ABD'deki Jeffrey Epstein’in çocukları sistematik biçimde istismar ettiği, bunu uluslararası bir ağ içinde sürdürdüğü ve bu ağın siyaset, sermaye ve hukukla temas hâlinde olduğu iddiaları aslında uzun yıllardır biliniyordu. Bu dosya, “kimsenin bilmediği” bir sırdan çok, herkesin bildiği ama kimsenin bilmiyormuş gibi davrandığı bir karanlığı temsil ediyor.
Tam da bu nedenle Epstein dosyası yalnızca bireysel bir suç hikâyesi olarak değil, bir sistemin nasıl işlediğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak okunmalı.
Belgeleri buradan inceleyebilirsiniz
Gazetecilik sorumluluğu
Böylesine büyük ve sarsıcı dosyalar kamuoyuna sunulurken son derece dikkatli olunması gerekir. Sosyal medyada dolaşan, kaynağı belirsiz video ve ses kayıtları doğrulanmamış belgeler bağlamından koparılmış ifadeler gerçeği açığa çıkarmaktan çok bilgi kirliliği yaratır.
Bu nedenle Epstein dosyaları ancak kaynağından, belgeleriyle ve gazetecilik süzgecinden geçirilerek paylaşılmalıdır. Dosyaların ne zaman servis edildiği, hangi belgenin neden şimdi kamuoyuna açıldığı da en az içeriği kadar önemli.
Epstein’in çocuk istismarı suçlamalarıyla tutuklanmasının ardından cezaevinde şüpheli biçimde hayatını kaybetmesi, dosyanın hukuki seyrini fiilen durdurdu. Aynı süreçte Anonymous adlı hacker kolektifinin yayımladığı, Donald Trump ile Epstein arasındaki ilişkilere dair iddialar içeren belgeler yeni bir dalga yarattı. Bu belgeler hukuken kesinleşmiş hükümler değil, gazeteciler ve hukukçular açısından ayrıca doğrulanması gereken materyaller.
Ancak değişmeyen bir gerçek var: Epstein dosyası tek bir kişinin suçu değil!
“Bir Erkeklik ve Zenginlik Öyküsü”
Türkiye’de birçok kişi Epstein ismiyle ilk kez gazeteci Ümit Kıvanç’ın P24’te yayımlanan “Bir Erkeklik ve Zenginlik Öyküsü” yazıları sayesinde tanıştı. Kıvanç’ın da işaret ettiği gibi Epstein parasının kaynağı belirsiz, akademik geçmişi muğlak olmasına rağmen elit okullarda ders verebilen, finans çevrelerinde hızla yükselen, medyada “zengin, yakışıklı, playboy” olarak sunulan bir figürdü.
Ancak bu “başarı” hikâyesi kazındığında, altından sistemli ve örgütlü bir suç ağı çıktı.
ABD’de yerel bir gazete sayılabilecek Miami Herald’ın muhabiri Julie K. Brown’ın ısrarlı takibi, Epstein’e yönelik “fuhuş” ve “cinsel istismar” davalarının aslında örgütlü bir yapıya işaret ettiğini ortaya koydu.
Gazeteci ve belgeselci Ümit Kıvanç’ın Epstein dosyasına dair yaptığı üç saptama hâlâ yol gösterici:
Birincisi: Epstein vakası, erkeklik ve zenginliğin en çirkin bileşimlerinden biridir. Küçük yaştaki kız çocukları para karşılığı sistematik biçimde istismar edilmiş; bu yapı, kadınların yeni kadınlar bulmaya zorlandığı bir döngüye dönüştürülmüştür.
İkincisi: Epstein’in etrafındaki ve onunla birlikte hareket eden kadınların rolüdür. Konfor, statü ve güç uğruna başka kadınların ve çocukların maruz kaldığı şiddete göz yumulması, başlı başına derinlemesine tartışılması gereken bir meseledir.
Üçüncüsü ve en çarpıcı olanı: Onlarca kadın, somut deliller ve yaygın bilgiye rağmen Epstein’in son derece sınırlı suçlardan hüküm giymesi; cezasının önemli bir bölümünü ayrıcalıklı koşullarda geçirmesi ve bunun, ABD’nin “ağır topları” olarak bilinen hukukçuların ve savcıların müdahalesiyle mümkün olmasıdır. Üstelik kadınların haberdar edilmediği gizli bir anlaşma yoluyla.
Ayrıca şimdilerde yeniden açığa çıktı ki Epstein’a yönelik soruşturmada yer alan bir kadın, Epstein’ın kurduğu ağın yalnızca kendisine değil, başka erkeklere de uzandığını söyledi: “Epstein sadece kendi iğrenç davranışını göstermedi — onlarca diğer güçlü adamı da bu suça dahil etti.”
Jeffrey Epstein’in kendi ağzından doğrudan alıntılanmış sözler çok sınırlı olsa da, kadınların beyanları, avukat ve gazeteci açıklamaları, onun sistemle ilişkisini ve suç ağını ortaya koyuyor. Epstein’ın suçlarını yalnızca bireysel bir suçtan öte, gücü ve cezasızlığı koruyan bir düzenin parçası olarak işlediğini gösteriyor.
“Bana kimse bir şey yapamaz” hissiyatı
Kadın ifadelerinde Epstein’ın suçlarının yıllarca göz ardı edilmesine ve ayrıcalıklı muamele görmesine atıfta bulunuluyor. Epstein'in suçlarını açıklayan ve mücadele başlatan Virginia Giuffre ve diğer kadınların avukatları, Epstein’ın çevresindeki güçlü erkekler ve hukukçular sayesinde kendini neredeyse dokunulmaz hissettiğini belirtiyor. Bu cümle, doğrudan onun ağzından olmasa da sistemin fail lehine işlediğinin özlü bir ifadesi olarak görülüyor.
Virginia Giuffre’in ailesi adına yapılan açıklamalarda, Epstein belgelerinin açılması ve hiçbir gizli anlaşmanın olmaması gerektiği vurgulanıyor.
Kadınların mücadelesi
Netflix’te yayımlanan “Jeffrey Epstein: Filthy Rich” belgeseli, bu dosyanın neden bir erkeklik suçları meselesi olduğunu açık biçimde gösteriyor. 12–15 yaşlarındayken istismar edilen kadınların tanıklıkları, yıllar sonra bile taşınan travmayı görünür kılıyor.
Belgesel boyunca gazetecilerin, kadınların ve onları savunan avukatların tehdit edildiği dosyayı zorlayan kolluk görevlilerinin görevden alındığı ya da sürüldüğü net biçimde görülüyor. Epstein’in cezaevindeki şüpheli ölümü ise hâlâ pek çok soruyu cevapsız bırakıyor.
Epstein dosyası, tek bir failin bireysel suç hikâyesinden öte, daha geniş bir sistemi ve erkeklern birbirini koruduğu ayrıcalıkları ifşa ett. Failin ölmesiyle, kurulan ağın dağıldığını söylemek mümkün mü? Hayır.
Ayşe Tokyaz cinayeti
ABD’deki Jeffrey Epstein dosyası ile Türkiye’den Ayşe Tokyaz cinayeti aynı suç değil elbette fakat benzer yanları var. Mesela erkeklik suçları görünmez kılındığında, arkasına güç aldığında ve kurumsal ilişkilerle beslendiğinde nerelere varabileceğini göstermesi açısından bu iki dosyayı yan yana düşünmek de pek yanıltıcı olmaz.
Cemil K.’nin Epstein benzeri ispatlanmış bir “şebekesi” yok. Bizim bildiğimiz yok. Sadece genç kadınları sekse zorladığına, bu konuda çalışmaya ittiğine dair ciddi iddialar var. Her iki dosya yan yana konulduğunda karşımıza çıkan şey bireysel suç hikâyeleri değil, faili koruyan, kadınları yalnızlaştıran ve kurumsal refleksleri felç eden ortak bir düzen.
Bu benzerlik suçun niteliğinde değil suçla kurulan ilişkide, fail–sistem bağında ortaya çıkar.
Mesela, cezasızlık kültürü ve “dokunulmazlık” hissi. Epstein dosyasında sistemin en çarpıcı cümlesi şuydu:
“Bana kimse bir şey yapamaz.”
Ayşe Tokyaz dosyasında bu hissiyat, Esra Tokyaz’ın ifadesinde neredeyse kelimesi kelimesine karşımıza çıkıyor, Cemil K. ona şöyle demişti:
“Polise git, karakola şikâyet et. Polis de bana bir şey yapamaz.”

