Artık 6. yılına giren Boğaziçi Üniversitesi Direnişi’nde yaşanan baskı ve mobbing konusunda diğer hocalarımızın yazdıklarını tekrar etmemek için bu yazıda mali usulsüzlükler, yolsuzluklar ve bunları ortaya çıkarmanın/söylemenin/gündemde tutmanın sonuçlarına değineceğim.[1]
Sonuçların sayısal karşılığını başta söylemek sanırım resmin biraz daha anlaşılır olmasını sağlayacaktır: Bunları ortaya çıkardığım ve gündemde tuttuğum için altı ay üniversiteden uzaklaştırıldım, hakkımda 17 soruşturma açıldı, YÖK’te üçüncü kez kamu hizmetinden çıkarma istemiyle soruşturma geçireceğim, ceza davasına dönüştürülecek bir ceza soruşturması sürüyor, 50 civarında dava dosyam var (tam sayısını artık takip etmiyorum). Ayrıca Yeni Şafak, Akit, Sabah, A Haber, Takvim gibi havuz basın tarafından sayısız kez gazete haberleri ve TV/Youtube yayınları ile aleyhime karalama kampanyaları düzenlendi. Hatta Cem Küçük ve Zafer Şahin gibi trollerin doğrudan hedefine bile maruz kaldım.

Boğaziçi Konuşuyor
Boğaziçi Direnişi içinde daha ilk günden itibaren yer alsam da hedef tahtasına yerleştirilmem 10 Haziran 2022 günü Bilgi İşlem Merkezi’ndeki (BİM) toplantı ile 60 binden fazla Boğaziçilinin kişisel verilerinin ihlal edildiğini ve üniversitedeki tüm sunucuların yönetici/admin şifrelerinin bir şirkete verilmesinin istendiğini ortaya çıkarmamla gerçekleşti. Bu durumu öğrenir öğrenmez Naci İnci’nin anında beni Bilgi Teknolojileri Kurulu (BTK) başkanlığından alıp kurulu lağvetmesi, hakkımda iki soruşturma açması ve üniversiteden altı ay uzaklaştırması, olan bitenleri bizzat bildiğinin ve bu süreci yönettiğinin göstergesiydi. Açtığı soruşturmalar ile beni sessizleştirmeyi ümit ederken daha fazla konuşmam ve 2022 yılında YKS ile Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanan herkesin kişisel verilerini de bin kişiye verdiğini ortaya çıkarmam soruşturma sayısının artmasına neden oldu. Artık iş öylesine kontrolden çıktı ki Rektörlük soruşturmalarda ve davalarda birbiriyle çelişen ifadeler kullanıp her geçen gün elimi güçlendiriyor.
Sözü uzatmadan süreçte yaşananları kısaca özetleyeyim:
- 10 Haziran 2022’deki BİM toplantısı nedeniyle açılan soruşturma, BİM Daire Başkanı Faruk Yakaryılmaz’ın “resmi belgede söylediği yalana” dayanıyor. Rektörlük de bunun doğru olmadığını kabul etti ama yalan değilmiş, sehven yazılmışmış.
- Rektörlüğün tüm iddialarını Danıştay 1. Dairesi nihai şekilde reddetti. Ama Naci İnci aynı gerçek dışı ifadeleri mahkemelere sunmaya devam ediyor.
- Naci İnci BİM soruşturması nedeniyle iki kez kamu hizmetinden çıkarılmamı istedi ama YÖK kabul etmedi. “BİM toplantısını toplantı odasında yaptığım için” kınama cezası verdi; mahkeme iptal etti. Bu sefer Danıştay’ın görevim olduğunu söylediği toplantıyı yaptığım için, yani görevimi yaptığım için, maaştan kesme cezası verdi; dava devam ediyor.
- Şirketim hakkında soruşturma açıp yasaya göre iki ayda sonuçlanması gereken soruşturmayı 15 ay sürdürdü. Ben dilekçe verince Yazı İşleri dilekçe teslim işlemini 40 dakika uzattı ve 15 aydır sonuçlandırılmayan soruşturma tesadüf eseri ben Yazı İşleri’nde bekletilirken sonuçlandı. Cezasızlıkla.
