Kayden ve fahri iktidarın en büyük zaafı kendisinden aşırı memnun olması. Masal malum, kendinden en memnun olduğun an aslında anadan üryan gezindiğin zamana denk gelir. O nedenle tedbiri elden bırakmamak en iyisidir; nihayetinde beşer şaşar. Sorunların çözümüne odaklananlar yaklaşan tehdidi görüyor ve kaygılanıyor. Buradan yetkilileri derhal önlem almaları için uyarmak vazifemiz.
Hayatından hiç memnun olmasa da ekrana, sandığa, rutinine sadakatleri nedeniyle kendilerinden memnun olan bir kitle daha vardı ve onların ekran zinciri bu hafta kırıldı. Kendinden aşırı memnun olanlar, yapabilecekleri en büyük hatayı yaptıklarını kısa bir detoks süresinin geçmesinin ardından anlayacaklardır. Neyin detoksu mu? Ekran tabii.
Gerçi birkaç takviye edici ekran var, ama nihayetinde ilkler unutulmaz. Halk TV, nüfusun hayatı boyunca genelde yenilmiş, belirli bir yaşın üzerindeki bölümü için sınır nöbeti gibi izlenen kanal. O kanalı izleyerek ömürlerinin eksik bıraktıkları muhaliflik kotalarını dolduran milyonlarca insandan söz ediyoruz. Şimdi bu kitle, ekransız kaldı.
Üstelik Halk TV izleyicisinin büyük bölümü 1980’den önce hayatın neye benzediğini biliyor. Yetmezmiş gibi eğitimlerinin büyük bölümünü 1980’den önce tamamlamışlar. Velhasıl bizim kuşak gibi “Bizim büyük milletimizi Orta Asya’da Çinli prensesler, Anadolu’da devşirmeler mahvetti” diyen tarih kitapları okuyarak büyümemişler. Hatta liseden mezun olanlar, sanat tarihi, felsefe, astronomi, uzay geometri falan okumuş. Anlayacağınız bizlerin bir arada hiç görmediği dersleri lisedeyken alıp Milli Eğitim Bakanlığı’nın klasikler serisini hatmederek üniversiteye başlamış oldukça değişik bir topluluk kendileri. Hepsi böyle mi? Elbette değil. Kitapla, dersle pek işi olmayanlar “kahveye”, “ocağa” gitmiş, malum.
Ayrıca bu güzide topluluk değişik bir inada sahip. Mevcut yöneticilerin bir kısmı da aynı kuşağın insanları olduğundan ne dediğimi en iyi onlar anlar. “Kanala yakışıklı kayyım atadık, bundan böyle sabah akşam Serhan Asker izleyeceksiniz” demekle kurtulamazsınız.
Ekransız kalmış bir 68’linin neler yapabileceğine dair en ufak fikriniz var mı? Bakın, tekrar söylüyorum. Siz bize, biz size alıştık; homurdanıp, atarlanıp gidiyoruz. Ekransız bıraktığınız kitle alışmamasıyla ünlüdür. Ayağa kalktı mı yerine oturmaz. Tehdit edilince tırsmaz. Ağzı laf yapar, eli kalem tutar. Avukat gelsin diye beklemez, çatır çatır dilekçe yazar. Hem de kalemle kağıda yazar; üste tarih, alta adres imza ekleyerek yazar. Hangi dilekçe “arz ederim”, hangisi “talep ederim” diye biter hepsini bilirler.
Sabah tansiyon hapını, dilaltını alıp ekranın başına geçenlerin zorunlu olarak dışarıda sosyalleşip sokağa çıkmasının anlamını bilenler bilir. Her fırsatta gençlere seslenip “aman ha, aklınızdan geçirmeyin” diyenlere sesleniyorum. Dikkati dağınık, üşengeç, çabuk sıkılan bir kitleye kızıp duracağınıza ellerinizle yarattığınız tehlikenin geç olmadan önünü alın.
Halk TV izleyenlerin yaş ortalaması ve geçmişleri “devletlü” şahısların ellerinde vardır. Benden söylemesi, olabilecek en yanlış kararı aldınız. Hatta diyebilirim ki bundan sonra müsekkin niyetine bayram ikramiyesi artışı yapsanız da maaşın yanına iki kilo meyve verseniz de nafile.
Ekranın başına kilitleyerek güzelce evde tuttuğunuz bu insanların “evde oturunca ne olacakmış, oturmayıveririz” dediklerinde neler olacağını hiç düşünmediniz mi? Hadi genç bürokratlar bilmediğinden tedirgin olamadı diyelim, ömrünü “devletlü” olarak geçirmiş kıdemliler bu büyük riski göremediler mi? Yoksa gördüler, ama umursamadılar mı? Daha kötüsü o riski arzuladılar mı? Başımıza neler gelebileceğinin tam olarak ayırdında olan bir idari birim var mı? Tehlikenin farkında mısınız?
(ÖE/FY)