AYŞE TOKYAZ DAVASINDA 3. GÜN
Esra Tokyaz konuştu, sanık erkekle, polislerin iş birliğini tek tek anlattı
Bu sözleri biz davaları takip edenler özgüven olarak görsek de aslında bu sözler sistemi tanımaktan ileri geliyor. Fail, hangi kapının açılacağını, hangisinin hiç açılmayacağını biliyor.
Her iki dosyada da benzer süreç var. Ayşe Tokyaz ailesinden koparıldı mesela. Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen ikizi Esra ile bağları zayıfladı. Cemil K.’nin sözleri ile zayıflatıldı. İkiz kardeşi Esra şüphelendiği durumları anlattığında, kurumlara başvurduğunda, “yetkimiz yok”, “savcı uyuyor”, “yapacak bir şey yok” diyerek ciddiye alınmadı.
“Korkunç Zengin: Jeffrey Epstein” belgeselinde görüldüğü üzere Epstein dosyasında bu ısrar yıllar süren gazetecilik takibiyle mümkün oldu. Ayşe Tokyaz davasında ise bu ısrar, gerçeğin açığa çıkması için mücadele eden başta Ayşe’nin ikizi Esra Tokyaz olmak üzere avukatların ve kadın örgütlerinin çabasıydı.
Bu mücadele, faili koruyan düzene karşı kurulan en güçlü hat. Epstein dosyası ile Ayşe Tokyaz cinayeti arasında resmî bir bağ yok. Ama bu iki dosya bize aynı şeyi söylüyor: Erkekler suçları tek başına işlemez. Onu mümkün kılan kurumlar, normlar ve cezasızlık kültürü var.
Faili koruyan, kadınları yalnızlaştıran, kurumları susturan bir düzen var, sorun bireysel suçlarla açıklanamaz. Epstein dosyası ile Ayşe Tokyaz davası, bu düzenin farklı ölçeklerde fakat benzer mekanizmalarla nasıl işlediğini gösteriyor.

GÜNCELLENİYOR
Ayşe Tokyaz'ın ağabeyi: Sadece kardeşim ölmedi, ailemiz öldü

Ayşe Tokyaz davası 24 Mart 2026'ya ertelendi
(EMK)