- Bölüme alınan bir paraşütçüyle[2] ilgili oldukça sıkıntılı bir durumu açıkladığım için açılan soruşturmada Fakülte Disiplin Kurulu’nun verdiği cezasızlık kararı (karar duyulmadan itiraz etmesi için) BANA VE REKTÖRLÜĞE TEBLİĞ EDİLMEDEN 46 GÜN ÖNCE paraşütçüye söylenerek kararın Üniversite Disiplin Kurulu’nda tekrar görüşülüp tersine çevrilmesi sağlandı. Kararı bana tebliğ edilmeden paraşütçüye söyleyen kişi ve paraşütçü hakkında soruşturma açılmasını istedim ama açılmadı.
- Bir soruşturma esnasında Naci İnci ve rektör yardımcısının TC kimlik numaraları, ıslak imzaları ve ev adresleri, şikayetçi paraşütçünün TC kimlik numarası, telefonu, ev adresi, anne/baba adı, kimlik kartının seri numarası ve geçerlilik süresi, bir kadın öğrencinin TC kimlik numarası, adresi, anne/baba adı, nüfus kayıt bilgileri dâhil olmak üzere 15 kişinin kişisel verileri bana verildi. Kişisel Verileri Koruma Kurumu’na kadar şikâyette bulundum. Hiçbir şey yapılmadı.
- Bir paraşütçünün “Tuna Tuğcu herkese bedavaya kullandırdığı Teaching.Codes yazılımını bana da bedava kullandırsın” diye açtırdığı ZORUNLU BAĞIŞ soruşturmasında yaşananlar Boğaziçi Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’nin neden ve nasıl kurulduğunu göz önüne serdi. Bu saçma soruşturmada soruşturmacı olarak görev yapan paraşüt Hukuk Fakültesi’nin paraşütçü öğretim üyesi savunmamı almadığı konularda ithamda bulunduğu gibi bizzat kendisi konunun zaman aşımına uğramasını sağlayıp sonra da zaman aşımını gizledi ve ihlal etti. Yakında bu konuda YÖK’te üçüncü kez kamu hizmetinden çıkarma istemiyle soruşturma geçireceğim.
- Teaching.Codes konusunda şirket ile üniversite arasındaki ihtilafta Rektörlük hep beni muhatap aldı. Daha doğrusu, bana saldırabilmek için olmayan bir ihtilaf yaratıldı ve en kötü ihtimalle ticari bir anlaşmazlık sayılabilecek konuda akademik olarak beni cezalandırdı. İki kez ders yüküm iki katına çıkarıldı ama Rektörlük ders yükümün artmasının ders yükümü etkilemediğini iddia etti! Dersi verdiğim halde bu konuda dava açmamı ise soruşturmacım olan Hukuk Fakültesi’nin paraşütçü öğretim üyesi bir suç olarak tanımladı. Mahkemede hakkını aramanın suç olduğunu söyleyen kişiden ders alan Hukuk Fakültesi öğrencilerine başarılar diliyorum.
- Ders yüküm iki katına çıkarılınca kullanmak istediğim BİM sistemi, sınavdan 52 gün önce resmi yazıyla bilgilendirmeme rağmen, kurulmayarak sınav yapmam engellendi. Daha sonra Rektörlük X üzerinden gerçek dışı beyanlarda bulunarak bana iftira da attı. Bir öğrencinin CİMER üzerinden yaptığı başvuruya verilen resmi yanıtta Rektörlük gerçek dışı beyan ve iftiralarını katladı. BİM daire başkanı, gerçek dışı şeyler söyleyip iftirada bulunan rektör yardımcısı ve Kurumsal iletişim koordinatörü hakkında soruşturma açılmasını istediğimde ise işlem yapılmayıp üstü kapatıldı.
