Fransa, aşırı sağcı politikacıları konuşmaya devam ediyor. Bu kez gündemde Rassemblement National (Ulusal Birlik) partisinin genel başkanlık koltuğunda oturan Jordan Bardella var.
Tartışma, bağımsız medya kuruluşu Mediapart’ta 28 Eylül’de yayımlanan Alexandre Berteau ve Antton Rouget imzalı haberle başladı. Beş ay süren araştırma sonucunda ulaşılan bilgilere göre Bardella, 17 yaşında olduğu 2013 yılından 2015’e kadar antisemit görüşlere sahipti. Mediapart, haberin politikacının özel yazışmalarına ve tanıklıklara dayandığını, bilgilerin bağımsız kanallardan doğrulandığını ileri sürdü. Yayından önce Bardella’dan röportaj talep edilmiş ancak Bardella yazılı yanıt göndermekle yetinmişti:
“Ne özel ne kamusal alanda, ne yazılı ne sözlü ırkçı ve antisemit ifadeler kullandığım yönündeki iddiaları kesinlikle kabul etmiyorum. 2013 yazında henüz reşit değildim ve Front National’in aktif bir üyesi değildim. Bu durum, söz konusu ‘kaynakların’ yalan söylediği konusunda sizi uyarmalıydı. Size bu yönde bilgiler iletildiyse kesinlikle kaba bir sahtecilik, gerçek bir casusluk operasyonu söz konusudur. Diğer kişilere atfettiğiniz sözlere gelince, üçüncü şahısların yazdıklarından ya da söylediklerinden hiçbir şekilde sorumlu tutulamam. Bana yönelik iftira niteliğindeki her türlü suçlamaya karşı hukuki yollara başvuracağım.”
Meta’dan dosya istendi
Haberin çıkardığı gürültünün ardından, 1 Ekim akşam saatlerinde Mediapart’ta bu kez Jordan Bardella’nın yazışmalarının ekran görüntüleri ve bunlara hangi yöntemle ulaşıldığı paylaşıldı. Genç politikacı, habere kaynaklık eden iki kişiyle 2013 yılında Facebook Messenger üzerinden sohbet etmişti. Gazetecilerin isteği üzerine bu kişilerden biri, Facebook’tan, yani Meta’nın ABD’deki merkezinden, 2013’teki Jordan Bardella adlı kullanıcıyla yaptığı sohbetlerin bulunduğu dosyayı indirmek için talepte bulundu.[1]
Dosya gazeteciler tarafından incelendi ve yazışmaların gerçek olduğu, o dönemden bu yana herhangi bir şekilde tahrif edilmedikleri görüldü. Mediapart’a göre o sıralarda kimsenin tanımadığı sıradan bir genç olan Jordan Bardella’nın sohbetlerinde ailesine, eğitimine ve özel hayatına ilişkin aktardığı ayrıntılar, mesajları yazan kişinin kendisi olduğunu kanıtlıyordu. Bu bilgiler ayrıca Bardella’nın 2024’te yayımlanan otobiyografik kitabı Ce que je cherche’le karşılaştırılıp kontrol edildi. Mediapart, belge olarak sunduğu ekran görüntülerinin bir icra memurunun eşliğinde indirildiğini ve onaylatıldığını belirtti.
“Bütün bankalar Yahudilerin elinde”
Son yıllarda Fransa’nın en popüler politikacılarından biri haline gelen 31 yaşındaki Jordan Bardella, habere konu olan yazışmalarında “Bütün bankaların Yahudilerin elinde olduğu” gibi ifadeler kullanıyor. Bir sohbetinde “Yahudi, diğer halkları egemenliği altına almalı, onları ezmeli ve soymalı” diye başlayıp şöyle devam ediyor: “Bir Siyonist, kaçınılmaz olarak bir Yahudidir. Fransa’da bunun iki güzel örneği BHL (Bernard Henri-Lévy) ve (Jacques) Attali. Ve istedikleri, İsrail’in egemenliğinde, başkenti Kudüs olan bir yeni dünya düzeni.”
Berteau ve Rouget, haberlerini politikacının o dönemde ve sonrasında içinde yer aldığı, beslendiği ideolojik ortamı gösteren e-postalar ve çevresindeki kişilerle yaptıkları görüşmelerle de destekliyor. Örneğin, adını vermeyen eski bir danışmanına göre Bardella, antisemit fikirleriyle bilinen Alain Soral’in “kilometrelerce uzunluktaki videolarını izlemiş, kitaplarını okumuş”. Fransa’daki neofaşist hareketin en tanınan yüzlerinden iş insanı Frédéric Chatillon’la çeşitli dönemlerdeki ilişkisi de haberin tamamlayıcı unsurları arasında yer alıyor.
