Geçen haftaki yazımda, 2027 yılı “toplam bütçe gelirinin” (25,4 trilyon TL) kaynakları üzerinde durmuş, en büyük kaynağın vergi gelirleri olduğunu belirtmiştim. Toplam vergi (22,1 trilyon TL) gelirlerinin en büyük bölümü (9,3 trilyon TL), neredeyse yarıya yakını (yüzde 42,1) dolaylı vergilerle sağlanacak. İkinci sırada da yüzde 35,9 ile “gelir ve kazanç üzerinden alınan vergiler” (8 trilyon TL) yer alıyor. Şirketler, bu vergi grubunun yalnızca yüzde 29,8’ini (2,4 trilyon TL) kurumlar vergisi adı altında ödeyecek. Gelir ve kazanç üzerinden alınacak verginin yüzde 70’den fazlası (5,6 trilyon TL) ise emekçilerin maaş ve ücretlerinden peşin olarak kesilecek ve kendi hesabına çalışanlardan götürü usulü vergi olarak alınacak. Özetle, 2027 yılı bütçe gelirinin ana kaynağını önceki yıllarda olduğu gibi, yine “yaşayabilmek için emek gücünü satmak zorunda olanlarla, çalışmak zorunda olanlar”dan alınacak vergiler oluşturacak. Peki, toplanacak vergiler kimler için ve ne için harcanacak? Bu haftaki yazımda da bu soruyu ana hatlarıyla yanıtlamaya çalışacağım.

Bütçe 2027: AKP'nin sınıfa saldırısı ve erken seçim "sinyali"
Bütçe açığı
Başlarken belirtmekte yarar var. Türkiye’de rejim değişikliğiyle birlikte, 2019 yılı bütçesinden itibaren merkezi yönetim bütçe yasa tasarısı/teklifi de cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanıyor. Cumhurbaşkanlığının hazırladıklarının dokuzuncusu olan 2027 yılı bütçesi de yine “denk bütçe” olarak hazırlanamamış. Bütçe açığı 4,1 trilyon TL. Cumhurbaşkanlığı tarafından “planlanmış” olan bütçenin geliri giderinin ancak yüzde 84,8’ini karşılayabiliyor. O da hesaplar tutarsa. Patronlardan, şirketlerden vergi alabilirlerse. Gelir gider farkı kâğıt üzerinde yüzde 15,2. Başka bir ifadeyle, gelir giderden yüzde 15’den daha fazla eksik. Yani henüz harcama yapılmadan bile bütçedeki delik oldukça büyük. Bütçenin yama tutacak hali yok. Cumhurbaşkanlığının bütçe hazırlığındaki tutarlılığı bütçe açığını kapatmak için de benzer biçimde devam ederse ki edecek, toplanacak ek gelirin kaynağının kimler olacağını söylemek hiç de zor değil: İşçiler, emekçiler, emekliler, küçük esnaf, köylü ve ...
Program ödenekleri
Öncelikle, çok kısa bir not; bütçedeki “savunma ve güvenlik” başlıklarını “savaş” olarak anlamakta herhangi bir yanlışlık olmayacaktır. Hele ki NATO’nun üye ülkelerin milli gelirlerinin en az yüzde 5’ini savaş-silah için ayırmaları kararından ve NATO üyesi ülkelerin tek tek de olsa Orta Doğu’daki doğrudan ve/veya dolaylı hallerini göz önüne alırsak.
Şimdi bütçe teklifinde gider cetvellerinin en sonuna yer verilen “bütçe ödeneklerinin programlara göre dağılımı” sayfasındaki verilerden yararlanarak ilerleyelim. Gelecek yılın bütçesinin en az yüzde 12,3’ü yani 3,3 trilyon TL’den daha fazlası “savaş” için harcanacak. Oysa, 86 milyon kişiden daha fazla sayıdaki yurttaşın sağlığının korunması için bütçenin yüzde 2,2’si bile olmayan 586,9 milyar TL, hastalanan yurttaşların tedavisi için ise 1,5 trilyon TL (yüzde 5,6) ödenek ayırmışlar. Aynı sayfalarda yer alan sayılardan yükseköğretim için bütçenin yüzde 3,3’ünü, ortaöğretim için de yalnızca yüzde 2,6’sını ayırdıklarını öğreniyoruz. Bütçenin yüzde 10,6’sı sosyal güvenlik, sadece on binde 7,3’ü (19,8 milyar TL) ise sanat ve kültür için ayrılmış.
