Ülke tarihinin gelmiş geçmiş en büyük protestolarında bazen yüz bini aşan katılımcılar, devletin yozlaşmasına tahammüleri kalmadığını ispatlıyordu.
Bilhassa öğrencilerin önderliğinde başlayan direniş, ülkenin 400’ü bulan yerleşim merkezine yayılmış, gayet geniş katılımlı hareket sivil itaatsizliğe de dönüşmüştü.
Adalet ve değişim taleplerini bazen koordinasyon hâlinde çalınan trampetler, bazen de kakofoni şeklinde kulakları sağır eden vuvuzelalar eşliğinde ifade ediyorlardı.
Lakin protesto hareketinin alametifarikası her gün iş cinayetinde ölmüş 16 kişinin anısına yapılan altı dakikalık sessizlik teamülüydü.
Peki devletin halen sürmekte olan barışçıl protestolara cevabı ne mi olmuştu?
Şiddet ve sansür!

Kasım 2024’te Novi Sad Tren Garı’nda meydana gelen çökme, Sırbistan hükümeti kapsamındaki yolsuzluğu apaçık teşhir etmişti; Başbakan Miloš Vučević‘in istifası bile halkta birikmiş öfkenin yatışmasına kâfi gelmedi.
İşte tam o sıralarda Belgrad’da bulunan İsviçreli sinemacı Jan Ciallella sabit kamerasını ikamet ettiği daireden sokağı 90 dereceyle görecek şekilde monte etti ve deyim yerindeyse protestoların nabzını olabilecek en estetik biçimde tutmaya muvaffak oldu.
Geçen ağustos ayında tertip edilen Locarno Film Festivali’nde yer alan 2026 İsviçre yapımı 9 dakikalık Direniş Yolu (Street of Resistance) adlı film kısacık süresine rağmen seyirciyi ziyadesiyle tatmin ediyor. Yönetmen, senaryo yazarı, prodüktör ve görüntü yönetmeni hanelerinde adını gördüğümüz kabiliyetli sinemacıya, montajda Corina Schwingruber Ilić eşlik etmiş ve neticede olağanüstü bir estetiğe ulaşılmış. Ufacık ekibin ses dizaynı ve montaj hanelerinde adını gördüğümüz Oswald Schwander de muhakkak ki övülmeye değer.
Bu arada daha geçen hafta ülkenin Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić de istifa ediverdi. İktidarı ister başbakan, ister cumhurbaşkanı olarak senelerden beri zapt etmiş olan popülist siyasetçi utancından değil, Sırbistan yasalarına istinaden üçüncü bir dönem cumhurbaşkanlığı yapamayacağından tekrar başbakanlık yapmak üzere koltuğunu bırakmayı münasip gördü.
Oysa hakkındaki muhtelif yolsuzluk suçlamaları, suç odaklarıyla bağlantıları, demokratik hakların törpülenmesi ve basının susturulması yönündeki faaliyetleri Vučić’i aslında protestocuların mutlak hedefi hâline getirmiş vaziyette!

Adalet bizimdir
Yüksekçe bir apartman dairesinden ikisi geliş, ikisi gidiş olmaj üzere dört şeritli bir caddeye tepeden bakıyoruz. Siyah asfaltın üzerindeki beyaz trafik çizgileri görüntüyü gayet estetik ve simetrik şekilde bölüyor.
Sokağa bazen ıssızlığın huzuru hâkim; lakin genelde otomobillerin agresif hareketliliği şehir hayatının keşmekeşine uygun şekilde kadrajı işgal ediyor. Kâh trafik bir yönde tıkalı olup aksi yönde araçlar serbestçe akıyor, kâh protestocular kadrajın bir yarısını doldurup diğer tarafta akışın devam etmesini sağlıyor. Sessizlikler ve gürültülü anlar arasında ani kesmelerle mevzubahis kontrastlar daha da oyuncaklı ve belirgin hâle getiriliyor. Filmin ritmi genelde gayet ağır başlı olsa da bazen tempo hızlandırılıp seyirciye gaz veriliyor.
Zaten protestocuların ülke çapındaki en popüler sloganlarından bir tanesi “Ver coşkuyu” manasına gelen kısa ve tesirli bir ifade.
“Adalet bizimle” veya “Devletin yenilenmesi için vakit geldi” de bıkkınlık krizindeki halkın hislerine tercüman olan ifadelerden ikisi. Caddeyi boydan boya kaplayan bez afişlerle nümayişçilere destek veren Belgrad Eğitimciler Sendikası ve Sağlık Hizmetleri Sendikası da insan duvarı nizamında emin adımlarla korteje katılıyorlar.
Tebessüm eksik olmasın
Filmin fragmanında da görüldüğü üzere protestocularla tıklım tıklım dolu caddeden geçecek bir ambulans için hızla bir koridor açılıyor ve tahmin ettğimiz kadarıyla polis şiddetine maruz kalmış birinin hastaneye yetiştirilmesi mümkün kılınıyor.
Barışçıl göstericilere fazlasıyla yüklü polis teşkilatının biber gazıyla müdahalesi de rejimin gaddarlığını bir kez daha gözümüze sokuyor.
Foyası çoktan meydana çıkmış devlet mekanizmalarını güvenlik kuvvetlerinin zoruyla ayakta tutma çabası çirkin iktidarın acizliğini afişe ediyor.
Biz ise genelde gündüz sekanslarıyla gözetlediğimiz muhteşem caddeyi gece ışığında da beğeniyor; fırtınada oluşan girdapların etrafa savurduklarından, yağmurlu havadaki rengârenk şemsiyelere, filmden şiirsel haz bile alabiliyoruz.
Onbinlerce insanın öfkesi, coşkusu, isyan duygusu perdeden taşarken, kabiliyetli sinemacı Jan Ciallella gayet objektif bakış açısıyla seyirciye unutulmaz bir görsel şölen sunuyor; dudaklarımızdan eksik olmayan tebessüm de cabası.
Hâkları için ve daha iyi bir istikbal ümidiyle seslerini yükselten, hislerini açıkça dile getirenlere adanmış şirin mi şirin filmin tüm gezegendeki sinemacılara ilham vermesi temennisiyle…
İlgili bianet yazıları:
- Sırbistan’da öğrencilerin başlattığı protestolar sonuç verdi: Başbakan Vučević istifa etti, 28 Ocak 2025.
- Sırbistan: Hükümet karşıtı gösterilere 100 binden fazla kişi katıldı, 16 Mart 2025.
- Ege Tonga, “Hükümet değişmeden sistem, sistem değişmeden hiçbir şey düzelmez”, 26 Mart 2025.
- Rosalino Levantino, Hakikat ve adalet hayatın parçası olana kadar, 11 Eylül 2025.
(MT/VC)







