“Ben Dilek Şen. Bu kez sana bir gazeteci olarak değil, adalet arayan bir yurttaş olarak yazıyorum. Çünkü AKP’ye geçen Cemil Tugay’ın yönettiği İzmir Büyükşehir Belediyesi, evimizi apar topar yıkmaya çalışıyor. Annemle babam, 86 ve 89 yaşlarındaki nenemle dedem, ellerinde büyüdüğüm komşularım, en ağır işlerde çalışarak yaptıkları evleri boşaltıyor.”
Bu kez “Kadınların Gündeminde” kuş olup daldan dala konacağız. Gündemleştirilmesi gereken çok konu var malum memleket çelişkiler, tutarsızlıklar ve hak ihlalleri cennetindeyiz! Bence cinnetindeyiz!
Hemen Dilek Şen’den başlayalım. Dilek günlerdir sesini duyurmak için çırpınıyor. Bir gazeteci olarak, bu memlekette kendisine yapılan büyük bir haksızlığın duyulmasını, görülmesini istiyor. Nasıl çırpındığına hepimiz şahidiz. Ne var ki birçokları gibi onun da çabaları görünmedi, isyanı duyulmadı. Evleri yıkıldı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi (İzBB), İzmir’in Buca ilçesinde, Bulgaristan göçmeni ailelerin yaşadığı altı apartmanı yıktı.
Dilek, hemen her gün bölgeden haber aktarıyor, fotoğraflar paylaşıyor. Bugünkü paylaşımlarından birinde, “Kırmızı boyalı odam” diyerek evlerinin yıkılan bir bölümünü gösterdi.
Dilek’ten ilk mesaj geldiğinde bu yıkımın kentsel dönüşüm, depreme hazırlık ya da benzeri bir gerekçeyle yapıldığını düşündüm. Bunun dışında insanların evleri neden yıkılsın ki?
Yol yapımıymış.
Altı aileyi bu kadar kolay gözden çıkarabiliyorlar. Peki, bu aileler ne yapacak? Bazı ailelere karşı böyle şeyleri yapmak neden bu kadar kolay?
Bizim memlekette bir söz vardır "Derdumi diyeceğim hiç derdi olmiyene". Yani herkesin derdi var fakat cidden bazılarının bu memlekette yüzü hiç gülmeyecek.
Düşüsenize biraz rahat edelim, vatanımıza gidelim demişler, kılı kırk yarmışlar, memleketin kaymağını yiyenlerin aksine dürüstçe, emek emek evlerini yapmışlar ve bir gün aman yol geçecek bilmem ne olacak, belki bir AVM yapılacak diye evleri başına yıkılmış. Bu hangi düzenin adaletidir?
"Eylül ayı boyunca Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri dahil her yere ulaştık. Fakat herkes kayıtsız kaldı. Meğer Cemil Tugay’ın ‘bağımsız’ son görev günleriymiş!" diyor, Gazeteci Dilek Şen. Şöyle devam ediyor:
“Ben 1989’daki zorunlu göçle Bulgaristan’dan Türkiye’ye sığınmış ve İzmir Buca’da 30 yılı aşkın süredir aynı mahallede yaşayan bir ailenin ferdiyim. Evimizin bulunduğu arsa yol bahanesiyle 2019’da kamulaştırıldı. Avukatlar ‘Kazanılamayacak dava’ deyince mecburen kamulaştırmanın iptali yerine bedele itiraz davası açtık. Çünkü onca yıllık emeğimizin karşılığını almayı ve olabildiğince uzun süre mahallemizde yaşamayı istiyorduk. Zaten Kamulaştırma Kanunu da ‘Gerçek bedel ödenir’ diyor.
2024’te bedel davası sonuçlandı ve hak sahiplerine 25 bin TL ila 320 bin TL arasında paralar depo edildi. En son evlerimize 21 Ağustos 2026 tarihli tahliye muhtırası getirildi. 85 yaş üstü, yatağa bağlı yaşlılarımızın da bulunduğu evlerimiz için 15 günlük tahliye baskısı kuruldu.
