9–20 Kasım'da Antalya'da toplanacak COP31'in en çok konuşulan başlığı elektrifikasyon.
Türkiye COP31 Başkanlığı önce sorumlusu olduğu Eylem Gündemi altında Bonn İklim Zirvesi’nde elektriğin dünyadaki nihai enerji tüketimi içindeki payını 2035'e kadar %35'e çıkarma hedefini açıkladı ve Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri sırasında da bunun için COP31 35’e 35 Küresel Elektrifikasyon Taahhüdü imzaya açıldı.
Bir hedefin değeri, neyi değiştirdiği ile ölçülür ve iklim değişikliği ile mücadelede kritik bir rol oynayacağı öne sürülen elektrifikasyon tartışmasında bugünkü haliyle kritik bir şey eksik: fosil yakıtlardan çıkış.
İklim krizi kırmızı alarm veriyor
COP31’e hızla yaklaşırken arka arkaya çıkan raporlar ve dünyanın dört bir tarafından gelen aşırı hava olaylarına dair haberler iklim krizinin boyutlarını bir kere daha hatırlatıyor. Potsdam İklim Etki Araştırmaları Enstitüsü'nün her yıl yayımladığı Gezegen Sağlığı raporu bu yıl Dünya'nın istikrarını belirleyen dokuz gezegen sınırından yedisi aşıldığını ve yedisinde de gidişatın kötüleştiğini gösteriyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün raporuna göre 2015–2025 kayıtlardaki en sıcak 11 yıl oldu, 2025 sanayi öncesine göre yaklaşık 1,43°C daha sıcaktı ve Dünya'nın enerji dengesizliği rekor kırdı. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) Aşımı Sınırlamak raporu mevcut gidişatla küresel ısınmanın önümüzdeki birkaç yıl içinde 1,5°C'yi aşacağını ve 1,5°C'nin üzerinde “zararsız” bir senaryo olmadığını gösteriyor.
Mevcut politikalarla yüzyıl sonunda ısınma 2,6°C'ye ulaşabilir. Bununla mücadele etmek için raporun bize gösterdiği yol açık: sera gazı emisyonlarını şimdiden ve hızlı şekilde azaltmak. Fakat 2025’te fosil yakıt kaynaklı CO₂ emisyonları 38,1 milyar tonla yeni bir rekor kırdı; kömür, petrol ve gazın üçünde de artış gerçekleşti. 1,5°C için kalan karbon bütçesi bugünkü hızla yalnızca dört yıllık emisyona yetiyor.
Elektrik Çağı
Bütün haberler kötü değil: Fosil yakıtların yerini alacak teknolojiler elimizde ve hızla yayılıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Eylül 2026'da yayımladığı Elektrifikasyon Özel Raporu'nda dünyanın elektrik çağına girdiğini söylüyor. Elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı 2000'de %17 iken 2025'te %23'e çıktı. Son on yılda elektrik talebi, toplam enerji talebinin yaklaşık iki katı hızla büyüdü.
2025'te satılan her dört otomobilden biri elektrikliydi. Elektrikli araçlar bugün günde 2,3 milyon varil petrol talebinin önüne geçiyor; batarya fiyatları 2010'dan bu yana %90 düştü. Bugünkü fiyatlarla, dünyadaki mekân ısıtma talebinin yarısı ısı pompası gibi elektrikli teknolojilere maliyet açısından rekabetçi biçimde geçirilebilir. 2025'te Türkiye'de satılan otomobillerin %20'den fazlası elektrikliydi; Türkiye Avrupa'nın dördüncü büyük elektrikli otomobil pazarı oldu.
Diğer yandan elektrik üretiminde de tarihi eşikler geçiliyor. 2025'te ilk kez yenilenebilir enerji (%33,8) kömürü (%33,0) geride bıraktı ve fosil dışında kalan enerji kaynakları, artan elektrik talebinin tamamını karşıladı.
Siyasi zemin de değişiyor. COP28'de ülkeler yenilenebilir kapasiteyi üç katına çıkarmak, verimlilik iyileştirmesini iki katına çıkarmak ve enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan uzaklaşmak konusunda anlaştı. Nisan 2026'da Kolombiya'nın Santa Marta kentinde 57 ülke, fosil yakıtlardan çıkışa ayrılmış ilk uluslararası konferansta bir araya geldi ve ulusal yol haritaları için çalışma başlattı.
Elektrifikasyonun Eksik Yüzü: Fosil Yakıtlar
Ulaşımda, binalarda ve sanayide elektrifikasyonu hızlandırmak iklim stratejilerinin temel direklerinden biri. Ayrıca elektrifikasyon verimlilik anlamında da elimizi güçlendiriyor. Elektrikli bir otomobil aynı enerjiyle içten yanmalı bir araçtan yaklaşık üç kat, ısı pompası ise gaz kazanından üç ila beş kat daha fazla iş çıkarıyor. Ancak çalışmalar elektrifikasyonun tek başına iklim hedeflerine ulaşmaya yetmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor.