- Bölümümüzdeki başka bir paraşütçü profesör olarak atanabilmek için başkasının doktora öğrencisini kendi doktora öğrencisi olarak göstererek başvurmuştu. Bölüm oybirliğiyle bu kişinin başvurusunu reddetti ve hakkında etik inceleme başlatılmasını istedi. Rektörlük “Başkasının doktora öğrencisini kendi öğrencisi göstermiş ama bu etik suç değil, özensizliktir” deyip etik inceleme başlatmayı reddetti. Hatta daha ileri giderek, bu kişiyi Etik Kurulu üyesi yaptı! Bu arada, Rektörlüğün bu “özensizliği” kabulü bu kişinin profesör olma şartını sağlamadığını da itiraf etmesi demek ama yine de bu kişi bölümümüze profesör olarak atandı ve bir enstitünün de müdürü yapıldı. Ben bunu söylediğim için paraşütçünün isteği üzerine hakkımda aynı gün içinde 5 ayrı soruşturma açıldı.
- Rektörlük doktora tezim için intihal incelemesi başlattı ama o inceleme de 14 aydır askıda bekliyor. Bu süre içerisinde hakkımda 5 soruşturma açtıran paraşütçü Etik Kurul üyesi yapıldı.
- Akademik Nöbet[3] alanına kurulan buz hokeyi pistini 15 dakikalık nöbet süresince kenara almalarını rica ettiğim için, öğrenciler şikâyetçi olmadığı halde, hakkımda soruşturma açıldı. Bu potpuri soruşturmanın içerisine Naci İnci’ye Hulusi Akar ve Katar başbakan yardımcısının yanında “Hakkımda iki yıldır ortaya attığınız tüm iddiaları hem Danıştay hem de YÖK, üstelik iki kez reddetti. Bana bir özür borcunuz yok mu? Bu konuda ne diyeceksiniz?” diye sormam da bir suç olarak eklendi. Tabii ki bir sonuç çıkmadı.
- Bugüne kadar hakkımda açılan soruşturmalardan en trajikomik olanı (ve soruşturma yazısı geldiğinde kahkaha atmama neden olan) ise öğrencilere kahve ikram ettiğim için açılan soruşturmaydı. Kahve dükkânı sahibinin bile şikayetçi olmadığı bu olayda Rektörlüğün şikayetçi olmasıydı. Komik görünen bu soruşturmanın en kızdırıcı yanı ise yakın tarihlerde üniversitemizde gerçekleşen ve 15 yaşında bir kız çocuğunun katledildiği olayda “Sorumluluk düğünü organize eden firmanındır.” diye zeytinyağı gibi üste çıkan Rektörlüğün bu soruşturmacıda Özel Güvenlik Birimi’nin (ÖGB) neden kahvecide çekim yaptığını sorduğumda “Orası üniversitenin alanı. Sorumluluk üniversitenindir.” demesiydi.
17 soruşturma, üç kez kamu hizmetinden çıkarma istemi ve altı ay üniversiteden uzaklaştırma nedeniyle hedef tahtasına konulmuş olmamın ana nedeni aslında üniversitedeki usulsüzlükleri ortaya çıkarmam. Bunları da kısaca şöyle özetleyebilirim:
- Üniversitede artık usulünce yapılan ihale yok gibi bir şey. Hemen her büyük alım Kamu İhale Kanunu’nun (KİK) 21. maddesindeki acil durum (deprem, yangın, vb.) ve gizlilik (Polis, Silahlı Kuvvetler istihbarat birimleri, vb. için) şartı çiğnenerek davet usulüyle, yani adrese teslim, yapılıyor. Toplamda (2021’den beri yapılmakta olan ihalelerin bugünkü değeri hesabına girmeden) pazarlık usulüyle yapılan 66 ihalede 1 milyar 540 milyon TL tutarında harcama söz konusu. Öyle ki, mobilya alımı, lojman inşaatı, personel kıyafeti bile acil ihtiyaç ya da devlet sırrı olarak gösteriliyor.
