Pazaryerinde şemsiyeyle birlikte havalanıp uçan güzide kardeşimizin yüzü her aklıma geldiğinde gülerim. Şemsiyenin hareketlenmesine rağmen ayağını çekip yere inmek yerine diğer ayağını da şemsiyenin ayaklığına koyup gergin ama neşeli bir ifade ile uçup gittiydi. Hatırlayanlar benimle birlikte gülerken denk gelmeyenler de hemen videoyu bulup izledikten sonra bize katılabilirler.
Şemsiyeyle semaya yükselen bu kardeşimizin açtığı yol sayesinde ilerlemeler kaydedildi ve uzay turisti bir astronot da yetişti. Şemsiyeyle uçan bu kardeşimizin adının Hazerfen’den sonra sivil havacılık alanında anılması bence şart. Ben gülmeye devam ederim, o ayrı.
Geçen hafta memleketimiz için bambaşka bir aşama kaydedildi. Annemle çayımızı çekirdeğimizi almış memleketin hallerine dair haberleri bol mimik ve aşırı vurgu eşliğinde izlerken önce ayırdına varamadık. Her haber bülteninde aşırma, soygun, hırsızlık, talan manşetleri olduğundan durumun ciddiyetini önce kavrayamadık. Neyse ki her haberi en az üç tekrarla sundukları için ayrıntıları kaçırmadan duruma hakim olabildik.
Olayımız çok değişik. Kuyumcuyu soymaya karar verip gözünü karartan vatandaş, niyeyse bir adet forklift bulmuş. Forklift dediğin de yol kenarında bulup üzerine atlanacak bir taşıt aracı değil ki! Mesela ben yol kenarında bulsam yürür geçerim. Hiç bilmem neresinden nasıl açılır, nasıl sürülür?
Ancak olayımızın başrolündeki vatandaşımız forklift kullanmayı bilen bir kişi. Türkiye’de kaç kişi bu aleti kullanabiliyor bilemiyorum. Kesin TÜİK biliyordur, onlar açıklasın. Ayrıca bu vesile ile öğrendiğime göre forklift çatal kaldıraç anlamına geliyormuş. Başrolümüz aleti hem çatal hem kaldıraç olarak kullanmış.
Başrolümüz kuyumcunun önüne gece vakti forklift ile gelip kepengi güzelce dağıtıp atmış. Kepengi parçaladıktan sonra camı çerçeveyi de indirmiş. İçeri girip tezgahı devirip önüne gelenleri toplayıp çıkmış. Kamera kayıtlarına bakarsan sakin bir telaş içinde devirdiği tezgahtaki altınları veya artık ne bulduysa onları topluyor. Ama öyle bir hali var ki sanki akşam pazarından meyve sebze topluyor. Değişik bir ruh hali…
Neyse toplayabildiğini topluyor ve iç mekandaki kayıt orada bitiyor. Ama işin eğlencesi buradan sonra başlıyor. Forklifte binip gider mi koşar mı diye beklerken bir sonraki güvenlik kamerasında kendisini eşek üstünde salınırken görüyoruz. Eşeğe binmiş tıngır mıngır sakince gidiyor! Ben çekirdeğin kabuğunu tükürüp “Ayol koşsana!” diye bağırdım tabii. O arada çayımdan bir yudum aldım, kayıtları izlemeye devam ettim.
Olayın geçtiği yerde ne kadar kayıt yapan cihaz varsa hepsine eşeğiyle görünmüş. Bir sağından çekmişler, bir arkasından çekmişler. Büyük ihtimal olay kaydı eline geçen karakolda epey gülücüğe neden olmuş ki onca gereksiz görüntüyü toplayıp peş peşe dizip güzelce yaymışlar. Tabii ertesi sabah da elleriyle koymuş gibi bulmuşlar.
Nerede mi bulmuşlar? Evinde bulmuşlar! Minik eşeğin sırtında tıngır mıngır evine gitmiş. Eşeği ahıra koymuş, altınları samanlığa gömmüş. Yatmış uyumuş. Öyle bir gönül, kafa rahatlığı! Bir yandan çekirdek çitlemeye devam edip bir yandan söyleniyorum tabii. “Kesin bu işin içinde bir iş var” diye. Bir iki ayrıntı daha bulurum umuduyla biraz daha kurcaladım sağı solu, ama bülten bitene kadar haberler bayatladığından onu çoktan unutmuşlardı. Hakkındaki en son haberde, yaptıklarını güzelce anlatmış, sonrası yok.
İhtimalen tutuklanmıştır. Ama şu anda ne düşünüyordur, şimdi? Forklifti neden olay yerinde bıraktığını mı, neden eşeğe bindiğini mi? Ne düşünüyordur? Meraktayım. Şu işin uzmanları bir gidip görüşseler olmaz mı? Belki buraya özgü bambaşka bir insan halidir bu, belli mi olur? Ricamızı kırmayınız, meraktayız.
(ÖE/AB)