Bunun ilk nedeni elektriğin kaynağı. Elektrifikasyon, fosil yakıtın kullanıldığı noktada yakılmasını ortadan kaldırıyor, ama iklime net etkisi tamamen elektriğin nasıl üretildiğine bağlı. Elektrik üretimi hâlâ yılda yaklaşık 14 milyar ton CO₂ salıyor ve bu emisyonlar henüz zirve yapmadı. Son on yılda kömürden elektrik üretimi yaklaşık 1.320 TWh, gazdan üretim yaklaşık 1.440 TWh arttı. UNEP'e göre mevcut ve planlanan fosil yakıt altyapısı, 2030'da 1,5°C ile uyumlu CO₂ miktarını %120 aşıyor. Artan elektrik talebi yeni gaz ve kömür santralleriyle karşılanırsa, onlarca yıl sürecek bir fosil yakıt kilitlenmesi yaşanacak.
İkinci neden, bazı alanların doğrudan elektrifikasyona hâlâ direnç göstermesi. Birincil çelik, çimento ve kimya gibi yüksek sıcaklık gerektiren sanayi süreçleri, uzun mesafe ağır yük taşımacılığı, uluslararası havacılık ve denizcilik bunların başında geliyor. Üçüncüsü, sera gazı emisyonlarının bir kısmının enerji kullanımından gelmiyor olması. Hayvancılık ve tarım topraklarından kaynaklanan metan ve diazot monoksit, ormansızlaşma ve arazi kullanımı değişikliği ile çimentodaki kalsinasyon gibi süreç emisyonları elektrifikasyonla azalmıyor. Son olarak altyapı ve tedarik zinciri darboğazları sorunları var. Yüksek elektrifikasyon senaryosunda elektrik talebi her yıl yaklaşık 1.400 TWh artıyor; bu, son 10 yılın iki katı hız anlamına geliyor. Bunu karşılamak için şebekelerin son 10 yıla göre %40 daha hızlı genişlemesi ve batarya depolama kapasitesinin 2035'e kadar yaklaşık 2.900 GW’a çıkması gerekiyor. Bakır, lityum, nikel, kobalt ve nadir toprak elementlerinin tedariğinin birkaç ülkede yoğunlaşması da kurulumları geciktirebilecek bir kırılganlık yaratıyor.
Bütün bu bilgilere rağmen küresel elektrifikasyon taahhüdünde, “fosil yakıt” ifadesi bir kez bile geçmiyor. Taahhüt, elektrifikasyonun “çeşitli ve sürdürülebilir enerji kaynaklarıyla” desteklenmesinden söz ediyor; bu kaynakları tanımlamıyor ve yenilenebilir enerji için bir pay hedefi koymuyor. Hedefin dayandığı IEA senaryosu da artan elektrik talebinin hangi kaynaklarla karşılanacağına dair bir varsayım içermiyor.
Bu neden önemli? Çünkü IEA'nın kendi hesapları, aynı %35 hedefinin elektriğin nasıl üretildiğine göre çok farklı sonuçlar verdiğini gösteriyor. Buna göre, bugün yürürlükte olan düzenlemelerle devam edilirse; güneş, rüzgâr ve fosil yakıtlar dışında kalan diğer kaynaklar yeni elektrik talebinin %85'ini, fosil yakıtlar ise kalanını karşılıyor.
Santrallerde gaz kullanımı %30 artıyor, kömür kullanımı çok az düşüyor. Elektrik sektörünün emisyonları yerinde sayıyor ve yılda yaklaşık 14 milyar ton karbondioksitte kalıyor. Uygulanması açıklanan politikalar ile devam edilirse; fosil yakıtlar dışında kalan diğer kaynaklar yeni talebin tamamını karşılıyor ama mevcut fosil yakıtlı santrallerin yerini almıyor. Kömür kullanımı yaklaşık %20 düşerken gaz kullanımı yaklaşık %20 artıyor. Elektrik sektörünün emisyonları yalnızca %15 azalıyor.
Elektrifikasyon fosil yakıtlardan çıkış ile birleşirse; güneş, rüzgâr ve fosil yakıtlar dışında kalan diğer kaynaklar o kadar hızlı büyüyor ki hem yeni talebin tamamını karşılıyor hem de mevcut kömür ve gaz santrallerinin yerini alıyor. Santrallerde kömür kullanımı %70'ten fazla, gaz kullanımı %60 düşüyor. Elektrik sektörünün emisyonları dörtte üç oranında azalarak 14 milyar tondan 3,5 milyar tona iniyor. Toplam emisyonlar yarıdan fazla azalıyor.
Yani elektrifikasyon kendi başına iklim değişikliğini durdurabilecek bir hedef değil, ancak fosil yakıtlardan çıkış gibi güçlü adımlarla birleştiğinde etkili bir araca dönüşebilir.