Ekran görüntüsü yayımlanan e-postalardan bir diğeri Laurent G.’ye ait. O dönemde Front National’in (Ulusal Cephe) Seine-Saint-Denis’deki gençlik sorumlusu olan Laurent G., Bardella’ya Alain Soral ve Éric Naulleau’nun Dialogues désaccordés adlı kitabını PDF olarak gönderip “şiddetle okumasını” tavsiye etmiş. Mediapart’ın haberi hazırlarken ulaştığı Laurent G., e-postaları kendi inisiyatifiyle gönderdiğini, kimseyi herhangi bir düşünceye zorlamadığını belirtiyor. Bardella hakkında hatırladıkları arasında, “Adolf Hitler’in II. Dünya Savaşı’ndan sonra hayatta kalmış olabileceğine dair teorilere ilgi duyduğu” da var. Ayrıca gazetecilerle yaptığı görüşmelerde, Bardella’nın başucu kitabının Holokost inkârcısı yazarlardan ABD’li Eustace Mullins’in Les Secrets de la Réserve Fédérale adlı eseri olduğunu aktarıyor. Tartışmalar sürerken Laurent G., YouTube’daki Les Incorrectibles adlı programa yüzünü gizleyerek katıldı ve Mediapart tarafından manipüle edildiğini ileri sürdü.
Jordan Bardella ve Rassemblement National temsilcileri, farklı mecralarda Mediapart’ın kanıt olarak sunduğu belgeleri “montaj”, “sahtecilik”, “manipülasyon”, “şüpheli ekran görüntüleri” gibi sözlerle inkâr edip kınadılar. Ancak bu çevrede, sayıları az da olsa farklı düşünenler var. Radio France’tan Victoria Koussa’ya konuşan Marine Le Pen’in eski bir siyasi yol arkadaşı, Bardella’nın iddiaları en baştan bir “gençlik hatası” olarak kabul etmesi gerektiğini söyledi.
“Politika iletişimdir”
Jordan Bardella, 1995’te Drancy’de dünyaya geldi. Annesi İtalyan kökenli, babası Fransız. Çocukluğunu Paris yakınlarındaki dezavantajlı bölgelerden Seine-Saint-Denis’de geçirdi. Kendi anlatımıyla, 2012 yılında televizyonda Marine Le Pen’i seyrettikten sonra FN’ye katılma kararı aldı. Sonrası hızlı bir yükseliş: Seine-Saint-Denis’nin en genç bölge sorumlusu, parti sözcüsü, başkan yardımcısı, milletvekili... 2022’den bu yana Rassemblement National’in genel başkanlığını yürütüyor.
İnternet ortamında siyasallaşan ilk kuşaktan olduğu belirtilen Bardella, politikayı iletişim olarak tanımlıyor ve sosyal medya kanallarını yoğun biçimde kullanmasıyla dikkat çekiyor. Instagram’daki takipçi sayısı 1,4 milyon. Katıldığı etkinliklere özellikle gençlerin ilgisi yüksek. Ce que je cherche adlı kitabı 200 binden fazla sattı, imza günlerinde uzun kuyruklar oluştu.
Marine Le Pen’in AB fonlarının kötüye kullanılması davasında aldığı ilk derece mahkûmiyeti, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylığının önünde engel oluşturuyordu. Ancak Temmuz 2026’daki istinaf kararıyla seçilme yasağının süresi kısaltılınca adaylığının önü açıldı. Le Pen’in yarış dışında kalması durumunda partinin alternatif adayı olarak Jordan Bardella öne çıkıyordu.[2]
Le Pen’in seçilmesi durumunda başbakanlık koltuğunda görmek istediği Jordan Bardella’nın adı da AB fonlarıyla ilgili başka iddialarda geçiyor. RN, 2019’daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden Fransa’da birinci parti olarak çıkmış, Bardella da milletvekili seçilmişti. Le Canard enchaîné gazetesinin haberine göre Bardella’nın medya performansını geliştirmek amacıyla aldığı eğitimler için Avrupa Parlamentosu kaynaklarından yararlanıldı. 2019-2021 yıllarındaki medya eğitimi hizmetleri kapsamında 133 bin euroyu aşan harcama yapılması üzerine Avrupa Savcılığı mayıs ayında dolandırıcılık şüphesiyle soruşturma başlattı. RN ve Bardella suçlamaları reddediyor.
