ilan Karaman’ı çok iyi tanırım. Kendisi ile hiç yüzyüze gelmedim. Kendisiyle Fiskaya Kafesinin terasında bir yandan Hevsel bahçelerini izlerken bir çay eşliğinde derin sohbetlerim de olmadı.
Barış için bir miting, şiddete uğramış kadınlar için bir eylem ya da sokak hayvanlarının yaşam hakkı için bir kampanya örgütlerken de yanyana durup koşturanlardan olmadım. Ama ben Dilan Karaman’ı çok iyi tanırım.
Bunu şu an sadece Dilan için de demiyorum; Kürt Özgürlük Hareketi’ni en çok da kadınlar üzerinden tanıdım ben. Bu öyle bir tanıma hali ki; ilk bir ‘merhaba’dan sonra kendimi en güvenli hallerim ile bu hevallerin yanında buldum her zaman. Kürt Özgürlük Hareti’nden ilk tanıdığım kadın olan Türkmen Demirel’den bana kalmış bir miras da olabilir bu.
Bundan uzun yıllar öncesinde Üniversite’ye daha yeni başlamışken evlerinin bir balkon sohbetindeki duruşu, siyaseti kavrayışı, anlatışı, kendisine olan özgüveni ile benim açımda her anlamda Özgür Kadın’ın bir kişideki temsili olmuştu kendisi.
İnanmak istemedim
Sonrasında hayatın, mücadelenin bir çok sahasında başka sosyalist hareketlerden kadın yoldaşları, hevalleri tanımaya devam ettim. Hatta buna dair kafamda yazmaya başladığım ‘kadınların yoldaşlığı’ başlıklı yazımı geçen 8 Mart’a da yetiştiremedim. Zira günün ilk saatlerinden itibaren Dilan Karaman Raporu’u gördüm, okudum, inanmak istemedim.
Bu hareketin en büyük değeri her zaman hevallik üzerinden kurulan yoldaşlık, dayanışma, paylaşma ve birlikte özgürleşme pratikleri oldu. Bu savımı sorgulatan bir çok farklı kadın pratiklerini mağdurlarından dinlemiş olsam da ‘esası’nda kaldım her zaman. Ancak bu defa günlerdir Dilan Karaman’ı ölüme gönderen asıl muhataplardan gelecek kendi kadın/direniş tarihine uygun bir söz, özür bekliyorum.
Dilan Karaman’ın hevali, Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad -TJA) aktivisti Sebahat Tuncel kendisinin son yolculuğundan sonra “Dilan ve ‘komünün çocuğu’” başlıklı bir yazı kaleme almıştı(1). Tuncel, yazısına “bazı konuları yazmak zordur. Ne yazarsan eksik kalır, hislerini tam anlatamaz” diye başlamıştı. Şimdi bende aynı duyguda bu yazıyı yazmaya çalışıyorum.
Tuncel, Karaman’ın kendisine gönderdiği “Çocuk yalnızca kadının değil, komünün çocuğudur” başlıklı yazıyı da kamuoyuyla paylaşmıştı. Dilan, mektubunda Sebahat’e; “Sen benim için, bana çocuk yaşımda kendime dair kötü gösterilmeye çalışılan hiçbir şeyin kötü olmadığının resmiydin, hep de öyle kalacaksın” diye yazmıştı.
Tuncel’in “Herkes kendi gerçeğini Dilan’ın gerçeği gibi anlatıyor. Ama benim için zor olan kadın özgürlük mücadelemizin içinde olan bir kadının, sorunlara çözüm üretmesi gerekirken çözümsüz kalmış olmasıdır”, cümlesi benim şu an asıl üzerinde kaygı ve endişe ile cevap bulmaya/üretme çalıştığım yer. Dilan’ın Sebahat’e mektubunda yazdığı; “İnsan dünyayı tanımaya başladığı ilk andan itibaren komün içinde büyümelidir ki aidiyet hissini geliştirebilsin, paylaşmayı öğrenebilsin, örgütlülük bilinci kazanabilsin. Çocuk komün içinde büyüdüğünde, annesinin yalnızlığı da azalır, bakım yükü de hafifler. Annenin ruhsal sağlığı güçlenir, çocuk çok daha zengin bir toplumsal çevrede gelişir ve ruhen zenginleşir,” satırlar özgürlük ütopyamız olarak kalmasın diye koştururken kaybettik biz Dilan’ı.
