1980’li yıllardan günümüze sanat üretimini sürdüren İsmet Doğan’ın kendi yayını olan Ayna, Ben Bin Parça adlı kitabı Süreyya Su editörlüğünde ve Zeynep Yıldız ortak editörlüğünde 2025 yılında yayımlandı. Sanatçının 2016 yılında yayımlanan Melez Anlatılar kitabının devamı niteliğindeki bu yayın, Doğan’ın kendi ifadesiyle “dekonstrüktif bir yöntemle kendi öznel ansiklopedisini oluşturduğu kavramsal bir haritalama projesi” olarak tanımlanıyor.
Hem sanatçının kendisine ait metinleri hem de sanat ve felsefe alanından farklı disiplinlerden yazarların katkılarını bir araya getiren kitap, birinci bölüm Kendilik Kaygısı - Epimelea Heautou, ikinci bölüm Egonun Kuruluşu - Dağılışı ve üçüncü bölüm Logos Fragmanlar olmak üzere üç bölümden oluşuyor.
İsmet Doğan’ın sanat pratiğinde bir malzeme ve metafor olarak sıklıkla karşımıza çıkan ayna, kitabın dış tasarımında da okuyucuyu karşılıyor. Bu ilk karşılaşma bakan gözü kendisiyle yüz yüze getirirken, izleyiciyi kitabın kapağında bir özne olarak konumlandırıyor. Kitabın kapağı açıldığında ise Doğan’ın Ayna projesinin oluşum sürecine ait eskizlerinden biri ile karşılaşıyoruz. Ardından gelen sanatçıya ait “Aynaya bakmak, bilinmeyen imgeler veren bedenin yeni bir haritalamasıdır” cümlesi, Doğan’ın ayna ile beden arasındaki ilişkiyi eserlerinde nasıl kurduğuna dair okuyucuya ilk ipuçlarını sunuyor.
Kitabın Prolog bölümü İsmet Doğan’ın kendi cümleleriyle başlıyor; devamında Esen Kunt’un sanat tarihi, felsefe ve edebiyat alanlarından örneklerle sanatçının üretiminin düşünsel altyapısını ele aldığı Ansiklopedi’nin Dikiş Yerlerinde: Bir Dokuma Girişimi başlıklı metni yer alıyor. Kunt, ansiklopedi ve ayna kavramlarını adeta bir yeraltı kazısı gibi ele alarak, bu iki yapının birbirine eklemlendiği kavramsal bir harita örüyor. Kunt, Doğan’ın sanat pratiğini ve aynalarını Deleuzecü bir perspektifle rizomatik, çok katmanlı ve heterojen bir yapı olarak ele alıyor.
Kendilik Kaygısı - Epimelea Heautou başlığını taşıyan birinci bölüm, Süreyya Su’nun İsmet Doğan’ın Aynaları Üzerine Bir Müzakere başlığıyla sanatçıyla gerçekleştirdiği, soru-cevap formatındaki kapsamlı bir söyleşiye yer veriyor. Doğan’ın sanat üretiminde ve yaşamında ayna ile kurduğu ilişkinin nasıl başladığıyla açılan konuşma; sanatçının felsefeyle kurduğu bağdan, eserlerinin üretim sürecinde karşılaştığı teknik zorluklara kadar genişliyor. Söyleşinin sonunda Doğan’ın sanat kavramına dair bitmek bilmeyen sorgulamaları dikkat çekiyor: “Bu kadar zaman sonra ‘sanat’ dediğimde tam olarak neden bahsettiğimden de emin değilim. Her zaman sanat olanla sanat olmayan arasındaki ilişkiyi düşünürüm. Bir sanat ‘iş’i izleyiciyle ilişki kurmasıyla var olur ve bu karşılaşma bedensel bir çatışmadır. Bedenimizle görürüz bir eseri. İnsan ancak bedeniyle oradadır. Ben bedenimle burada oldum, bedenselleşti bulunduğum yer. Atölyem-evim de gitgide bedenselleşti.”

