Atina’da halen sürmekte olan beynelmilel film festivalinde NAZA belgeselinin 1 Ekim’deki iki gösterimi de kapalı gişe gerçekleşti. Bu sene komşunun başkentinde 32. kez tertip edilen sinema buluşması öncesi, Yunanistan ile İsrail’in son zamanlardaki yakın ilişkisi yüzünden belgesel gösteriminin iptal edilme ihtimallerinden bile bahsediliyordu. Lakin, Venedik’te bomba etkisi yapan prömiyerinden sonra meselenin dünya gündemine tekrar yerleşmesine yarayan film fiyakalı etkinlikte gösterilmekle kalmadı, ertesi gün Atina ve Selanik sinemalarında vizyona girdi.
Belgeselin festival gişesinde nail olduğu başarıdan ve başkentin sokaklarında sık sık rastladığım Filistin’e destek grafitilerin yüksek sayısından dolayı, fazlasıyla kalabalık olacağına inandığım ilk halk gösterimine vakitlice yetişmem şarttı!
Lakin daha önce gitmediğim, başkentin merkezinden nispeten uzak ve bana sapa gelen bir semtindeki sinema salonuna bu durumda taksiyle gitmem beklenirken, Atina’da yaşanmakta olan “taxi” dehşeti yüzünden otobüsleri tercih etme gafletinde bulundum. Filmin başlamasına kısa bir süre kala kilometrelerce mesafeyi hızla yürüyerek katetmek, artık sadece cep telefonu marifetiyle rezervasyon alıp sıradan müşterilerini snobe eden şoförlerle muhatap olmaktan gene de iyiydi (Kaldırımlarda slalom yaparak yürümeme sebep olan köpek dışkılarının bolluğu da cabası!).
Fakat son anda yetiştiğim ilk gösterim için bırak gişenin önünde bulmaktan korktuğum hengâmeyi, işbu yazının da bir parçası olduğu, Filistin’e yönelik entelektüel pornografinin bazıları için festival ve sinema fetişizmiyle özdeşleştiğini hissettim; ne de olsa heyula gibi sinema salonunda yirmi kişi ha var, ha yoktuk! Hatta İngilizce altyazı olmadığını fark eden bir baba ve oğul etrafa asgari rahatsızlık vererek ortamı hızla terk ediverdi.
Cellat daima ortalıkta

2026 Birleşik Krallık yapımı 80 dakikalık ödüllü NAZA’nın prodüktörleri arasında The Guardian olunca insan belgesele daha da güvenerek yaklaşıyor. Üstelik filmin yönetmen ve senaryo yazarları bir o kadar çarpıcı Gidecek yer yok belgeseline imza atanlardan İsrailli muhalifler Yuval Abraham ve Rachel Szor.
Lakin aralarında, Filistinlilere yönelik soykırım yapılmakta olduğunu kabul edeni dahil 24 asker ve istihbarat memurunun filmde ziyadesiyle gerçekçi ve inandırıcı itiraflarına rağmen İsrail devleti ve Netanyahu belgeseli tabii ki lanetlemekle meşgul. Filmi gerçekleştiren ekibe yönelik tehditler gırla gittiği gibi İsrail vatandaşlığından çıkarılma ihtimalleri de Kültür ve Spor Bakanı Miki Zohar tarafından kurcalanıyor.
Sözde ateşkese rağmen İsrail’in asla durdurmadığı Filistin’e yönelik ölümcül saldırılar dünya gündeminde her geçen gün daha az yer kaplarken umuyoruz ki NAZA belgeseli meselenin fail devlet halkı tarafından da sorgulanmasına yol açsın.
Ne de olsa bir ritüel gibi her akşam saat sekizde Channel 12 televizyon kanalının karşısına geçen sıradan vatandaşlar fazlasıyla taraflı ve sansürlü haberlere maruz kaldıkları için vaziyetin vahimliğinden de bihaber olabiliyorlar. Kasvetin ve sessizliğinin çökmüş olduğu, ışıltılı gökdelenlerle “süslü” Tel Aviv gecelerini biz ışıklandırılmamış çatılarda itiraflarda bulunan askerlerle geçiriyoruz. Kamera birer silüet şeklindeki itirafçıları bizden nispeten saklıyor; lakin etraftaki evlerde huzur içinde yaşayan insanları gündelik hayatlarını idame ettirirken uzaktan da olsa izleyebiliyoruz. Zaten her şey İsrail halkının korkmadan, konfor içinde yaşamını sürdürmesi için yapılmıyor mu?
