Denemeler daha tamamlanmamışken, Elon Musk’ın hırsı yüzünden piyasaya alelacele sürülmüş sürücüsüz araçlar birçok kazaya ve ölümlere yol açtı.
"Elon Musk’ın foyası: Tesla Deneyi (Elon Musk Unveiled: The Tesla Experiment)" adlı belgesel mevzubahis iddiayı ziyadesiyle ispatlıyor. 2025 Almanya yapımı 90 dakikalık sürükleyici filmin argümanı, bir zamanlar Tesla’da çalışmış insanların teferruatlı beyanatları, tüyler ürpertici arşiv görüntüleri ve Musk vurdumduymazlığının kurbanı olmuşların hukuki mücadeleleri sayesinde layıkıyla destekleniyor.
Tecrübeli sinemacı Andreas Pichler’in araştırmacı gazetecilik tarzına dayandırdığı belgeselinde geleneksel televizyon estetiğini tercih etmesi filmin çok daha geniş kitlelere ulaşmasını muhakkak ki sağlıyor.
Onu yakından tanımış olanların verdiği malumata göre Musk hiç bir zaman sevilesi bir insan olmamış, candan arkadaşlıklar kuramamış, çalışanlarına acımasızca davranarak etik değerlerinden feragat etmelerini beklemiş. İnsanlığını sorgulatabilecek seviyede soğuk kişiliği iticiliğinin alametifarikası olmuş, suyuna gitmeyenleri tehdit etmekten geri durmamış. Hızla yükselmek ve zenginleşmek için kuralları bükmekten asla kaçınmamış, kendini kanunların üstünde görmüş, gem vurulamayan megalomanlığı insan neslinin ıslahı yönünde kendini bir öncü gibi kabul etmesine bile yol açmış.
İbretlik belgesel CPH:DOX ve IDFA’dan sonra Göteborg Film Festivalinde seyirciyle buluştu; Türkiye’ye de uğrasa fena mı olur?

Nihai gaye nedir?
Silikon vadisinden tüm dünyayı ele geçirmek üzere yayılmakta olan yeni trendin çirkef simalarından Güney Afrika’lı Musk’ın, Almanya doğumlu Peter Thiel gibi, ABD demokrasisinin yıkılmasına yönelik faaliyetleri uzun zamandır sorgulanıyor.
Beyaz ırkın üstünlüğünü savunan aşırı sağcı ve ırkçı söylemlerinden vazgeçemeyen, Nazi selamı vermekten kaçınmayan Musk ve benzerlerinin Avrupa demokrasilerini de yerle bir etme projesinde yer aldığı her fırsatta dile getiriliyor.
Biden hükümetinin hedefi hâline gelip muhtelif davalarda kendini savunmak zorunda bırakılmış Musk’ın “Önce Amerika” söylemiyle seçmenlerini yanıltan Trump’ı satın aldığı ve bu sayede yargılanmaktan kendini kurtardığı da resmen biliniyor. ABD’nin en utanmaz hükümeti kurulduğunda canciğer kuzu sarması olan Musk ile Trump’ın arası bir ara bozulmuş olsa da Musk’ın davalarını takip eden birçok denetleme dairesi başkanının istifa etmek zorunda kaldığı inkâr edilemez hakikatlerden.
Belgeselde Tesla araçları sayesinde hızla zenginleşmesini sağlayan ekibinden birçok kişi “Pandoranın kutusunu” açıyor ve Musk’ın foyasını teferruatlarıyla ortaya çıkarıyor. Her an yeniliğin peşinden koşma adına sağlaması yapılmamış sistemlerle donatılan araçlar piyasaya sürülüyor, peş peşe gelen, bazıları ölümlü kazalar şirketin hakikati kamufle etme çabasıyla paralel yoğunlukta ilerliyor.
Dünyanın en zengin insanı payesi verildiği için ziyadesiyle zeki insan nitelemesine layık görülen Musk için çalışanları profesyonel açıdan asla prim vermiyor. Yapılan işi tam olarak anlamasa da patron sıfatıyla gerçekleştirdiği ani baskınlar ve müdahaleler, aslında ehliyetsizliğini örtbas etmeye endeksli çırpınışlar olarak yorumlanıyor.

“Yasalar bizi bağlamaz!”
Mesihlik dahil muhtelif hezeyanları inkâr edilemeyecek Musk’ın siyasi manevralarının apayrı bir filmin mevzusu olabileceği aşikâr.
Lakin Andreas Pichler’in belgeseli, Musk’ın ahlaksızlığını şöförsüz araç sektörüne odaklanarak aktarırken seyirciye genel manzarayı sunmaktan da geri durmuyor.
Ama istatistiksel malumat verirken diğer şoförsüz araç üreticileriyle kıyasa girişmemesi kaçan bir fırsat olarak algılanabilir. Sonuçta, mükemmelliyete asla ulaşması mümkün görünmeyen sürücüsüz araç teknolojisinin yetersizliği layıkıyla afişe ediliyor.
Sistemin hafızasına yüklenmiş verilerden farklı dinamiklerle karşılaştığında “kafayı yiyen”, “halüsinasyon” kurbanı araçların trafik canavarına dönüşmesine muhtelif arşiv filmlerinde şahit oluyoruz. Tesla’nın cilalı reklamlarında pazarlanan, ihtimamla montajlanmış imaj bir ölüm makinesine dönüşüyor, doyumsuz kapitalizm refleksiyle sarfedilen “problemi çözdük” söylemi mantra hâline getiriliyor.
Belgesel boyunca adalet arayışı içinde izlediğimiz ailenin mücadelesi tabii ki muhtelif engellemelerle karşılaşıyor; arabası park halindeyken bir Tesla aracının çarpması sonucunda ölen fert için aileye tazminat ödenmesine karar verildiğinde de, şirketi temsil eden avukatlar bir üst mahkemeye başvurup ölüme sebep olan Tesla sürücüsünü suçlamaya girişiyor.
Bu arada kusurlu araçlar dünya piyasasına insanların güvenliği yok sayılmak suretiyle yayıldıkça yayılıyor.
Zaten Musk’ın esas ihtiras alanının Tesla araçları değil de SpaceX adıyla faaliyet yürüten uzay çalışmaları olduğunu öğreniyoruz. Sık sık muhtelif ilaç ve kimyasalların tesiri altında olduğu düşünülen hırs küpü Musk’ın uzayı istila edip sömürgeleştirmenin peşine düştüğü aşikâr.
(MT/EMK)