Kitabın ikinci bölümü olan Egonun Kuruluşu - Dağılışı, sırasıyla Süreyya Su, Murat Alat ve Suzana Milevska’nın metinlerini bir araya getiriyor. Süreyya Su’nun İsmet Doğan’ın Aynaları Üzerine başlıklı yazısı, bireyin kendini gördüğü ayna ile ideolojik bir devlet aygıtı olarak ele alınan ekran arasında bir karşılaştırma kuruyor. Aynanın psikanalitik soruları beraberinde getirdiğini kabul etmekle birlikte, Doğan’ın işlerinde aynanın aynı zamanda felsefi, sosyolojik, kültürel ve politik soruları da görünür kıldığına dikkat çekiyor. Jacques Derrida, Gilles Deleuze, Michel Foucault ve Julia Kristeva gibi düşünürlere referansla, Doğan’ın sanat üretiminin düşünsel derinliğini ortaya koyuyor. Bölümün ikinci metni Murat Alat’ın “E” “G” “O” başlıklı yazısı, “İsmet Doğan özgür bir özneyi mümkün kılan özgür bir deneyimi mümkün kılmaya çalışıyor” spotuyla başlıyor. Metin, Batı çıkışlı ego kavramının “Doğulu” bir sanatçı olan Doğan’ın pratiğinde modern özneyi sorgulayan eleştirel bir yapıya büründüğünü tartışıyor. Jacques Lacan’ın ayna evresi, Rönesans resminde aynanın kullanımı gibi tarihsel ve kuramsal referanslar üzerinden, Doğan’ın modern öznenin görsel temsili ile dil ve beden arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğu ele alınıyor. Ayna yüzeyi, harfler, kelimeler ve beden aracılığıyla izleyicinin pasif bir gözlemci olmaktan çıkarak, dil ile beden arasındaki kopukluğu onaran etkin bir özneye dönüşmesi vurgulanıyor. Suzana Milevska’nın İsmet Doğan Kavramsalcı mı? Nominalist mi? başlıklı yazısı, mimesis kavramı üzerinden bu soruya yanıt arıyor. Milevska, Doğan’ın görünür olanın ardında tek bir doğruyu kabul etmediğini; aksine bu doğruları sanat pratiği aracılığıyla çoğalttığını savunuyor ve bu nedenle sanatçının bir “kavramsalcı” olarak tanımlanamayacağını öne sürüyor. Richard Rorty’ye referansla, ironistlerin kendi kırılganlıklarının ve rastlantısallıklarının farkında olduklarını belirtir. Doğan’ın aynaların kırılganlığını ve insan bedeninin faniliğini sanatına dâhil etmesi, Milevska’ya göre sanatçıyı “ironist” olarak tanımlamamıza olanak tanır. Bu yaklaşımın temeli, Doğan’ın 1991’den bu yana ürettiği, dil ile gerçeklik arasındaki sabit olmayan ilişkiyi açığa çıkaran haritalar ve kartpostallardan oluşan çalışmalarına dayandırılır.
