Yanılmıyorsam, önceki yıllardan farklı olarak bu yıl “Merkezi Yönetim Bütçe Yasası Teklifi” bir basın bilgilendirme toplantısıyla kamuoyuna açıklandı. TBMM’de gerçekleştirilen basın toplantısında, aktif politikanın içindeki atanmış en üst bürokrat olarak, cumhurbaşkanı yardımcısı tarafından bazı dünya ve ülke ekonomi verileri, karşılaştırmalar ve ülkenin ekonomik durumunun, özellikle de gidişatının iyiliği üzerinde duruldu. İzleyebildiğim kadarıyla iktidar, bu yıl bütçe teklifinin görünürlüğüne önceki yıllardan farklı bir önem atfediyor. Kamuoyunda gündem olmasını hatta mümkün olursa önceki yıllara göre üzerinden daha etkili propaganda yapabilmeyi planlıyor. Aynı günlerde, bizzat AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan “emekli maaşlarını iyileştirmek” için kaynak yarattıklarından ve on binlerce işsizi işe alacaklarından bahsediyor. Neden acaba? 2027 yılı bütçesiyle ilgili ilk yazımda çok kısaca da olsa bu soruya yanıt vermeye, öncesinde de yine bütçe üzerinden iktidarın sınıfsal tercihini görünür kılmaya çalışacağım.

AKP’nin hali, hanehalkı tüketim harcamaları ve bizler: Bir şey yapmalı hey!
Kısa bir özet
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda dün (27 Ekim) başlayan bütçe görüşmeleri 27 Kasım 2026 Cuma günü tamamlanacak. Komisyon bir ay boyunca neredeyse aralıksız çalışacak. Bütçe, hem iktidarın hem de muhalefetin gözünden ve dilinden ülke gündeminde yer alacak. Bu satırları okuyan hiç kimse için sürpriz değil elbette. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından geçtiğimiz hafta kamuoyuna açıklanan 2027 yılı bütçe gelirlerinin ancak “incir çekirdeğini doldurmayacak kadar” olan bölümünün doğrudan patronlardan, şirketlerden alınması hedefleniyor. Bütçe gelirlerinin en büyük bölümü vergilerle, vergilerin de yine en büyük bölümü işçilerden, memurlardan vb. bordrolularla küçük esnaf, köylü vb. götürü usulü vergi ödeyenlerden “gelir vergisi” ile KDV, ÖTV vb. dolaylı vergiler yoluyla toplanacak. Çünkü, AKP kadroları, hükümet olduğu yıldan itibaren patronlardan aldığı kurumlar vergisi oranını azaltırken, yaşayabilmek için “emek gücünü satmak ve/veya çalışmak zorunda olanlardan” alınacak vergi oranlarını ve çeşitlerini sürekli olarak artırdı. Bu yıl da benzer bir tutum içinde. Bütçe gelirlerinin yükü dar gelirlinin, bordrolunun, yoksulun sırtına yıkılmış durumda.
Bütçe 2027’nin gelir kaynakları
AKP Hükümeti’nin, ret ve iadeler dahil olmak üzere, 2027 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu kapsamında öngördüğü “toplam bütçe geliri” 25 milyar 436 milyar 901 milyon 624 bin TL. Toplam bütçe gelirinin yüzde 87,04‘ünü (22 trilyon 139 milyar 309 milyon 501 bin TL) vergi gelirleriyle toplamayı hedefliyor.
İktidar, vergi gelirlerinin yüzde 35,93’ünü (7 trilyon 955 milyar 718 milyon 926 bin TL) “gelir ve kazanç üzerinden alınan” vergilerle sağlamayı planlamış. Gelir ve kazanç üzerinden alınacak vergi gelirinin de yalnızca yüzde 29,8’i patronlar, şirketlerden istenecek. Başka bir ifadeyle patronların, şirketlerin 2027 yılında net kârları üzerinden toplam 2 trilyon 371 milyar 323 milyon 987 bin TL “kurumlar vergisi” ödemesi bekleniyor! Buna karşın, gelir ve kazanç üzerinden alınan vergi kaleminin geriye kalan 5 trilyon 583 milyar 389 milyon 939 bin TL’si (yüzde 70’den fazlası) yaşayabilmek için emek gücünü satmak ve/veya çalışmak zorunda olanlardan alınacak. Oysa 2022 yılındaki kurumlar vergisinin gelir ve kazanç üzerinden alınan vergi içindeki payı yüzde 59,1 iken, maaş ve ücretlerden alınan verginin payı yüzde 40,9’du. 2027 yılı için hedeflenen kurumlar vergisi payının, 2022 yılına göre nerdeyse yarı yarıya (29,3 puanlık) azalmış olması, AKP iktidarı eliyle yıllar içinde patronlar, şirketler lehine nasıl bir düzenleme yapıldığının göstergesi olarak kabul edilebilir.