Bardella hakkındaki bir diğer dosya ise 2015’te Avrupa Parlamentosu’nda Front National’i temsil eden Jean-François Jalkh’ın yanında yaptığı dört aylık stajla ilgili. Yolsuzlukla mücadele çalışmalarıyla tanınan sivil toplum kuruluşu Anticor, Bardella’nın sahte evrakla parlamentoda çalışıyormuş gibi gösterildiği iddiasıyla 9 Ocak’ta Paris Adli Mahkemesi’ne yaptığı bir şikâyette bulundu. Ancak bu şikâyetle ilgili savcılık henüz soruşturma kararı vermedi.
“Jordan’a güvenim tam”
Antisemitizm açısından geçmişi pek temiz olmayan Rassemblement National’in başkanına yönelik suçlamaların neden bu kadar tepki çektiği, partinin hikâyesinde, özellikle 2010’dan sonra yaşadığı değişimde saklı. Politik hayatına, antisemit görüşleriyle tanınan babası Jean-Marie Le Pen’in kurduğu Front National’de başlayan Marine Le Pen, nefret söylemlerinden uzak duruyor. 2011’den beri lideri olduğu ve 2018’de adı Rassemblement National olarak değiştirilen partiyi Fransa’daki “Yahudilerin kalkanı” olarak lanse etmekten kaçınmıyor. RN’nin yolunun Jordan Bardella ile kesişmesi de bu değişim döneminin ürünü. Bardella, imaj yenileme stratejisinin bir parçası olarak gösteriliyor.
Marine Le Pen, Mediapart’taki ilk yazının ardından “Deli saçması” yorumunu yaptı ve saatler sonra Jordan Bardella ile basın toplantısına katılarak desteğini gösterdi. Hatta Mediapart çalışanlarını “Kevlar kostümlerini giymeleri gerekecek” diyerek tehdit etti. Bunun üzerine birçok yayın organı, ortak bir metinle Le Pen’i kınadı. Kevlar’ın kurşun geçirmez yeleklerde kullanılan sentetik bir elyaf olduğunu hatırlatalım.
İkinci yazıdan sonra ise Marine Le Pen cephesine sessizlik hâkimdi. İki gün süren suskunluk, La Tribune dimanche gazetesine yaptığı kısa bir “Jordan’a güvenim tam” açıklamasıyla son buldu.
Verian’ın Le Figaro Magazine için gerçekleştirdiği anket de Fransızların Bardella’ya desteğinin sürdüğünü gösteriyor. 27-29 Eylül tarihlerinde yapılan çalışmada, “Önümüzdeki ay ve yıllarda hangi siyasetçinin önemli rol oynamasını istersiniz?” sorusuna verilen yanıtlarda Jordan Bardella yüzde 40 ile ilk sırada yer alırken onu yüzde 39 ile Marine Le Pen izledi.
LCI adlı televizoyn kanalının talebiyle Ifop tarafından 6-7 Ekim’de, 18 yaş ve üzeri 1000 kişiyle yapılan bir anket daha var. Katılımcıların yüzde 72’si, olaydan sonra Bardella hakkındaki görüşlerinin değişmediğini belirtiyor. Fikrinin olumsuz yönde değiştiğini söyleyen yüzde 21’lik kesimin yarıya yakını 18-24 yaş arası gençler. Yüzde 7’lik kesimin görüşü ise olumlu yönde değişmiş.
Ankete katılan Fransızların yüzde 74’ü, iddiaların doğrulanması halinde Bardella’nın antisemit düşüncelerini “vahim” olarak değerlendiriyor. RN destekçilerinin cephesinde durum farklı: Yüzde 45’i için sözler “vahim”, yüzde 55’i içinse “vahim değil”. Bu grubun yüzde 26’sı “hiç vahim değil” yanıtını vermiş. Söylemin sorunlu olduğu algısı, kadınlar ve 18-24 yaş arası gençlerde daha yüksek.
Ifop’un anketinde politikacının yaptığı savunmanın ikna düzeyi de araştırılmış. Katılımcıların yüzde 61’i ikna olmadığını söylüyor. RN seçmenlerinin yüzde 88’i ise Bardella’nın suçlamalara yönelik yanıtlarını tatmin edici bulmuş.
