Genetikçiler şimdi ne derlerse desinler, boş bir levhayım ben, ya da öyle idim. Ama kaygan, gözenekli bir levhayım, ….; günden güne büyüyen, büyürken kendi kendine üzerini yazıyla dolduran ve böylece boş yerleri azalan bir levhayım.”
Bir fetüsün gözünden —daha doğrusu içeriden— yaşamı anlatmak. Bence müthiş bir fikir!
Ian McEwan’ın Fındık Kabuğu’nda yaptığı tam da bu!
Peki, gerçekten doğarken boş bir levha olarak mı doğuyoruz? Yoksa modernitenin kurumları ve iktidar ilişkileri içinde bize aktarılan bilgilerle mi yaşamı anlamlandırıyoruz?
Rahme nasıl düştüğümüzden, ne şekilde büyü(tül)memiz gerektiğine, hangi ilaçları alıp hangi yemekleri yememiz gerektiğine, neyi dinleyip neyi dinlemememiz gerektiğine kadar her şey belirlenmiyor mu?
Kaç çocuk doğurmamız gerektiğini, hangi cinsi doğuracağımıza ve nasıl doğurmamız gerektiğini belirleyen şey tam da bu kurumlar ve iktidar aygıtları değil mi?
Trudy’nin içinde büyüttüğü fetüs kendi “iradesi” ve tırnaklarıyla doğuma karar vermiş.

Anne karnında kendi sorularıyla uğraşadursun; doğumuyla birlikte kimi popüler psikoloji söylemleri de devreye giriyor: gebelik travmalarından anneannemin yaşadığı kuşaklararası travma aktarımlarına, lohusalık hâllerinden “iyi anne” olmanın göstergelerine, “Sütün gelmiyorsa çocuğu içselleştirmemişsin!” suçlamalarına kadar… Heteronormatif aile modellerinden cinsiyet rolleriyle bezenmiş aile tipolojilerine, bebeği hangi kanguruyla taşırsan “güvenli bağlanmayı” kuracağına kadar her şey belirlenmiş değil mi?
Bundan on yıl önce başka şeyler söylenmiyormuş gibi, bugünün doğrularına iman etmemizi isteyen bu sistemin içine doğan çocuklar sahiden bir tabula rasa (boş levha) olarak mı doğmuş oluyorlar, yoksa üzeri her şey ve herkes tarafından karalanan bir levha mı?
Gerçekler iktidarın rengini, desenini, şeklini alıyor; gerçek, gerçek olmaktan çıkıyor, doğrular anlamını yitiriyor.
Bana kalırsa hiçbirimiz boş bir levha olarak doğmuyoruz. Önce John’ın şiirleri yazıldı o levhaya; sonra Trudy ve Claude gelip kendi karanlıklarıyla üzerini kapattılar…
Tırnağımızdan güç alıp o levhayı sularla temizlemeye çalıştık; üzerine yeniden şiirler yazılsın diye…
(AÖ/NÖ)





