KADINLARIN GÜNDEMİ
Ters kelepçe, darp: KADES'ten kadına şiddet çıktı
İstanbul’da Eyüp’te 4 Temmuz gecesi, saat tam iki buçuk üç sularında Dilek Acu, büyük bir korku ve çaresizlik içinde Kadın Cinayetleri Platformu’ndan Şirin Yalıncaklıoğlu’nu arıyor.
Dilek, evinin etrafında birinin dolandığını, pencerelerden içeriye bakmaya çalıştığını söylüyor. Fark edip cama yöneldiğinde ise erkek şahıs evin diğer tarafına kaçıyor. O sırada bahçedeki köpekler yabancıyı sıkıştırıp toplu halde havlamaya başlayınca, Dilek can havliyle KADES butonuna basıyor.
Butona bastıktan yaklaşık 10-15 dakika sonra telefonla aranıyor. Karşıdaki ses, "KADES’e basmışsınız, bir sorun mu var?" diye soruyor. Dilek, "Evet, evimin etrafında biri geziyor, köpekler birini sıkıştırdı, çok korkuyorum. Neredesiniz?"diyerek konumunu bildiriyor ve ekipleri beklemeye başlıyor.
Kısa süre sonra eve iki erkek polis memuru geliyor. Ancak koruma amaçlı gelen bu memurlardan biri, Dilek'in anlatımına göre şaşırtıcı bir öfkeyle, "Hani burada biz kimseyi görmüyoruz" diyerek Dilek’in üzerine doğru yürümeye başlıyor.
Zorla karakola götürmeye çalışıyorlar
Dilek, "Bu kadar geç gelirseniz kaçan kaçtı tabii. Hırsızın çalacağı varsa da çaldı. Biri beni öldürmeye gelseydi şimdiye çoktan ölmüştüm" deyince, bianet’e anlatımına göre polis memuru iyice daha da sert davranmaya başlıyor ve Dilek’in üzerine yürüyor.
Dilek’in anlatımına göre, an polis memurundan çok keskin ve fena bir alkol kokusu alıyor. Kendini korumak için, "Bana yaklaşma, sen sarhoşsun! Ben 15 yıl boyunca bir sarhoşla yaşadım, ne olduğunu çok iyi bilirim" diyor ve tepki gösteriyor.
Ne oluyorsa bundan sonra oluyor, polis memuru, "Sen bana hakaret ediyorsun, yalan söylüyorsun, iftira atıyorsun, küfür ediyorsun" diye bağırıp çağırarak ortamı daha da geriyor. Diğer erkek polis memuru ne kadar sakinleştirmeye ve ara bulmaya çalışsa da, alkollü olduğu iddia edilen memur Dilek’i zorla karakola götürmek için dayatıyor.
Dilek, tüm bu anlattığı anları telefonda Şirin Yalıncaklıoğlu’na aktarırken, Şirin hemen duruma el koyuyor ve hayati bir yönlendirme yapıyor:
"Dilek, KADES’e bastıktan sonra normalde Bir tehlike varsa karakola gitmen gerekir ama bu durumda o polislerle asla gitmemelisin. Hemen ALO 183’ü ara, Şiddet Önleme Merkezi’nden (ŞÖNİM) bir kadın polis çağır."
Dilek söylenenleri yapıyor ve tahminen yarım saat içinde olay yerine bir kadın polis memuru ulaşıyor. Telefon hâlâ açık, Şirin Yalıncaklıoğlu da hattın diğer ucunda süreci anbean dinliyor. Erkek polisler hâlâ Dilek’i zorla götürmek isteyince, Şirin telefondan Dilek’e, "İçeri gir, kapıyı içeriden kilitle. Kadın polisle net olarak anlaşmadan onlarla sakın gitme"diyor.
Dilek bu esnada hak ihlallerini belgelemek için gizlice ses kaydı almaya başlıyor. Polisler ses kaydı alındığını fark edince, telefonunu elinden zorla alıp kaydı silmeye çalışıyorlar ama Dilek direniyor ve telefonunu vermiyor. Tam o sırada telefonun hoparlörü açılıyor ve Şirin Yalıncaklıoğlu polislerden biriyle bizzat konuşuyor. Dilek’in geçmişte uğradığı ağır şiddeti, yaşadığı mağduriyeti tek tek anlatıyor. "Dilek sabah karakola gelip şikayetini oluşturacak. Eğer polis memurunun iddiaları gerçekse o da gider savcılığa şikayetçi olur, dolayısıyla Dilek de kendisinden şikayetçi olacak" diyor.
Tehditler
Buna rağmen erkek polisler durmuyor, savcılıktan izin aldıklarını iddia ederek, "Kapıyı kıracağız, seni zorla götüreceğiz"diye tehditler savuruyorlar. Sürecin daha da çirkinleşmemesi adına Şirin Yalıncaklıoğlu, kadın polisle tekrar konuşuyor.
"Bak, Dilek’i sana emanet ediyorum. İfadesini alıp geri evine getireceksiniz, rica ediyorum" diyor. Kadın polis memuru bu şekilde yapacağına dair yemin edince, saat sabaha karşı 04.00 sularında ikna olup yola çıkıyorlar.
Ancak karakola gittiklerinde işin rengi değişiyor. Polisler kendi aralarında bir tutanak tutuyorlar. Tutanakta gerçeği tamamen çarpıtarak, "Gittik, evin etrafında kimse yoktu. Müsteşki sadece köpekler havlıyor diye korkmuş, bizi çağırmış, ortada hiçbir şey yok" yazıyorlar.
