Brezilya’da 25 Ekim Pazar günü gerçekleşecek seçimlerin ikinci turunda demokratik sosyalist Lula da Silva ile tutuklu Jair Bolsonaro’nun oğlu arasındaki potansiyel oy farkı gittikçe kapanıyor. Lakin kankası Bolsonaro’nun oğlu Flávio’yu Donald Trump’ın desteklediği bilindiğinden daha geçenlerde Meta AI’nin seçim propagandasında taraf tutması kimseyi şaşırtmadı.
Seçimleri kazanmak için aşırı sağcı babasının yolundan gitmekte olduğu bilinen oğlun Amazon ormanlarına dair olanı dahil yarım kalmış bütün projeleri uygulamaya geçirerek Brezilya’yı geri dönülmez bir noktaya sürüklemesinden endişe ediliyor.

Zaten Süvariler (Dragões/Dragoons) adlı belgeselde Bolsonaro miti yaratılırken Rio de Janeiro senatörü Flávio’nun daima babasının yanında yer aldığını görüyoruz. Gayet sıradan bir siyasetçiyken 2010 ile 2025 arasında YouTube’a 4 bin 226 adet video yüklemek suretiyle çağımızda devlet başkanlığına nasıl ulaşılırın formülünü sunan gayet sevimsiz Jair’in, bir o kadar itici oğlu Flávio’yo aktardığı fiziksel benzerlikler de cabası.
Rakibini her türlü aşağılama, hakaret ve iftirayla zayıf düşürmeye çalışan, halkı nefret, kin ve düşmanlığa sevk eden çağımızın ziyadesiyle sıradan bir lideriyle belgeselde de karşı karşıyayız. Dinî unsurların her fırsatta sömürüldüğüne, LGBTİ+ düşmanlığının geçer akçe olduğuna, medyanın yok edilecek bir unsur olarak görüldüğüne bir kez daha şahit oluyoruz.
Sosyal medyada her gün muntazaman yayımlanan görüntüler düşük çözünürlüklü olsalar da yüksek popülariteye ulaşıyor, oynanan oyun fazlasıyla ucuz bir piyesten farksız olsa da ülke cep telefonlarında viral olan kısa filmlerle yönetiliyor. Gerektiğinde halktan mütevazı biri, azla yetinen sıradan bir vatandaş profili çiziyor; faydalı olduğu düşünüldüğünde memleketin koskocaman lideri mağdur rolüne sığınıp gözyaşı bile dökebiliyor.
Gerçekliği kesinlikle tartışmalı olsa da, Brezilya’nın bağımsızlığının millî sembolü sayılan beyaz üniformalı süvarilerin yerini seçim kaybedildiği zaman devlet kurumlarını basan bayrak renklerine bürünmüş hergeleler alıyor; tesadüf bu ya Trump da, ayrıca Netanyahu da her fırsatta övülüyor.
Lula’ya yönelik nefret bir yana, memleketin tarihindeki tek kadın devlet başkanı Dilma Rousseff’in başına gelenlerin üzerinden de bu arada kısaca geçiyoruz.
2026 Brezilya yapımı 84 dakikalık belgeseliyle Miguel Antunes Ramos bize askerî diktatörlük dönemi dahil Avrupa kökenli beyazların geniş diyardaki hegemonyasını hususi teferruatlar aracılığıyla teşhir ediyor. Beynelmilel Rio de Janeiro Film Festivaline iştirak etmiş olan filmde mitolojik bir kahraman, hatta mesih muamelesi görmüş olduğuna ikna edildiğimiz Bolsonaro’nun oğluna devrettikleri yalnız Brezilya’nın değil, tüm gezegenin başına bela olabilecek cinsten. Zaten adının şimdiye kadar karıştığı muhtelif yolsuzluk skandallarıyla anılması yetmiyormuş gibi, askerî diktatörlük, ceza hukuku ve bilhassa ölüm cezası hakkındaki beyanatları da akla zarar!
Bu arada, geçtiğimiz Pazar günü televizyonda karşı karşıya gelen Lula ve oğul Bolsonaro arasındaki tartışma (daha doğrusu atışma) ne yazık ki hiç yapıcı bulunmadı; hatta siyasetin çirkinliğinden bıkmış vatandaşları sandıktan uzak tutma ihtimalini yükseltti deniyor. Lakin Bolsonaro’nun eline “yolsuz” kelimesini kalemle yazıp rakibi Lula’yı rezil etme planı ters tepti ve sosyal medyada kendisiyle viral boyutta dalga geçilmesine yol açtı.