- Yasaya göre üniversitede en fazla iki makam aracı olabilir ama Boğaziçi Üniversitesi’nde 32 makam aracı var. Rektörlük bir TOGG satın aldı ama şimdi piyasa değeri 6,5 milyon TL olan Volvo S90 kullanıyor. Bir dönemde devlet memuru olmayan kreş müdürüne bile araç tahsis edilmişti. Öğrencilerin yemekhane ihalesinden Kütüphane daire başkanına makam aracı kiralanıyor.
- Bana zarar veremeyince etrafımdaki insanlara zarar vererek beni susturmaya çalışıyorlar. Bilgi İşlem Merkezi’nde inanılmaz bir kıyım yaşandı ve işi bilen kimse bırakılmadı. BİM teknik müdür yardımcısı 10 Haziran 2022’deki toplantıda bizden kendisine yönelik herhangi bir tehdit olmadığını söylediği için işten atıldı, mahkeme kararıyla göreve döndü, yeniden atıldı, yeniden göreve döndü, yeniden atıldı. Her seferinde devletin kasasından tazminat ödendi.
- Yandaş oldukları için Bilgi İşlem’de iki kişiye yönetmeliklere aykırı şekilde yüksek maaşlar ödendi. Bu kişilerden biri 10 Haziran 2022 toplantısında ifade değiştirmesi sağlanan kişiydi.
- Bu arada usul hatalarına imza atmayan ya da dünya görüşlerinin uyuşmadığı kişilere inanılmaz mobbing uyguladılar. Örneğin Akdeniz anemisi olan 17 aylık bebeğiyle bir kadın çalışanı şubat ayının dondurucu soğuğunda Sivas’ın köyünün dışındaki insansız kulübeye sürdüler. Özellikle kadın çalışanlara karşı uygulanan mobbingin haddi hesabı yok.
Boğaziçi Üniversitesi’nde altıncı yılına giren, Rektörlük ve yandaş medya tarafından “ayrıcalıklarını kaybetmek istemeyen küçük bir azınlığın cılız protestosu” gibi gösterilen eylemlerin arkasında yatan bu usulsüz ihaleler ve üniversiteyi ele geçirmek için usulsüz şekilde atanan liyakatsiz kişilere karşı yürütülen tutarlı ve kararlı direniştir.
Dipnotlar:
[1] Global bilgi işlem lordlarının kölesi olmak ya da olmamak: Boğaziçi Nöbeti'nden Tuna Tuğcu, Hilmi Hacaloğlu ile Boğaziçi Direnişi ve Yapay Zeka üzerine söyleşi, 28 Ocak 2026.
[2] Paraşüt /para’∫yt/: Tepeden inme kuruma devşirilmiş eleman (akademik paraşüt için öğrenci lehçesinde “kayyum” sözcüğü tercih edilir); İTÜ lehçesinde “helikopter.” [Kaynak: Boğaziçi Direniş Sözlüğü]
[3] Nöbet /nœ’bet/: Hafta içi her gün 12:15 – 12:30 arası gerçekleşen akademik meditasyon. “Hocadır öğlen Meydan’a dökülür elbet / Ruhlara cila, canlara şifadır nöbet” Rumelihisarlı Meydanî. [Kaynak: Boğaziçi Direniş Sözlüğü]
Boğaziçi Konuşuyor
- Kayyım yönetimi altında 5. yıl dolarken: Hakikati bulmak – Esra Mungan (21 Ocak 2026)
- İdari personel: Görünmeyen emek, ağır yıldırma ve emeksiz yükselenler - Filiz Demircan (22 Ocak 2026)
- Bir üniversite nasıl çökertilir? - Cem Ersoy (23 Ocak 2026)
- Haklı olmanın gücüyle, dayanışmayı büyütmek için buradayız! - Nuh Seler Cebecioğlu (26 Ocak 2026)
- Kayyım yönetim altındaki Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşadıklarım - Can Candan (2 Şubat 2026)
- Boğaziçi, Naci İnci konuşanı sindirmeye çalışsa da inadına konuşuyor - Tuna Tuğcu (4 Şubat 2026)
(TT/VC)







