başlattığı soruşturmayı daha sonra “ağırlaştırılmış ölümle sonuçlanan darp” suçlamasını da kapsayacak şekilde genişletti.
Deranque’ın, aşırı sağcı Némésis hareketine mensup kadın militanların, Rima Hassan’ın Lyon Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nde (Institut d’études politiques, IEP) katılacağı konferansa karşı 12 Şubat’ta gerçekleştirdikleri ırkçı eylemde yer aldığı belirtiliyor. Eylem sırasında “İslamo-solcular fakültelerimizden defolun” yazılı bir pankart açtılar.
Neo-faşist çevrelerde intikam çağrıları
Mediapart’ın aktardığına göre Hassan’ın konferansının ardından bir kavga çıktı; bu kavgada neo-faşist militan Quentin Deranque beyin sarsıntısı geçirdi. Günün ilerleyen saatlerinde acil yardım ekipleri müdahale etti. Deranque’ın ölümünün ardından başta Fransa’daki aşırı sağ ve neo-faşist yapılar olmak üzere, Avrupa’daki neo-faşist çevrelerde intikam çağrıları öne çıktı.
Fransa Meclisi’ndeki aşırı sağ parti Ulusal Birlik’in (Rassemblement National) bir önceki genel başkanı Marine Le Pen, “aşırı sol milisler” ifadesini kullanarak bu yapıların “terör örgütü olarak değerlendirilmesi” çağrısında bulundu. Meclisteki diğer aşırı sağ parti Cumhuriyetçiler’den (Les Républicains) Bruno Retailleau ise “Boyun Eğmeyen Fransa (La France insoumise, LFI) etrafında dönen uydu yapılarda hüküm süren aşırı şiddet”ten söz etti. Emmanuel Macron’un çevresinde de benzer bir ton öne çıktı; Gabriel Attal, “aşırı solun şiddeti kontrolden çıktı” dedi.

Yeni Halk Cephesi
Jean-Luc Mélenchon’un önderliğinde kurulan LFI hareketini kuruluşundan bu yana “sol” ya da “radikal sol” olarak anıyorlar. LFI öncülüğünde 2024 erken genel seçimleri sürecinde kurulan Yeni Halk Cephesi (Nouveau Front populaire), Fransa’da aşırı sağın yükselişine karşı sol ve ekolojist güçleri ortak bir program etrafında bir araya getiren bir seçim ittifakı kurdu. Koalisyonda LFI’nin yanı sıra Sosyalist Parti (Parti socialiste), Fransız Komünist Partisi (Parti communiste français) ve Avrupa Ekoloji-Yeşiller (Europe Écologie Les Verts) gibi partiler de yer aldı.
Bu blok, 1936’daki tarihsel sol ittifaka gönderme yaparak “Halk Cephesi” adını benimsedi. Sosyal adalet, kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, emeklilik reformunun geri çekilmesi, ücret artışları ve ırkçılıkla mücadele başlıklarında ortak bir program sundu; temel hedefini de aşırı sağın iktidara gelişini engellemek olarak ilan etti.
Yeni Halk Cephesi, 2024 erken genel seçimlerinde Meclis’te en büyük blok konumuna yükseldi. Sosyalistler, komünistler ve ekolojistleri bir araya getiren ittifak, özellikle ikinci turda stratejik çekilmeler ve karşılıklı destek mekanizmaları sayesinde aşırı sağın mutlak çoğunluk elde etmesini engelledi. Oy oranı bakımından tek başına çoğunluğa ulaşamadı; buna karşın sandalye sayısı üzerinden güçlü bir temsil sağladı ve Ulusal Meclis’te belirleyici bir konuma yerleşti. Böylece Fransa’da parçalı ve koalisyonlu bir siyasal tablo ortaya çıktı; aşırı sağın iktidar yürüyüşü de frenlendi.