“Beni diz çökmüş görmek isterdiniz”
Marine Le Pen ve Jordan Bardella, tüm bunların ardından 6 Ekim’de partinin bütçeyle ilgili basın toplantısında bir araya geldi. Toplantıda bulunan Mediapart muhabiri, Jordan Bardella’ya “Reddediyorsunuz ama Meta’nın sunucusundan gelen bu ifşalarda tam olarak yanlış olan nedir?” sorusunu yöneltti. Bardella, konuşmasına “Haber kaynaklarınız... Onlardan biri manipüle edildiğini söyledi ve sizi yalancılıkla suçladı” diyerek başladı:
“Haberi yazan Sayın Rouget aramızda değil, belki meslektaşlarının önünde karanlık geçmişinden bahsedilmesinden korkmuştur. Vatanımızı savunan Fransız askerlerin anıtına saygısızlık etmekten ceza almıştı. Belki gençliğinde İspanya’da terörist olarak tanımlanan ve yasaklanan bir gruba üye olduğundan bahsetmemizden korkmuştur. Suçlamalarınızı, delillerinizi, kaynaklarınızı reddediyorum. Mahkemede bunları tartışma fırsatımız olacak. Size hesap verme fikri bile beni biraz rahatsız ediyor. Meslektaşlarınıza ve bizi seyreden Fransızlara yöntemlerinizi hatırlatmak isterim. Bu son saatlerde tek tek ortaokul ve lise arkadaşlarıma ulaşmaya çalışıyorsunuz. 12-16 yaş arasında arkadaşlık ettiğim kişilerden özel yazışmalarımızı, ekran görüntülerini istiyorsunuz. Bu yöntemleri kötü niyetlilikle suçlamayacağım, kararı Fransız halkı verecek ama bana öyle geliyor ki yaptığınız bu küçük operasyon ülkede pek yankı bulmadı. Sizin için üzgünüm. Sanırım beni diz çökmüş görmek isterdiniz ama yanlış tanıyorsunuz. Kurucusu, İsrailli sporculara yönelik saldırıyı takma isimle yazılar yazarak savunan biri olan; iki gazetecisi cihatçı teröristleri finanse etmekten 2024’te ceza alan Mediapart’tan antisemitizmle mücadele dersi alacak değilim.”[3]
Bardella’nın ardından mikrofonu alan Marine Le Pen ise geçmişte Le Monde ve La Croix gazetelerine yönelik açılmış bir iftira davasını anarak Mediapart’a yüklendi.[4]
Toplantıyı izleyen günlerde, 9 Ekim’de Mediapart yeni ekran görüntüleri paylaştı. Bunlardan biri, politikacının 18. yaş gününden bir gün önce, 12 Eylül 2013’te, o dönemdeki adıyla Twitter’da (X) yaptığı bir paylaşıma aitti. Hâlâ ulaşılabilen mesajında, “Cumhurbaşkanı François Hollande’ın ekonomi danışmanının, Emmanuel Macron’un, Rotschild bankası çalışanı” olduğunu vurguluyor. Twitter’daki mesaj saat 22.50’de yazılmış; 22.52’de Facebook Messenger’daki özel yazışmasında da benzer bir cümle var: “İnternette ilginç bir şeyler okuyordum. Hollande’ın ekonomi danışmanının Rotschild bankasında çalışan biri olduğunu biliyor muydun?”
Mediapart, Twitter ve Facebook’taki mesajların zaman ve içerik açısından uyumuna, yazım hatalarının aynı olduğuna dikkat çekiyor: Rothschild yerine Rotschild...
9 Ekim tarihli önemli bir haber daha mevcut: Le Canard enchaîné gazetesi, Bardella’nın Front National’deki ilk yıllarında kullandığı farklı bir Facebook hesabındaki tüm verilerin, Mediapart’taki haberin ardından, 28 Eylül ile 2 Ekim arasında silindiğini iddia ediyor.
Jordan Bardella, Mediapart’ın ifşalarını “Antisemit söylemleri asla kabul etmeyeceğiz. Asla. Sorumlular konuya açıklık getirmeli” sözleriyle yorumlayan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a X üzerinden “Ben 7 Ekim 2023’ten sonra Paris sokaklarında yürüdüm ve İsrail’e gittim. O değil” diye yanıt vermişti. Zira İsrail’deki saldırılardan sonra Paris’te düzenlenen destek yürüyüşüne Marine Le Pen ile yan yana katılmışlardı.
Şimdilik birlikte dursalar da bu skandalın ardından siyaset sahnesinde daha ne kadar birlikte yürüyeceklerini zaman gösterecek. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde üç kez ikinci tura kalan ama her defasında yarışı kaybeden aşırı sağcı Rassemblement National’i Fransızların bir kez daha durdurup durduramayacağını da...
Aşırı sağda bir militan nasıl sosyalleşir?