Mizah korkutur!

Diktatörlüğe tamamen soyunmuşlar gibi Jair Bolsonaro’nun hicve tahammül edemediğini de teyit edebiliriz. Gel gör ki yönetmen João Paulo Cuenca 144 – Kıyamete Hayır (144- Apocalipse Não/144 – Apocalypse Not) adlı belgeselinde, başına gelenleri ister istemez mizahi bir dille aktarıyor. Daha doğrusu kamerasını yönlendirdiği şahısların ritüellerini, hurafelere körü körüne bağlılıklarını, bağırış çağırışlarını, kendilerinden geçerek girdikleri trans durumlarını birebir aktararak kararı seyirciye bırakıyor.
Din olgusu sömürülerek yönetilen diyarlardan Brezilya’da Evanjelistlerin aşırı sağın muhafızlığına soyunduğunu görüyoruz. Sinemacı Cuenca’nın Bolsonaro ve Evrensel Kilise’ye yönelik olarak attığı hiciv içerikli tweet, hakkında 114 davanın açılmasına yol açtığı gibi binlerce ölüm tehdidi almasına da sebep oluyor.
Mevzubahis dincilerle gene de diyalog peşindeki belgeselcimiz devasa coğrafyadaki 11 bin kilometrelik seyahatine bizi de dahil ediyor etmesine de, çağımızda bu kadar gerici zihniyetlerin dışavurumlarına sonuna kadar katlanmak zorunda mıyız sualini de seyirciye sordurtuyor.
Üstelik kıyametin yakın olduğuna, İsrail’in tamamıyla Yahudileşmesini bekleyen İsa Mesih’in tekrar dünyaya geri döneceğine inananlar sadece Brezilya’daki Evanjelistlerle kısıtlı olsa gene iyi!
Karşımızda fazlasıyla renkli, folklorik olduğu kadar alelade bir manzaralar silsilesi var. Almanya’dan Brezilya’ya göç etmişlerin kurduğu yerleşimde bira festivalinden, atıcılık kulübüne, rodeolardan seyyar din propagandası kamyonlarına, gayet geniş bir spektrumla karşı karşıyayız.
2026 Brezilya yapımı 84 dakikalık evlere şenlik belgesel de Beynelmilel Rio de Janeiro Festivaline iştirak etmişti; din coşkusunun coğrafyayı ayrıca kuşatmış ekolojik felaketlere de pek faydası olmadığına sizi ikna edecek filmin Türkiye’de seyirciyle buluşması da faydalı olacaktır.
Rahip deyip geçme!

Din insanlarının her zaman gerici olmadığını bize ispatlayan bir belgesel ise Katolik rahip Dom Angélico hakkındaki Dom Angélico için bir Ayin (Uma Missa Para Dom Angélico/A Mass for Dom Angélico). Fakir bir ailede 1933’te doğup 1950’lerin sonundan itibaren Brezilya’daki sosyal harekete dahil olmuş, yenilikçi ve ilerici bir din insanıydı o. Her zaman halktan yana, insan haklarına hürmet edilmesi gerektiğini bilen bilge bir vatandaş, karizmatik bir konuşmacıydı. Barınma, eğitim, sağlık ve işçi hakları hususunda mücadeleye destek vermiş, lakin diktatörlük sırasında sürülmüş, eziyet edilmiş, gene de sözünü hiçbir zaman sakınmamış cesur bir din insanı.
2025’teki ölümüne kadar muhtelif arşiv görüntüleriyle tanıdığımız değerli şahsiyet inancın sosyalist düsturlarla aslında çatışmadığını ispatlayanlardandı. O, güvenlik kuvvetlerinin şiddetini hiçbir zaman kabul etmedi, değişim için halkın örgütlenmesi gerektiğini daima söyledi. Birleşen insanları yenmenin imkânsız olduğunu her fırsatta ifade etti, halkı direnişe teşvik etti. Uzun süre hizmet verdiği São Paulo şehrinden sonra devrimci olarak tanınmasına rağmen sürüldüğü muhafazakâr taşra kenti Blumenau’da da misyonunu dirayetle sürdürdü.
