Ülkenin birinde büyük ünlülere yönelik bir soruşturma başlatılmış. Soruşturma başlatıldığı mümkün olan her mecradan duyurulmasına karşın Büyük Ö, alem masasından kalkmamış. Hatta tehlikede olduğunu kulağına fısıldayan küçük ünsüzü azarlamış. Küçük Ünsüz, Büyük Ö’ye hafiften içerliyor, kendisini kullanılmış, kıymeti bilinmemiş hissediyormuş. İçinden “Alsınlar seni de, gör bakalım dünya kaç bucak,” demiş. Nihayetinde kapı kırılmış, içeriye polisler dalmış. Büyük Ö’yü kendinden habersiz vaziyette bulmuşlar. Büyük Ö’nün kafası o kadar iyiymiş ki gelenleri de ahbaplarından zannedip eğri bir gülüşle “Ööööö böyrön, böyrön” demiş. Polis kaşlarını çatmış “Kalk ulan!” demiş. Yandan Küçük Ünsüz atılıp “Aman efendim, kendinden haberi yok. Size karşı saygısızlık etmek istemez” demiş, ama işe yaramamış, Büyük Ö’yü kaptıkları gibi götürmüşler.
O esnada pek çok büyük ünlünün evi basılmış, toparlanıp ip gibi sıraya dizilmişler. Haberi alan küçük ünsüzler çiğdemlerini kapıp büyük ünlüleri izlemeye gelmiş. Aralarına katılan küçük ünlüler de korkuyla olan biteni izliyormuş. Tabii büyük ünlüye bunu yapan küçük ünlüye ne yapmaz!
Sıraya sokulan büyük ünlüler ellerinde birer su şişesiyle otobüsten inmeye başlamış. İzlemeye gelen küçük ünsüzlerden biri Büyük E’yi görünce heyecanlanıp “Kaldır ayol kafanı! Biz yanındayız” diye bağırıvermiş. Bunu duyan Büyük E, kendine gelmiş ve F gibi görünmeyi bırakıp gülümseyerek izleyicilerin arasından geçmiş. Her büyük ünlünün kolunda birer polis, hastaneye girmişler. Onların harf kayıtları incelenirken dışarıda bekleşen küçük ünlüler olan biteni diğerlerine ulaştırmış.
Derken daha küçük bir araba gelmiş. İçinden W, Q ve H indirilmiş. İzleyiciler şaşırmış tabii. Büyük E’ye destek olan küçük ünsüz atılıp “Memur bey bunlar ünsüz hem de büyük ünsüz, niye aldınız onları?” diye sorunca şafaktan beri büyük ünlü toplamaktan bıkan polis amiri “Bir sen biliyorsun zaten. Biz hiç anlamıyoruz değil mi?” diye onu azarlamış. Küçük ünsüze posta koymuş; ama içine bir şüphe düşmüş. Hemen savcıyı aramış. Telefonun başında bekleyen savcı açmış. Polis lafı uzatmadan “Efendim elimizde bir Büyük Duble ve bir Büyük Kü bir de Büyük He var. Bunları da aldık, ama emin olamadık. Emirleriniz nedir?” deyince savcı ellerini ovuşturarak “Asıl büyükler bulunamadı diyenlere dert olsun. Aferin aslanlarım. Duble W’yi biraz gevreterek gösterin,” demiş.
Talimatı alıp fırça yememenin sevincini yaşayan polis amiri “Arabada eşyası kalmış, geri götürün bunları” deyip görüntüyü başa sarmış. Büyük ünsüzleri yeniden arabadan indirmişler ama bu defa Büyük W’yi iki yanından tutup gerdire gerdire yürütmeye başlamışlar. Evinin içinde bile çok şık olan Büyük W, eşofman takımıyla el alemin önüne çıkarılınca buna bir sinir, sinirden mütevellit bir kuvvet gelmiş. İki yanını iyice gerip havaya doğru kaldırınca yanındaki polislerin de ayağı yerden kesilivermiş. Büyük W’nin iki yanında havada asılı kalan polislerin görüntüsü saniyesinde dünyanın bilgisine sunulmuş. İzlemeye gelenleri bir gülme almış.
“Değerli ünlü ünsüz vatandaşlarım!”
Büyük W’den dili yanan polis Büyük Q’ya daha temkinli yaklaşmış. Büyük Q, neyin neden olduğunun farkındaymış, işin sonunun nereye varacağını biliyormuş. Büyük W gibi hareketlere hiç kalkışmamış ama yuvarlacık hatlarının da yardımıyla yanına yöresine yapışılmasına izin vermemiş. Sakince yürüyüp giderken meraklı gözlerle bakan bir küçük ünsüze çok çapkın bir gülücük atmakla yetinmiş.
Sıra gelmiş Büyük H’ye. Hem izlemeye gelenleri hem de polisleri bir şenliğin beklediğini o anda kimse bilemezmiş tabii. Arabadan neredeyse akarak inen Büyük H, “Değerli ünlü ünsüz vatandaşlarım! Beni bilen bilir, ben Büyük Haş’ım, Büyük Haş’lardanım. Büyük Haş’ları diğerleriyle karıştırmayın. Bizim ünlümüz kendi içimizdedir, hiçbir ünlüye ihtiyacımız yoktur. Okunmasak da orada oluruz, okunsak da. Misal ‘ak, ukuk, adalet!’” diye bağırmaya başlayınca izleyicilerin arkasında bekleşen davul zurna ekibi birden ortaya çıkmış. Haş gür sesiyle “vur bakalım!” deyip oynamaya başlayınca polisler kalakalmış. İzleyiciler de kendini oyuna kaptırmış. Gözaltı işi birden toplu eğlenceye dönüvermiş. Şafaktan beri koşturmaktan perişan olan polisler de “Hadi eğleniversinler biraz, biz de izleyelim” demişler. Şapkalarını iyice gözlerinin üstüne indirip oynayanları izlerken birden Haş’ın orda olmadığını fark etmişler. “Aman dur, aman nereye gider koskoca Haş” diye telaşla koşuşmaya başlamışlar. Ama nafile.
O karışıklıkta küçük ünsüzlerin arasına karışıp minik bir he gibi görünmeyi başaran Haş, davul zurna ekibiyle yanında yürüyenlerin omuzlarına vurup gülüyormuş. “İşte” demiş, “Haş’lara bulaşmanın sonu budur. Bizi Ha’larla, He’lerle karıştırdılar tabii. Ünlü soruşturmasına meze yapacaklardı bizi ama yer mi Haş’lar bunları?” Haş’ın beline sarılmış hayran hayran bakan küçük ünsüz “Bu ünlülerin küçüğü de büyüğü de bir. Azıcıklar ama sorsan her şey bunların etrafında dönüyor! Oh oldu hepsine. Biz işimize bakalım değil mi?” demiş. Küçük He gibi yürüyen Büyük Haş gülerek “Bugünü Büyük Haş Bayramı ilan ettim gitti! Davulcu vur!” deyince coşkulu kalabalık “Ünlülerin büyüğüne bir, küçüğüne iki” diye bağırmaya başlamış. Büyük Haş halinden memnun güle eğlene yürüyüp gitmiş. (ÖE/TY)