Türkiye halklarının büyük bölümünün, politik iktisat diliyle işçiler ve emekçilerin, neredeyse tamamını ödeyeceği bir başka vergi kalemi de “dahilde alınan mal ve hizmet” vergileridir. Toplam vergi (22,1 trilyon TL) gelirlerinin yüzde 42,06’sını (9 trilyon 312 milyar 663 milyon 544 bin TL) oluşturan “dahilde alınan mal ve hizmet” vergi kelemi, KDV, ÖTV gibi adlarda toplanması planlanan dolaylı vergi demektir. Patronlarla diğerlerinin toplam nüfus içindeki payları düşünüldüğünde, bu kalemdeki verginin toplanacağı esas toplum kesiminin yaşayabilmek için emek gücünü satmak ve/veya çalışmak zorundakiler olduğu açıkça görülebilmektedir. Diğer bir deyişle, “dahilde alınan mal ve hizmet” vergi kalemi emekçilerin, vergisini ödedikleri gelirleriyle, ücretleriyle, maaşlarıyla ekmek, doğalgaz, su, elektrik vb. temel yaşam gereksinimlerini satın alırken, ikinci defa ödemeleri zorunlu olan vergidir.
AKP’nin sınıfsal tercihi: Patronlar
AKP’nin sınıfa olan saldırısını bütçe maliyesi üzerinden daha da somutlayabilmek için neredeyse tamamı patronlar, şirketler tarafından ödenen iki vergi kalemini ve bunların toplamdaki payını görünür hale getirmek anlamlı olacaktır. Bunlardan bir tanesi “uluslararası ticaret ve muamelelerden alınan” (3 trilyon 439 milyar 304 milyon 510 bin TL) vergiler, diğeri “kurumlar vergisi” (2 trilyon 371 milyar 328 milyon 987 bin TL)’dir. Bu vergi kalemleri üzerinden tahsis edilecek vergi, toplam vergi gelirinin yalnızca yüzde 26,21’ini oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle, iktidar, 2027 yılında patronlardan ve/veya şirketlerden bütçe teklifinde tanımlanmış toplam vergi gelirinin üçte birinden çok daha azını almayı hedeflemiştir. Tabii ki öderlerse. Vergi ödeme konusunda patronların, şirketlerin bordrolulardan, götürü usulü vergi mükelleflerinden ya da dar gelirlilerden, yoksullardan önemli farkını bu durum oluşturuyor. Azınlık bir grup vergisini, vergi borcunu arzu ederse öderken diğerlerinden neredeyse peşin olarak tahsil ediliyor.
AKP Hükümeti’nin patronlardan, şirketlerden almayı planladığı bu iki kalemi dışarıda tuttuğumuzda, 2027 yılı bütçe vergi gelirinin 16 trilyon 337 milyar 676 milyon 4 bin TL’sini bir biçimde “yaşayabilmek için emek gücünü satmak ve/veya çalışmak zorunda olanlardan” toplanacağını ifade edebiliriz. Öyle ki söz konusu meblağ, toplam vergi gelirlerinin yüzde 73,79’unu, neredeyse dörtte üçüne yakınını oluşturmaktadır. Yazının başlığında ifade ettiğim AKP iktidarının “sınıfa saldırı”sının en önemli kanıtı da budur.
2027 seçim yılı olabilir
Cumhurbaşkanlığı, merkezi bütçe kanunu teklifinde ret ve iadeler hariç olmak üzere, tahmini toplam bütçe gelirini 2027 yılı için 25 trilyon 436 milyar 901 milyon 624 bin TL olarak açıkladı. Bu miktar, 2026 yılı için 17 trilyon 923 milyar 805 milyon 243 bin TL idi. Enflasyon dikkate alınmadığında, 2027 yılı bütçe gelirinde hedeflenen artışın 2026 yılına göre yüzde 41,92 olduğu görülüyor. Oysa, benzer hesaplamayla AKP Hükümeti’nin 2026 yılı bütçesinde 2025 yılı bütçesine göre artış hedefi yalnızca yüzde 20,26 idi. Diğer bir ifadeyle, 2027 yılı bütçe gelirinde bir önceki yıldaki artışa göre iki katından daha fazla bir fark söz konusu. Yıllar arası karşılaştırmayla görünür olan bu durumu 2027 yılı için planlanan ekonomik hedeflerin ötesinde hükümetin 2027 yılında ya da 2028’in hemen başında bir “erken genel seçim hedefinin mali hazırlığı” olarak değerlendirmek de mümkün. Bu konudaki tahminleri daha da güçlendirebilmek için söz konusu genel değişimle birlikte, bütçenin gider kalemlerindeki tercihlerin de değerlendirilmesi gerekir.
Elbette iktidarın “erken seçim” kararını gündeme getirmesinin tek belirtisi olarak bütçeyi ele almak oldukça yetersiz bir kanıt. Bununla birlikte, en güçlülerinden bir tanesi olduğunu da kabul etmeliyiz. Her şeyden daha da önemlisi söz konusu durumu özellikle muhalefetin sosyalist, sosyal demokrat parti ve yapıların çok daha ayrıntılı bir biçimde değerlendirebilmesini ve “baskın bir seçime yakalanmamamızı” diliyorum.
(OH/VC)