2026 Brezilya yapımı 70 dakikalık belgeselin yönetmeni, kadın sinemacı Emilia Silveira Beynelmilel Rio de Janeiro Festivali’nde seyirci karşısına çıkmış olan filminde kahramanımızın ideallerini layıkıyla yansıtıyor. Rejimle işbirliğini tercih eden kiliseyi afişe ederken Brezilya’nın yakın tarihindeki siyasi ve toplumsal çalkantılar hakkında da tatmin edici bir belge sunuyor.
Günümüzde azınlıkta kalmış olsalar da, davaya daima destek vermiş din insanlarına yönelik Lula’nın minnet duygularını her fırsatta gerçekleşen ziyaretleriyle ispatladığını da filmi izlerken teyit ediyoruz.
Hatıralarımızın hinterlandı

Din insanları ve ayrıca kırsal kesimdeki yerel halkın diktatörlüğe karşı mücadele edenlerle dayanışma halinde olduğu bir diğer dinamik Hatıralarımızın Hinterlandı (O Sertão das Nossas Memórias/The Hinterlands of Our Memories) adlı belgeselde aktarılıyor. Kadın sinemacı ve o zamanların aktif militanı Lucia Murat rejimin “bir numaralı halk düşmanı” ilan etmiş olduğu Carlos Lamarca ve Zequinha lakaplı işçi lideri José Campos Barreto’nun katledilmesinin izini sürüyor.
Bahia’nın fazlasıyla fakir hinterlandını örgütlemek üzere bölgede bulunan Lamarca mazisinde Brezilya ordusunun mensubuyken 1969 yılında bir kamyon dolusu silahla firar etmek ve diktatörlüğe karşı silahlı mücadelenin tarafına geçmekle ünlenmişti. Şehir gerillası olarak üst düzey faaliyetler yürütmüş, hatta İsviçre sefirinin kaçırılmasında mühim rol oynamıştı.
Bahia kırsalında operasyon halindeki 215 adet, ordu ve polis teşkilatından güvenlik kuvvetleri ferdi tarafından öldürüldüğünde Zequinha ile beraber aç, susuz ve hastalıktan bitap düşmüş, bir ağacın gölgesinde yatıyordu. Her ne kadar resmi beyanatlarda karşılıklı ağır bir silahlı çatışma sonucunda öldükleri belirtilmiş olsa da yıllar sonra güvenlik kuvvetlerine mukavemet gösteremeyecek halde oldukları ve Lamarca’nın yedi kurşunla öldürüldüğü teyit edilmişti. Devletin mevzubahis ağacı hemen kestirmiş ve bölge halkını korkutmak suretiyle uydurma bir senaryoya inanmaya zorlamış olmasına rağmen hadisenin bölgedeki izleri silinememiş; hatta tam da o ağacın kök salmış olduğu noktaya yapılan abideyle yoldaşların hatıraları sabitlenmiş. Lamarca’ya 2007 yılında siyasi itibarı iade edilmiş, katliamla ilişkilendirilmiş yerleşim bölgelerinde 17 Eylül tatil ilan edilmiş. Din insanlarının liderliğinde her sene bir ayin düzenlenir ve Lamarca ile Zequinha’nın anısını yaşatmak üzere o nokta geniş bir kortejle ziyaret edilir olmuş. Yönetmen Murat dava arkadaşlarını yanına alıp çektiği hacılığa benzer belgeseliyle hafızaya kendince katkı sunarken yoldaşlarına saygı duruşunda bulunuyor.
Gene devletin hakikati çarpıtmak suretiyle, aslında öldürülmüş olduğu bilinen lakin intihar ettiği beyan edilen, Lamarca’nın sevgilisi, kadın militan İara İavelberg de bu vesileyle anılıyor. Son zamanlarda Türkiye’dekiler dahil, dünya festivallerinin gözdesi olmuş Che Guevara: Son yoldaşlar belgeseli kadar cilalı ve akıcı olmasa da 2026 Brezilya yapımı 100 dakikalık film Latin Amerika’daki özgürlük savaşçılarının unutulmamasına muhakkak ki katkıda bulunuyor.
Rio de Janeiro Beynelmilel Film Festivaline iştirak etmiş olan belgeselin Bolsonaro seçimi kazandığı takdirde, demokratik özgürlüklerini en azından bir süre korur gibi görünen Brezilya’daki olası gösterim yolculuğunu sorgulamak abartılı olur; lakin filmin Türkiye’de seyirciyle buluşması durumunda benzer hadiseleri akla getirip ilham kaynağı oluşturma ihtimali yüksek!
(RL/HA)