Diyanet’in bütçesi
Bütçe ödeneklerinin programlara göre dağılımının ardından A-Cetveli’nde yer alan genel bütçeli kurumlardan bazılarına ayrılan “ödeneklere” ve bütçe toplamındaki paylarına bakabiliriz. Faaliyetlerinin, dolayısıyla harcamalarının tümü “Sünni Müslüman”lara yönelik olan Diyanet İşleri Başkanlığı için bütçeden ayrılan pay 229 milyar 64 milyon 666 bin TL’dir. Söz konusu bütçe Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (50,6 milyar TL) bütçesinin 4,5 katı, Dışişleri Bakanlığı (64,4 milyar TL) bütçesinin 3,6 katı, Kültür ve Turizm Bakanlığı (95,2 milyar) bütçesinin 2,4 katı, Ticaret Bakanlığı (104,3 milyar TL) bütçesinin ise 2,2 katıdır.
Özel bütçeli kurumlar arasında yer alan ve neredeyse 25 yıllık iktidarı boyunca kendine özgün kültür ve sanat kadrolarını üretemeyen AKP tarafından “yoksullaştırılan” kurumlar arasında sayılan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü (7,4 milyar TL) ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü (6,8 milyar TL) bütçelerinin toplamının payı, toplam bütçenin yalnızca on binde 5,2’sidir. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan tarafından TBMM’ye iletilen 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Yasası Teklifi’nde Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan bütçe bu iki genel müdürlüğün toplam bütçesinin 16 katından daha fazladır. Evrensel müzik ve sanattan uzakta “dindar ve kindar nesiller” yetiştirme hedefini yıllar önce açıklayanlar bu sayılarla da görünen haliyle “sözlerinin arkasında durmaya” devam ediyor.
Yaşama ve sağlığa değil silaha ve savaşa
Sağlık Bakanlığı için 2027 yılında ayrılan 1 trilyon 966 milyar 862 milyon 990 bin TL, merkezi yönetim bütçesi toplamının yalnızca yüzde 7,2’sini oluşturuyor. Buna karşın, Milli Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayi Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü için bütçenin yüzde 10,4’ünün (2 trilyon 841 milyar 585 milyon 635 bin TL) ayrıldığı görülüyor.
Sınıf mücadelesi
Türkiye’de sınıf mücadelesinin durumu pek çok parametrenin yanı sıra, 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Yasası Teklifi’ne ek cetvellerde de görüldüğü gibi, emekçiler için olumsuz. Bütçe gelirinin en büyük bölümü, emeklerinin karşılığının oldukça gerisinde kalan maaş ve ücretlerinden kesilecek doğrudan vergilerle, vergilendirilmiş bu gelirleriyle emek gücünün yeniden üretimi için zorunlu olan beslenme, barınma vb. öğelerin sağlanması için yaptıkları harcamalardan alınacak dolaylı vergilerle sağlanacak. Buna rağmen, yukarıda paylaşılan rakamlardan da anlaşıldığı gibi bütçe geliri, bunu sağlayanların sağlık, eğitim, kültür, sanat hizmet ve faaliyetlerine ulaşabilmeleri için harcanmayacak.
Özetle, 2027 yılı bütçesinin gelir kaynakları da bölüşümü de emekçilerin aleyhine. Ancak sınıfın yelkenleri Avrupa’dan esen ve hızının en azından şimdilik de olsa her geçen gün daha da arttığını izlediğimiz rüzgarlarla dolma ve sınıfın gemisinin engin mavi denizlere açılması her zamankinden daha yakın bir olasılık olarak görünüyor. Böylesi bir dönemde söz konusu olasılığın gerçekleşebilmesi, “Bütçe 2027”ye yönelik eylemlerin sınıfın kendisinin, bütün parti, yapı, sendika, meslek ve demokratik kitle örgütlerinin birlikte, gerçek çözümü sağlayacak taleplerle bir araya gelmesi, meydanları, sokakları birlikte doldurmasıyla ve birlikte yol yürümesiyle olabilecek.
(OH/VC)