Türkiye Örneği
Türkiye’de elektrik bugün nihai enerji tüketiminin %22'sini karşılıyor. Sanayinin nihai enerji tüketiminde elektrik %30 ile en büyük paya sahip; konutlarda ise enerji tüketiminin yaklaşık %53'ü hâlâ fosil gazdan karşılanıyor. Ulaşımda elektriğin payı henüz %1 civarında olsa da çarpıcı bir elektrikli mobilite dönüşümü yaşanıyor. Ulusal Enerji Planı, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payını 2035'te %25'e çıkarmayı öngörüyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın son aylarda yaptığı açıklamalara bakıldığında %35 elektrifikasyon hedefini Türkiye’nin enerji stratejisinin merkezine koyacakları da anlaşılıyor. Bunun nasıl gerçekleşeceğini COP31 öncesinde güncellenecek Ulusal Enerji Planında göreceğiz.
Fakat Türkiye’de fosil yakıtların enerji üretimindeki payı yukarıda sıralanan riskleri somut biçimde gösteriyor. 2025'te elektriğin %34'ü kömürden, %22'si gazdan üretildi; kömür elektriğinin yaklaşık üçte ikisi ithal kömüre dayanıyor. Yerli kömür santrallerine 2026–2029 için alım garantisi verildi ve Ulusal Enerji Planı 2035'e kadar ilave kömür kapasitesi öngörüyor ve bir kömürden çıkış takvimi yok.
Bu koşullarda şebekeden şarj edilen her elektrikli araç, Afşin ve Elbistan gibi bölgelerdeki kömür santrallerinin ürettiği elektrikle de besleniyor. Climate Action Tracker'a göre 1,5°C ile uyumlu bir yolda Türkiye'nin kömürün elektrikteki payını 2030'a kadar tek haneye indirmesi ve 2035'e kadar fiilen sıfırlaması gerekiyor.
Nasıl bir elektrifikasyon
İklim değişikliği ile mücadelede elektrifikasyon kendi başına amaç değil, fosil yakıt bağımlılığını bitirmenin araçlarından biri olmalı.
Bu yüzden COP31, “35'e 35” hedefini Eylem Gündemi’ndeki gönüllü bir taahhüt olmaktan çıkarıp resmi bir COP kararı haline getirmeli ve fosil yakıtlardan eşitlikçi, düzenli ve adil bir geçişin somut adımlarına bağlamalı. Hedefin dayandığı IEA net sıfır senaryosunda 2035'te elektriğin %77'si yenilenebilir kaynaklardan, %58'i güneş ve rüzgârdan geliyor; buna uygun olarak 2035'e kadar elektriğin en az %75'i yenilenebilir kaynaklardan karşılanmalı.
Fosil yakıtlardan üretilen elektrik için de bir takvim oluşturulmalı: Gelişmiş ülkeler kömürden 2030'da, gazdan en geç 2035'te çıkmalı. Elektrifikasyon ancak yenilenebilir üretim toplam talepten hızlı büyür ve fosil yakıtların yerini alırsa geçişi hızlandırır; bunun için enerji verimliliği ve talep azaltımı ilk sırada yer almalı.
Hedef, kapsamı belirsiz bir “temiz enerji” kavramına değil, yenilenebilir enerjiye dayanmalı. Yüksek maliyetli ve riskli nükleer enerji, fosil yakıtların ömrünü uzatan karbon yakalama ve depolama, ormansızlaşmaya yol açan biyokütle ve gazın “geçiş yakıtı” diye sunulması bu hedefin parçası olmamalı.
Dönüşüm aynı zamanda adil olmalı. Bugün enerji dönüşümü yatırımlarının yaklaşık %90'ı gelişmiş ekonomilerde ve Çin’de toplanıyor. Gelişmekte olan ülkelere hibe ve imtiyazlı finansman, teknoloji transferi ve kapasite desteği sağlanmalı; bu kaynak, fosil yakıt şirketlerinin kârlarına ve çok varlıklı bireylere konacak vergilerle oluşturulabilir. Öncelik, hâlâ elektriğe erişimi olmayan yaklaşık 730 milyon insan olmalı.
Elektrifikasyonun ihtiyaç duyduğu lityum, kobalt ve bakır gibi mineraller yerli halkların ve yerel toplulukların haklarına ve ekosistemlere saygı gösterilerek çıkarılmalı. Mineral talebi toplu taşıma, geri dönüşüm ve döngüsellikle azaltılmalı, derin deniz madenciliğine kapı açılmamalı. Son olarak “35'e 35” hedefi her ülkeye aynı biçimde dayatılan bir hedef değil, küresel bir ölçüt olmalı. Her ülke, fosil yakıtlardan çıkışı ve yenilenebilir temelli elektrifikasyonu birlikte planlayan bir ulusal geçiş yol haritası hazırlamalı.
Antalya'da iki yol
Greenpeace olarak elektrifikasyon hedefinin fosil yakıtlardan çıkış için araç olması gerektiği talebimizi COP31’e taşıyoruz.
Antalya'da dünyanın önünde iki yol var: “35'e 35” hedefi yalnızca bir başlık olarak kalabilir ya da fosil yakıtlardan çıkışın yürütücü gücü haline gelebilir. İklim krizinin bizi getirdiği nokta doğru olanın ikinci yol olduğunu gösteriyor.
(ETA/FY)