Logos Fragmanlar başlığını taşıyan üçüncü bölümde yer alan yazarlardan Ece Kılıç, Yarık başlıklı metninde yarığı “sessizce ses çıkaran bir eylem” olarak tanımlıyor. İsmet Doğan’ın Yarık adlı eserinden yola çıkan Kılıç, bu kavramı bedensel ve varoluşsal bir düzlemde ele alır; yarığı, hem acıyı hem de dönüşüm ihtimalini içinde barındıran bir kırılma alanı olarak düşünür. Bölümün ikinci metni Servet Akıl’ın "Siz Buradaymışsınız Gibi, İmgelem ve Görüntü Evreni Olarak Ayna Metaforu" alt başlığında Doğan’ın ayna merkezli sanat pratiğini düşünsel bir alan olarak ele alıyor. İzleyicinin eserle karşılaştığı anda bir rüyaya, geçmişe ya da bir yara izine dair anlam arayışına girdiğini; aynanın bu karşılaşmada yalnızca yansıtıcı bir yüzey değil, imgeler arasında dolaşımı mümkün kılan bir eşik olduğunu ileri sürer. Sanatsal bir çabadan geçerek sanat nesnesine dönüşen objenin, farklı anlam evrenlerinin parçası hâline geldiğini savunan Akıl’a göre, ayna da bu süreçte ilk andaki işlevini yitirir. Her ne kadar aynanın yüzeyinde izleyicinin hafızası birikiyor olsa da, her yeni karşılaşmada izleyici görüntü evrenine artık başka biri olarak dâhil olur. İsmet Doğan’ın 2019 yılında Selman Akıl küratörlüğünde Labirent Sanat’ta açılan Hiçbir Yerdeyiz başlıklı kişisel sergisinin metni üçüncü bölümün devamında yer alıyor. Doğan’ın çoğunlukla Eksiklik serisinden çalışmalarının yer aldığı ve zaman, mekan, aidiyet gibi kavramları ele alan sergi metninin devamında gelen Akıl’ın Logos ve Dünya başlıklı metni, Hiçbir Yerdeyiz sergisini aynalar, uçurum, çatlak gibi metaforlarla logos kavramı üzerinden ele alıyor. Murat Özyaşar’ın Ayna Çarpması hikayesi, hasta annesinin yanına (eve) dönmek üzere olan anlatıcının ayna karşısında traş olurken, kaybettiği babasına duyduğu öfke ve O’na benzeme korkusu arasında sıkıştığı anı anlatır. Burada yazar aynayı suçluluk duygusunu tetikleyen ve hafızaya dönüşen bir nesne olarak okuyucunun karşısına çıkarır. Ayna karşısında yaşadığı içsel çelişkileri ve bastırılmış travmalarını “ayna çarpması” metaforuyla görünür kılar. 1996 yılında İsmet Doğan’ın yerleştirmesinin yer aldığı, kitsch kavramına ve Fluxus’a gönderme yapan Orientalux sergisinin küratörü Stephen Mcdonnells de sergi hakkındaki yazısı ile bu bölümde yer alıyor. Özgür Uçkan’ın da Orientalux sergisinin yanında İsmet Doğan’ın aynı yıldan diğer bir yerleştirmesi olan Labirent Kent üzerine kaleme aldığı bir metni bulunuyor. Uçkan’ın makalesi İsmet Doğan’ın Labirentleri, sanatçının aynalar ile kurduğu yerleştirmesini kent, dil ve birlikte var olma gibi kavramlar etrafında tartışır. Bölümün Selman Akıl’a ait son makalesi Siz Gibi, İsmet Doğan’ın sanatında aynanın sadece bir malzeme olmaktan öte hem sanatçının hem de izleyicinin bakışına eklenen bir üçüncü göz olarak kimlik, iktidar ve beden arasındaki ilişkileri görünür hale getirdiğini belirtir. Burada ortaya çıkan üçlü bakışın, Doğan’ın sanatında temel meselelerden biri olan modernleşme çerçevesinde bir anlam ifade ettiğini öne sürer.
Ayna: Ben Bin Parça, İsmet Doğan’ın sanat pratiğine dair detaylı olarak hazırlanmış metinlerin ve görsellerin olduğu adlı kitap. Hem Doğan’ın sanat pratiğinin alt yapısını oluşturan düşünsel yaklaşıma hem de Türkiye çağdaş sanatına yakından bakmak isteyen okuyucular dikkate alınması gereken bir kitap. Güzel sanatlar, sanat tarihi ve felsefe alanlarında eğitim alan öğrenciler için ise zihin açıcı ve bilgilendirici bir kaynak olarak sınıflandırılabilir.
(VID/NÖ)