Kamera sık sık, yaptığı kötülükler suratından okunan Netanyahu’nun muhtelif yuvalardaki televizyon görüntülerine odaklanıyor. Hakikatleri örtmek veya çarpıtmak üzere propaganda konuşmaları inatçı liderin çeşitli suçlardan hapse girmemek için uydurduğu gündem ve senaryolara çok uygun!
Bilmediğimiz malumata ulaşabiliyor muyuz?

Aslında monoton bir anlatım şekli seçmiş olan belgeselin yaratıcıları söylenenlere daha iyi konsantre olmamıza bu şekilde imkân tanıyor. Yapay zekâ marifeti ve cep telefonları takip edilmek suretiyle İsrail tarafından öldürülen Filistinlilerin sayısının her gün nasıl arttığına vâkıf oluyoruz. Bilhassa gece eve döndükleri zaman sistem, potansiyel Hamas üyesi olarak damgaladıklarını yok etmeye daha meyilli. Ne de olsa “Baba nerede?” kodu, cep telefonları takip altında tutulan çocuklar aracılığıyla ulaşılan bilgiyi betimliyor ve gece herkes uykuya daldıktan sonra ev, tüm aile fertleriyle havaya uçuruluyor. Genelde yapay zekâ kararının insan tarafından sorgulanmasına ayrılan vakit çok kısa oluyor ve sistem kendi kendine harekete geçebiliyor.
İtirafçılar uzaktan sürdürdükleri ölümcül faaliyetlere gündelik bir ofis işi gibi bakabildiklerini aktarırken bazılarının meseleye video oyunu oynarcasına soğuk yaklaştıklarını duyuyoruz.
Filistinli aile fertleri arasındaki her türlü irtibatı cep telefonları üzerinden takip edebildiği için bir tane itirafçının kendini Tanrı gibi hissettiğini de öğreniyoruz.
Netanyahu’nun gerçekleşeceğine dair malumata önceden sahip olduğu ve önlem almadığı kesinleşmiş 7 Ekim Hamas saldırısı sonrasında Gazze’de hiç masum insan olmadığına dair çarpık kanı da itiraf ediliyor.
Dolayısıyla herhangi bir suçluluk hissine gark olmadan çocukların bile öldürülmesi ondan!
Hamas ferdi olduğu varsayılan bir kişiyi öldürmek için feda edilebilecek sivil Filistinli sayısı hedef alınan şahsın önemine göre değişiyor; tali hasar manasındaki NAZA’lar en üst seviyedeki hedef için beş yüz kişiye tekabül edebiliyor.
İtirafçılardan biri şimdiye kadar Nazilerin gerçekleştirdiği soykırımı anlamakta zorluk çektiğini, lakin artık böyle bir gaddarlığın nasıl mümkün olabildiğini idrak ettiğini ifade ediyor. İsrail’in bir soykırım yaptığını kabul ediyor ve içindeki tüm insanları yok etmek üzere binayı bombaladıktan sonra normal hayata nasıl dönülebildiğini aktarıyor.
Belgeselin sonunda Tel Aviv’in konforlu yaşamlarından Gazze’nin yıkıntılarına geçiyor ve biz belgesel seyircileri rahat koltuklarımızda okkalı son darbeyi yiyoruz.
Jenerik akmaya başlıyor ve Atina’daki devasa sinema salonunu tüyler ürpertici bir sessizlik kaplıyor…
Şayet İsrail’in Filistin’e yönelik soykırımını her iki tarafın cep telefonlarından gerçekleşen dünyaya naklen yayın sırasında takip etmediyseniz NAZA sizi de şoke edebilir. Filmin İsrailli Yahudi sinemacılar tarafından üretilmiş olması ve saygıdeğer festivallerde yer alıp ödüllere layık görülmesi bilhassa Batı dünyasındaki ana akım medyadan beslenenleri de ikna etmeye yarayabilir.
Umalım ki belgesel, İsrail’in ve İsrail’e destek verenlerin Filistin mezalimini sona erdirmelerinde ufak da olsa bir katkıda bulunsun.
Peki, suçluların günün birinde yargılanmasını beklemek fazla iyimser bir duruş mudur?
(HA)








