Esas hadise ve kavga, o kiraz ağacıdır
“Diyarbakır’da bir aile, köyleri yakıldıktan sonra kente taşınıyor.
Ailede yaşlı bir adam var.
Bu taşınmadan sonraları bu yaşlı amca ara sıra ortadan kaybolmaya başlıyor.
Bir iki gün de geri dönmüyor. Nereye gittiğini kimse bilmiyor.
Bu kaybolmalar tekrarlanınca aile de meraklanıyor.
Sonra onu takip etmeye karar veriyorlar ve durum öyle ortaya çıkıyor.
Meğer yaşlı amca, yüzlerce kilometre yol aşıp, güvenlik ablukasında ve girişi yasak olan köyüne gidiyormuş.
Tüm bu yolculuğun nedeni köyündeki kiraz ağaçları imiş.
Onların bakımsız kalmasına gönlü razı olmamış.
Yasakları delerek, gözaltı-işkence ve ölümü göze alarak gizli gizli köye girip sonra da oradan çıkmasının nedeni bu ağaca su vermekmiş.”
Bu hikâyeyi rahmetli Mihri Belli, 2002 yılında yayımlanan ve derleme yazı-röportajlarından oluşan kitabında*, kendisine Kürt hareketi sorulunca anlatıyor ve şöyle devam ediyor:
“Bu olay bile tek başına bana çok anlamlı geliyor. Esas hadise de tam olarak o kiraz ağaçları.”
***
Dönemi itibarıyla ölüm ve ateş hatlarının çekildiği bir coğrafyada, yaşlı bir adamın bir kiraz ağacını yaşatmak için namluların arasından süzülmesi, barış ve çözüm sürecinin neden can pahasına, amasız ve fakatsız sahiplenilmesi gerektiğinin en saf, en sarsıcı anlatılarından biri olsa gerek.
O ağaca ulaşmak, bu ülkede “insanca ve özgürce yaşama” idealinin tabandaki en organik yansımasıdır.
Nedeni de basit. Elli yıldır bütün çaba, bütün o amansız mücadele bir ağacı yeşertmek içindi.
Ve o ağaç bugün, kökleriyle ve dallarıyla bambaşka bir yerde.
O ağaç kendini kanıtladı; her türlü çoraklaşmaya –zihinsel, sosyal, siyasal– karşı ayakta kaldı.
27 Şubat ile başlayan barış iradesi, o yaşlı adamın elleriyle budadığı kiraz dallarında tomurcuklanan yaşam inadıdır. Çözüm dediğimiz şey, doğrudan doğruya o kiraz ağaçlarının yeniden meyve vermesi, toprağın yaşam suyuyla beslenmesi kavgasıdır.
Bu kavgaya sahip çıkmak veya çıkmamak... Tüm mesele biraz da budur.
Bugün, o ağacın şahsında, yani yaşam arzusunun tam karşısında duran; barışa ve çözüme düşman olan yapılar, insanlar var. Bu kesimler sadece barış sürecinin karşısına kaba bir dille dikilmekle kalmıyor, barış paradigmasının ruhunu içten içe kemirmeye de çalışıyorlar.
Ölümden beslenen, çatışmanın ve kutuplaşmanın zehirli gölgesinde kendi sığ iktidar alanlarını tahkim eden bu yapılar ve insanlar, kiraz ağaçlarına can suyu taşıyanların karşısına her türlü kirli yöntemle çıkmaktan zerre kadar çekinmiyorlar. Barışın inşası için bedenini taşın altına koyanları, bu çetin sürece akıl, emek ve ömür verenleri açıkça hedef alıyor; algı operasyonlarıyla kişileri yıpratmaya, itibarsızlaştırmaya ve en nihayetinde bu emekçileri siyasetin ve yaşamın dışına tasfiye etmeye çalışıyorlar.
Siyasetin o steril, risksiz ve korunaklı odalarında oturup ahkâm kesenler, dedikodu yapanlar, savaşın ve yıkımın bedelini kanıyla, canıyla ödeyen halkın yakıcı gerçekliğinden tamamen kopuklar. Düne kadar sakladıkları muhaliflik pozlarının artık maskesi düştü. İşte yılların gazetecilerini görüyoruz. Nasıl da bir bir döküldüler.
Yaşlı bir adamın o kiraz ağacına duyduğu derin ve karşılıksız sevgiyi asla anlayamazlar.
Algı yönetimleriyle, yalan ve iftira rüzgârlarıyla barışın emekçilerini boğmaya çalışan bu zihniyet, aslında o yaşlı adamın köyüne uzanan yollara mayın döşeyen, kurşun sıkan zihniyetin ta kendisidir. Kendi dar grup çıkarları, sığ hesapları ve hastalıklı siyasi ikballeri uğruna çaba içinde olanlar istiyorlar ki kimse barış için elini taşın altına koymasın; istiyorlar ki emeğin ve fedakârlığın karşılığı yalnızca dışlanmak, şeytanlaştırılmak ve tasfiye edilmek olsun.
Fakat unutmamak gerek: Gerçekten de hadise, o kiraz ağaçlarıdır.
Ne sinsi algı oyunları ne haysiyet cellatlığına soyunan yıpratma politikaları ne de sürece emek verenleri tasfiye etme gayretleri, o yaşlı adamın kiraz ağaçlarına ulaşmak için gösterdiği inat karşısında tutunabilir.
Barış süreci, o kiraz ağaçlarının çiçek açması için ısrarla savunulmalıdır. O ağaçları yaşatan emek, tasfiyeci ve kumpasçı zihniyeti er geç tarihin çöplüğüne gönderecektir.
Hepimizin tanıklık ettiği üzere, kirli savaşın ve devlet içindeki çetelerin ülkeyi çölleştirdiği, milyonlarca insanı yoksulluğa terk ettiği gerçeği; yaşlı adamın her şeyi göze alarak o çölleşmeye karşı kiraz ağaçlarını kurtarma çabasında somutlanır.
“Esas hadise” denilen şey, kurgusal siyaset oyunlarından ziyade, insanın kendi yurdunda barış içinde, üreterek ve köklerine sahip çıkarak yaşama özlemidir.
Bu özleme şans vermek, bu özleme şans verenleri anlamak ve yaşam karşıtlarının karşısında da susmamak gerek.
*Mihri Belli, Esas Hadise O Kiraz Ağaçları, Chiviyazıları Yayınevi, 272 sayfa, 2002.
(SB/VC)