Mediapart, sosyolog Samuel Bouron ile de bir röportaj yaptı. Front National üzerine araştırmaları bulunan ve Jordan Bardella’nın antisemit görüşlerine şaşırmadığını söyleyen Bouron’un tespitleri ilginç:
“FN-RN, İslamofobik, yabancı düşmanı ve antisemit görüşlere sahip daha radikal ve marjinal gruplarla olan ilişkisini idare etmeyi bilen bir parti. Kimi zaman bu grupları kendinden uzak tutar, kimi zaman onlardan yararlanır. FN-RN’yi özerk ve izole bir yapı olarak görme eğilimine rağmen durum bundan çok farklı. Çünkü parti, başta ‘radikal aşırı sağ’ olarak nitelendirilenler olmak üzere, çeşitli aşırı sağcı gruplar için bir buluşma noktası işlevi görüyor...
Dolayısıyla Jordan Bardella’nın yazdıklarını okuduğumuzda hiç şaşırmıyoruz. Bu çevrelerde kabul görmek, ciddiye alınmak için belli bir radikallik sergilemek gerekiyor. Militan sermayenin özü bu...
Partinin perde arkası ile resmî cephesi arasında bir iç gerilim var. ‘Kravat stratejisi’, radikal çevre ve referanslardan, özellikle de antisemitik, yabancı düşmanı ve ırkçı olanlardan uzaklaşma olarak anlaşılmamalı. Bu daha çok kamuoyuna yönelik resmî imaj ile parti üyeleri arasındaki özel iletişimi birbirinden ayırma becerisi. Özel iletişimin işlevi grubu birleştirmek, takım ruhu oluşturmak ve ‘bir aile olmak’.
Bardella’nın basamakları tırmanmasını sağlayan şey antisemitizmi değil, bu yaftalara mesafe koyması, kamusal söylemini kontrol etmesi, halk ve gazeteciler önünde saygın bir duruş sergileme kapasitesi...
Mediapart tarafından ortaya çıkarılan belgeler, bana göre öncelikle aşırı sağda bir militan olarak nasıl sosyalleşildiğini ortaya koyuyor. Bu çevreye genellikle daha radikal gruplar aracılığıyla girilir, burada ideolojik referanslar ve ağlar edinilir, ardından profesyonel siyaset oyunlarının kuralları öğrenilir...”
Dipnotlar:
[1] Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü uyarınca tüm Facebook-Meta kullanıcıları bu dosyaları talep etme hakkına sahip.
[2] AB fonlarının kötüye kullanılması davası Marine Le Pen’in yanı sıra partiyi ve bazı çalışanlarını kapsıyor. Le Pen, 31 Mart 2025’teki ilk derece kararında dört yıl hapis, beş yıl seçilme yasağı ve 100 bin euro para cezasına çarptırıldı. Paris İstinaf Mahkemesi ise 7 Temmuz 2026’da hapis cezasını ikisi ertelenmiş üç yıla, seçilme yasağını da 30 ayı ertelenmiş 45 aya indirdi. Mahkeme, seçilme yasağının uygulanması gereken 15 aylık bölümünün tamamlandığını değerlendirerek Le Pen’in 2027 seçimlerine aday olabilmesinin önünü açtı. Le Pen kararı temyize taşıdı.
[3] Antton Rouget, blog yazısında toplu hırsızlık suçundan aldığı bir ay ertelenmiş hapis ve 300 euro para cezasına neden olan olayı şöyle anlattı: “19 yaşında katıldığım barışçıl bir sivil itaatsizlik eylemiydi. Bir grup arkadaşımla anma törenleri sırasında Fransız bayrağını indirdik. Amacımız, büyüdüğüm köydeki savaş anıtından 1914-1918’de silah altına girmeyi reddeden binlerce Bask asker kaçağının anısının silinmesini protesto etmekti... Bu eylemin sorumluluğunu üstlendim, hiçbir zaman gizlemeye çalışmadım...”
Jordan Bardella’nın andığı diğer iki gazeteci, bir dönem Mediapart’a da Ortadoğu üzerine haberler hazırlayan serbest muhabirler Céline Martelet ve Édith Bouvier. Ayrıntılar için:
[4] Marine Le Pen’in toplantıda bahsettiği kişi Jean-François Jalkh. Bir süredir ciddi sağlık sorunları yaşayan Jalkh, Le Monde ve La Croix gazetelerine iftira davası açmıştı. Jalkh’ın Mediapart’ın haberlerinde adının geçmesinin nedeni, Bardella’nın Avrupa Parlamentosu’nda kısa bir süre asistanlığını yapması. RN’nin konuyla ilgili bir basın bülteni var: https://rassemblementnational.fr/communiques/diffamation-de-jean-francois-jalkh-mediapart-continue-dans-la-diffamation-et-verse-dans-labjection
(NO/VC)