Dilan Karaman’a dair rapor, 8 Mart Dünya Günü’nde kamuoyu ile paylaşıldı. Raporun altında Tevgera Jinên Azad(TJA), Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi, Rosa Kadın Derneği, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Kadın Komisyonu(ÖHD) ve Dayanışmanın Kadın Hali Derneği (DAKAH-DER)’nin imzaları vardı.
Poliitk yalnızlık çok şey anlatıyor
Raporda üç başlık öne çıkarılmıştı: “Politik yalnızlık, dijital kuşatma ve partner şiddeti.” Anlatı için kurulan üstten, genellemeci dil ile Dilan Karaman’a dair hakikatın üzeri kolektif bir emek ile örtülmüştü. Konuya dair az biraz bilgisi olan hemen hemen herkesin bildiği ‘gerçek’ metinde itina ile yok edilmişti.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin kadın özgürleşmesini merkezine alan “Demokratik, Ekolojik, Cinsiyet Özgürlükçü Paradigma” çerçevesinde örgütlenen, kusumsallaşan beş Kürt kadın yapısının bu halini anlamak/anlamaya çalışmak bu defa çok yorucu gelmeye başladı. “Politik yalnızlık” alt başlığı ise bana göre durumun aslında tamamını açıklamaya yeter.
Tanıklıklara dayandırılan iddialara göre, kurum içerisinde hiyerarşik yapıları suistimal eden bir “çeteleşme” odağının bulunduğu, Karaman’ın da bu yapı tarafından hedef alındığı belirtiliyor. Ortada bir ‘çete’ varsa, bu çetenin üyeleri kimlerdir, ve bu ‘çete’ye dair ne tür uygulamalar sözkonusu oldu?
Rapor ayrıca bu odağın Karaman’ın emeğini sistematik olarak küçümsediği, başarısını gölgelediği ve onu kurumsal mekanizmaların dışına iterek yalnızlaştırdığı ifade ediliyor. Her bir adımında büyük emekler, fedakarlıklar olan bu yapılanmalar nasıl oluyor da “Yok sayılma(ghosting)” gibi bir pratiğin içine düşebiliyorlar?
Küçük düşürme gibi yöntemlerle desteklenen bu sürecin, Karaman’ın politik aidiyet duygusunu zedelediği ve güvencesizlik hissini derinleştirdiği vurgulanmış. Yarım asrı bulan, Ortadoğu başta olmak üzere dünya kadın özgürlüğü konusunda bir merkeze dönüşen KÖH’nin kadın bileşenlerinin bu “politik yalnızlık” konusunda diyecekleri bu kadar mı? Bu “politik yalnızlık” nasıl anlatılır?
Özetle, hiç kimseyi ikna etmeyen bu raporda fail de yok, sorumluluk da. Feminist ilkelerle uyumsuz, örgüt ve hiyerarşiyi merkeze alan; ancak tam da bu yapıların rolüne işaret etmekten kaçınan bir dil kurulmuş durumda. Oysa kadın özgürlük mücadelesinin en büyük gücü, kendi içindeki yanlışlarla yüzleşebilme cesaretidir. Eğer gerçekten Dilan Karaman’ın anısına saygı gösterilecekse, bu saygı ancak hakikati bütün çıplaklığıyla ortaya koymakla mümkündür. İsimlerin saklandığı, sorumlulukların genellemelerin arkasına gizlendiği bir metin ne adaleti tesis edebilir ne de kadınların mücadele tarihine yakışır.
Dilan’ın ardından geriye kalan şey bir rapor değil, cevap bekleyen sorulardır. Ve bu sorular yanıtlanmadıkça, “politik yalnızlık” yalnızca Dilan’ın değil, hakikatin de kaderi olmaya devam edecektir.
(EJA/EMK)
- https://yeniyasamgazetesi9.com/dilan-ve-komunun-cocugu/