Ters kelepçe iddiası
Daha da tuhafı, Dilek’i hemen yakındaki Eyüp Devlet Hastanesi yerine, kasıtlı olarak çok daha uzak mesafedeki Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi’ne götürüyorlar. İşte o korkunç darp izlerini, hastane dönüşü getirildiği karakolda yapıyorlar. Dilek’in ellerini arkadan ters kelepçe yapıyorlar.
Çıplak arama iddiası
Ardından, kadın polis memuru, Dilek’i kameraların görmediği kör bir köşeye çekiyor. İttirerek zorla üst araması yapmaya çalışıyor. Üst kıyafetlerini çıkartan Dilek’e, kadın polis bu kez, "Altını da aşağı indir, dizlerine kadar"talimatı veriyor. Dilek onuruna, bedenine yapılan bu saldırıya haklı olarak direniyor. Direndiği için de kadın polis tarafından darp ediliyor.
Dilek alt kısmını açmamak için mücadele ederken, birden 7-8 kişi üzerine çullanıyor. Dilek’i yere, yüzüstü yatırıyorlar. Dilek o anlarını anlatırken "Bana orada cinsel saldırıda bulunacaklarını düşündüm, çok korktum"diyerek yaşadığı travmayı aktarıyor. O arbede sırasında, Dilek’in yüzü yere hızla çarpacakken yine o kadın polis son anda elini araya koyuyor ve yüzünün parçalanmasını engelliyor.
Adliye Süreci
Sabah saat 09.00 gibi Dilek’i savcılığa sevk ediyorlar. Adliyede de yaklaşık 2-3 saat kalıyor. Bu esnada telefonunun şarjı bittiği için dünyayla bağı tamamen kopuyor.
Dışarıda ise Şirin Yalıncaklıoğlu ve bir avukat arkadaşı harıl harıl Dilek’i arıyorlar. Akşamüstü 16.30’a kadar hiçbir haber alamıyorlar. Kurumsal başvuru hatları üzerinden karakolu defalarca arıyorlar ama karakol telefonları açmıyor. En sonunda Baro'yu arayıp saati ve yeri söylüyorlar, "Avukat atandı mı?" diye soruyorlar. Evet, bir avukat atanmış. Ancak atanan avukatın cep telefonuna hiçbir şekilde ulaşılamıyor.
Daha sonra öğreniyorlar ki, atanan o avukat, Dilek’e yapılan işkenceyi, bu darp olaylarını ifadeye yazıp yazmadığına bile bakmadan evrakı imzalatıp çıkmış. Savcılık ifadesinden sonra da Dilek’i orada öylece bırakıp, onunla tek bir kelime bile iletişim kurmadan adliyeden çekip gitmiş.
Adalet mücadelesi başlıyor
Şirin Yalıncaklıoğlu ve avukatlar hemen kalkıp Dilek’in evine gidiyorlar. Gördükleri manzara korkunç: Dilek’in bütün vücudu mosmor kesilmiş, açlıktan ve ağlamaktan perişan bir halde.
İlk gün götürüldüğü hastanede verilen adli rapor yetersiz kaldığı için, hemen ertesi gün yeni bir adli tıp raporu alınıyor. Çünkü ilk günün ardından Dilek’in vücudundaki morluklar daha da kararmaya ve belirginleşmeye başlamış; tüm bu işkence izleri fotoğraflarla kayıt altına alınıyor.
Şirin Yalıncaklıoğlu, yaşananları anlatırken, özellikle vurguluyor, “Dilek’in sesini duyuralım… Bu hafta platformdan bir avukat arkadaşımız davayı resmen üstlenerek ilgili polis memurları hakkında suç duyurusunda bulunacak ve yasal süreci başlatacak. Tüm kamuoyundan destek bekliyoruz…”
Karşı karşıya olduğumuz tablo ve ortaya atılan iddialar maalesef Türkiye’de bir kadının şiddetten korunmak için KADES butonuna bastığında, yardım beklerken nasıl bir durumla karşılaşabileceğini acı bir şekilde gösteriyor.
Burada mesele KADES uygulamasının kendisi değil, bu sistemin çalışmadığı ya da yetersiz olduğu anlamına gelmiyor. KADES elbette önemli bir çözüm aracı. Ancak uygulamadaki yapısal aksaklıklar ve insan faktörü tüm çıplaklığıyla aşikar.
Teknolojiyi ne kadar geliştirirseniz geliştirin, sistemi ne kadar kusursuz kurarsanız kurun sahada görev yapan personele toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı bir bakış açısı kazandırmadığınız sürece bu hak ihlallerinin önüne geçemezsiniz.
Şimdi, bu ağır hukuksuzluğa karşı Dilek’in adalet arayışında sesine ses olma, onunla omuz omuza durma zamanı. Hayde kadınlar dayanışmaya!
Özgür yeni bir hafta gelsin, dayanışmayla!
(EMK)
Suruç yaralısı Dr. Çağla Seven: Silahsız insanlarla canlı bombaya yarı yarıya kusur biçtiler
Hafıza ve adalet olmadan barış olur mu?
Karadeniz’in saklı hafızası sahneye taşındı: Karşınızda Hopaband!
Suruç'tan Ankara Gar'a: "Katliamlar önlenebilirdi"
E.Ö: "ADALET ARAYIŞIM TÜM KADINLAR İÇİN"
Cinsel saldırı faili erkek tahliye edildi, kadın kararı sosyal medyadan öğrendi