Solu hedef haline getirme hamlesi
2024 seçim sonuçlarından memnun kalmayan Macron ve diğer sağ ile aşırı sağ parti ve gruplar, Boyun Eğmeyen Fransa’yı hedeflerinden hiç çıkarmadı. Devletin resmî iç sınıflandırma sisteminde, 2026 yerel seçimleri öncesinde yapılan bir değişiklikle LFI’yi “aşırı sol” kategorisine aldı. İçişleri Bakanlığı bu kararı 2 Şubat 2026 tarihli genelgede yayımladı. LFI ise, kendileriyle benzer ideolojik blokta görülen İşçi Mücadelesi (Lutte ouvrière) ve Sürekli Devrim (Révolution permanente) gibi yapılarla aynı biçimde “aşırı sol” hanesine yazılmasını tehlikeli bir adım olarak niteleyip iptal istemiyle Danıştay’a başvurdu.
Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) yerel seçimler vesilesiyle devlet tarafından “aşırı sol” olarak sınıflandırılması ve Emmanuel Macron’un bu pozisyonu yeniden teyit etmesi dikkat çekti. Aşırı sağ da bu sınıflandırmayı, Genç Muhafız’ın (Jeune Garde) kapatılmasını meşrulaştırmak ve benzer yeni önlemler talep etmek için şimdiden kullanmaya başladı. Genç Muhafız (Jeune Garde), özellikle Lyon merkezli faaliyet yürüten militan bir antifaşist gençlik örgütü. Bu nedenle sağ siyasetçiler örgütü sık sık hedef alıyor.
Sol parti ve yapılar, mevcut tabloyu aşırı sağa karşı mücadeleyi ve antifaşizmi kriminalize etme girişimi; ayrıca başta Boyun Eğmeyen Fransa olmak üzere radikal sol siyasal örgütleri hedef haline getirme hamlesi olarak okuyor. Quentin Deranque’ın ölümünün ardından aşırı sağın yıllardır Fransa’da yabancılara, sola, LGBTİ+ bireylere ve gençliğe karşı sergilediği şiddeti görünmez kıldıklarını; buna karşılık sol ve muhalif yapıları kriminalize etmeye yöneldiklerini vurguluyorlar. Nitekim daha bir ay önce Lyon’da 20 yaşındaki Ismael Aali’nin bir gölet yakınında ölü bulunmasıyla sonuçlanan ırkçı cinayet, siyasal sınıfın neredeyse tam bir kayıtsızlığı eşliğinde yaşandı; bu örnek üzerinden de kamuoyuna duyarlılık çağrısı yapıyorlar.

Neo-faşistlerden eylem hazırlığı
21 Şubat’ta aşırı sağ, neo-faşist militan Quentin Deranque anısına Lyon’da yürüyüş düzenlemeye hazırlanırken antifaşist yapılanmalar da bunu engellemek için çalışma yürütüyor. LFI milletvekili Thomas Portes, X hesabından “21 Şubat Cumartesi günü Lyon’da yapılacak yürüyüş aslında neo-Naziler tarafından organize edilen bir operasyon” ifadelerini kullandı. Yürüyüşe gelen tepkiler üzerinden İçişleri Bakanı Laurent Nuñez de kamu düzeninin bozulma riskini yüksek gördüğünü, tamamını kontrol altına alamayabileceğini söyleyerek yarın yapılacak anmayı iptal edebileceklerini belirtti. Basın, medya ve sosyal medya üzerinden yürüyen yoğun tartışmalar eşliğinde, son 24 saate girilirken gelişmeler kaygıyla izleniyor.
Bugün Fransa’da Quentin Deranque’ın ölümü üzerinden neo-faşist şiddetin tarihsel ve güncel gerçekliği görünmez kılınırken, antifaşizmi ve radikal solu “aşırı” kategorisine iten söylem, demokratik muhalefeti kriminalize etmenin önünü açan tehlikeli bir eşiğe işaret ediyor. Yaşananları yalnızca aşırı sağın yükselişiyle değil, merkez ve sağ siyasetin bu yükselişle kurduğu paralel söylemle birlikte okumak gerekiyor. Bu süreç sorgulanmaz ve teşhir edilmezse hedef yalnızca belirli örgütlerle sınırlı kalmayacak; toplanma, ifade ve siyasal örgütlenme özgürlüğü de baskı altına girecektir. Fransa’da neo-faşist bir militanın ölümü etrafında örülen bu söylem, aslında solun şeytanlaştırılması ve muhalefetin daraltılması sürecinin yeni bir perdesi olarak okunacaktır.
(EJA/VC)







