Karasal yayıncılık kanallarını takip eden, bu nedenle “dijitale yapılan” dizileri pek bilmeyen izleyiciler için sıkıntılı günler başladı. Yeni yayın dönemiyle birlikte kimisi yeni kimisi önceki sezonlardan hayatta kalmayı başaran diziler saatleri geldikçe ekranda görünüyor.
Bizler, bölümlerin haddinden fazla uzun oluşunu bir yana bıraktık; sevdiğimiz karakterleri koruma ve yaşatma derdine düştük. Beğendiği karakterleri birbiriyle görmek isteyen ve sosyal medya paylaşımlarıyla karakterler arasında çöpçatanlık yapanlar belki memnundur, ama dizi izleyen kütlekişi olarak biz yaşananlardan memnun değiliz.
Karakterlere bir haller olduğu açık. Bunun kasıtlı bir müdahale olup olmadığını öğrenmek istiyoruz. Çünkü başlarda aklı başında görünen tiplerde bir aşamadan sonra cinnet hali başlıyor. Karakterimizin tümden zıvanadan çıkmadan yaşamasını istiyoruz. Yetkili ve sorumlu kurumların olaya el koymasını, kamuoyuna doyurucu açıklamalar yapmasını istiyoruz.
Bu noktada bir hususa daha vurgu yapma ihtiyacı duyuyoruz. Kimi kötü karakterlerin kötülüklerinin aşırı GDO’lu, pestisistli, hormonlu acı bir tadı var. Karakter öyle saçma bir kötülük halinde ki insana benzer tek bir ânı yok. “Kötü de olsa insan nihayetinde”, dedirtecek tek bir hareketi yok bu karakterlerin.
Aklı fikri sürekli birilerini mahvetmekte. Sabah kahvesini içerken uzaklara bakarak pis pis gülüyor, akşam yemeğini yerken durduk yere maraza çıkarıyor, dizideki diğer tüm karakterleri ayrı ayrı tufaya düşürüyor… Kurgu olsa da bu kadar saçma, kendinden başka herkesle uğraşıp duran, üstelik neyi neden yaptığı da belli olmayan tipleri hiç inandırıcı bulmuyoruz. Bunun böyle bilinmesini istiyoruz.
Ayrıca aşırı kötü karakterlerin neden bu kadar kötü olduklarına dair hiç ipucu yok. Ayağına taş değmeyen, hiç terbiye almayan, ders çıkarmayan tipler. Oysa hayatta kötülük yapanlar en azından bir defa tökezler, ama dizilerde asfaltta tek başlarına koşuyorlar. Öyle rahatlar. Bunu da hiç inandırıcı bulmuyoruz. “Bu dizideki kişi ve kurumlar tümüyle kurgudur” demekle çözülemez bir noktaya geldik.
Kötü karakterlerin bir diğer özelliği genelde devasa evde oturmaları. Niyeyse evin içinde takım elbise, yüksek topuklu ayakkabı, tam tekmil makyajla yaşıyorlar. Etraflarında saçma sayıda adamları var. Bu zenginliğin nerden geldiğine dair tek bir sahne yok. Karakterimiz aşırı kötü, aşırı zengin ve mesleği, mesaisi yok. Oysa hepimiz biliyoruz ki “çok sözde yalan, çok parada haram olur”. Ama dizilerde ne yalan söyleyen yakalanıyor ne haram yiyen. Çok ilginç!
Hayatın olağan akışına tümüyle ters biçimde bir veya birden fazla aşırı kötü karakterin arasında sayıca az, iyiye benzer, genelde çaresiz tipler bulunuyor. İşte bizim korumak istediklerimiz bu karakterler. Buncağızlar iş, meslek sahibi ve kendisiyle meşgul tipler. Saçma bir vesile ile bu kötülerin arasında kalıyorlar. Kötüler onları parmağında oynatıyor, ellerindekileri alıyor, sırtlarına basıyor.
Bizim iyi ya da daha doğrusu düz karakterimiz, kötü olmadığı için iyi olanlar arasında kalıyor. Kötülerden darbe yedikçe kendince bileniyor, ama ne yapacağını da bilemiyor. “Eh, aklıyla kötülerle baş eder belki” diyoruz. Ama bir saatten sonra hafiften zıvanadan çıkıp kötü olamasa da kötücük olmaya başlıyor.
Bizim düz karakterler bu aşamadan sonra değişik hallere girmeye başlıyor. Önce küçük ittifaklar kurmaya kalkıyorlar, genelde ellerinde patlıyor. Ondan sonra cep telefonuyla kayıt almalar, delil bulmak için saçma oyunlar kurup kendince pazarlık yapacak hale gelmeye kalkmalar… Doğal olarak bunları da beceremiyorlar. Nadiren de olsa akıllarına polise, savcıya başvurmak geliyor. Polis daha şikayet edilenlerin kapısına gelemeden dosyalar kapanıveriyor. Oysa gerçek hayatta böyle şeyler asla olmaz!
İşte bu karakterler üzerinden işinde gücünde iyi insanlara, “kötülere gücünüz yetmez, boşuna uğraşmayın” mesajları verildiği kanaatindeyiz. Ayrıca bizim düz karakter giderek kötücük oluyorlar. Kavga ettiğine benzemeye kalkıyor onu da beceremiyorlar. Bu arada genelde o kadar yalnız oluyorlar ki düzgün akıl veren, zor gününde yanında olan niyeyse kimse olmuyor. Mesela aklı başında bir arkadaşı “Çık oradan, ne halleri varsa görsünler. Sana ne!” demiyor. Arada sırada bir bölümlük böyle dostlar görünse de genelde çok meşgul oluyorlar, bırakıp gidiyorlar. Oysa bu hayatta kimse o kadar yalnız değildir. Bir de bizim düz karakterlerimiz şöyle taşı gediğine koyacak, meşhur “Ben Yaşar Usta!” kıvamında derli toplu iki laf edip kötü karakteri malamat edemiyorlar. Yetkililerin buna el atmasını bu nedenle istiyoruz. İyiler kazanamasa da çok güzel yenilebilirler, biz de sanki yenilmemişler gibi sevinebiliriz. Bu küçük sevincin elimizden alınmasını kabul etmiyoruz!
Karakterlerimizi koruma ve yaşatma irademiz tamdır. Yaşasın iyi karakterler diyen herkesi bu mücadeleye davet ediyoruz.
(ÖE/FY)