"Dava açtık"
Asıl bedel tespiti davamız istinafta, icraya itirazımız ise Yargıtay’da sürüyor. CHP’den seçilen Cemil Tugay, 1 Ekim 2024’teki yüz yüze görüşmemizde istinaf mahkemesi kararının bekleneceği sözünü dört yurttaşın gözünün içine bakarak vermişti. O söz tutulmadı, tutulmuyor."
Dertlerini anlatıp çözüm bulamayınca yargıya başvurmuşlar. Şöyle anlatıyor o süreci de:
Birkaç hafta önce, 8 Ekim’de bir dava daha açtık. Çünkü öğrendik ki esas neden yol değilmiş. Mesele, bizim hisseli tapuya sahip olduğumuz arsamızı müteahhide götürmemizin önünü açmak, komşularımızla aramızda çatışma yaratıp tüm parseli boşaltmak ve buraya 15 katlı bir TİCK (Ticaret-Konut) yapmakmış! 14 Mayıs’ta onaylanan imar planı revizyonu, parselimizi ‘boş arazi’ gibi düşünüp haritalandırmış. Bu planda Dr. Cemil Tugay adına İzBB Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldırım’ın, Buca Belediye Başkanı Görkem Duman’ın, dönemin İzBB Başkanı Tunç Soyer adına dönemin Harita ve CBS Dairesi Başkanı M. Kubilay Yıldırım’ın ve teknik heyetlerin imzaları bulunuyor.”
Kadınları evsiz bırakmak, yaşlı insanlara bu uygulamaları reva görmek, tam olarak kapitalist sistemin normallikleri olur. Kapitalizmin normali elbette yaşamın anormalidir!
***
Diğer konu, pelesenk gibi dillere dolanan “3 harfli” küfürler.
Şöyle ki, geçen gün yani 6 Kasım’da Gençlik Komünleri’nden öğrenciler YÖK'ü ve çocuk emeği sömürüsünün devlet eliyle meşrulaştırıldığı MESEM'leri proteso etti.
Yurdum polislerince polis darp edilerek, işkenceyle gözaltına alındılar. İş çıkışı biraz sohbet edelim diye bir araya geldiğimiz MA’dan gazeteci arkadaşım Narınç Demir’le kendimizi bir anda haberin içinde bulduk. Gençlere uygulanan şiddetin ve nefretin boyutunu bizim kameralarımız bile anlatmaya yetmedi.
Ertesi gün ise İstiklal Caddesi’nde, gençlerin eylem yaptığı yerde onlarca futbol taraftarı cinsiyetçi küfürlerle sözde tezahürat yapıyordu. Etraf polis kaynıyordu ama kimse onları uyarmıyordu.
İnsanların annelerine, kadınlara yönelik küfürler topluca ve neredeyse bir öfke seansı halinde sürüyordu. Spor adı altında bu saçmalığı, bu nefreti ve cinsiyetçi küfürleri kabul etmemizi, sessiz kalmamızı bekliyorlar. Bazılarını yarsam da bir sonuç alamadım, aksine ben uyardıkça o nefret püskürten, kadın düşmanı sesleri yükseldi.
Gidip polise, “Saatlerdir küfrediyorlar, neden müdahale etmiyorsunuz?” diye sorduğumda, “Talimat yok, yolunuza bakın” minvalinde bir yanıt aldım.
***

Bir başka konu da geçen cuma, yani 6 Kasım’da, beş yıl önce aramızdan ayrılan Çiğdem Aydın için İstanbul Beyoğlu’nda arkadaşlarının ve dostlarının düzenlediği anma.
Çiğdem Aydın, farklı görüşlerden onlarca kadını bir araya getirdi. Onun için Türkiye’ye gelen bir isim daha vardı: Almanya’ya göç eden ve akademik çalışmalarını orada sürdüren Nil Mutluer. Alevilere yönelik araştırmaları başta olmak üzere pek çok konuda derinlemesine çalışmalar yapan Nil, feminist hareketin hafızası gibidir. Onu orada görmek hepimize iyi geldi.
Etkinlikte YENİ Parti'den Emine Uçak Erdoğan da konuştu. Kadınların siyasete katılımı konusundaki çabalar anlatıldı. Çiğdem Aydın’ı bu vesileyle bir kez daha saygıyla anmak istiyorum.
Şiddetsiz bir hafta olsun adaletli ve özgür...
(EMK)







