Bizi hâlâ aynı yerde buluşturan bağ
Bir hikaye anlatmam gerekiyorsa eğer tarihte üç yüzyıl kadar geriye gitmem lazım.
1700’lerin ortalarında Rusya Çerkesya’yı işgale girişir. 1800’lerin ilk yarısında (1864'teki büyük sürgünün öncesinde) Kafkas haklarını soykırıma uğratmaya ve sürmeye başlar.
Balkanlar üzerinden Osmanlı’ya gelen Çerkesler Trakya’da duraklatılır. İstanbul'a sokulmaz. Bir iskan politikasıyla Osmanlı, Çerkesleri o zamanki coğrafyasına dağıtır.
Hacemko Hable de (Hacemko bir sülale ismi-Hacemkoların Köyü anlamında) böyle kurulur.
Rivayet odur ki (biraz da şaka yollu) padişah Sapanca Gölü kıyısına yerleştirmek ister. İlk yerleşenler ise “Sulak alan sinek yapar” diyerek kabul etmez, kıyıdan biraz daha iç taraflara yerleşir.
1900'lerin sonrasında köy Uzuntarla ismini alır. 2010'larda ise Kartepe’nin bir mahallesi olur.
Kuruluşundan takribi 160 sene sonra başlar bizim hikayemiz.
**
Şehirde olmayan bütün fırsatlar önümüzdeydi. Daha doğrusu haylazlık yapmak için önümüzde sınırsız imkan vardı. İlk başlarda evin etrafındaki birkaç sokakla sınırlı olan dünyalar zamanla genişledi. Arkadaşlıklar çoğaldı. Zaten herkes herkesi tanıyordu.
Biraz sonraları Melikcan’ın (Yenişen, sülale ismiyle Yebjin) aramıza katılımı ise milattı. Her birimiz için başka türlü, ama hepimiz için bir milat.
Geçmişe dönüp bakıyorum da neler yapmadı bu grup…
Mesela benim bir hafta süren Ülkü Ocağı serüvenim… Okul çıkışı kavgaya çağırışlar, gecenin bir vakti gölde yüzmeye gitmeler, göle düşen telefonu suyun altında aramalar ve o yaşlarda kulağa eğlenceli gelen her türlü şey…
Haluj geceleri, Bjemate’yi (bir folk müzik gurubu) yeniden canlandırma girişimlerimiz…

‘Baraka’ ile başlayıp daha sonra babaannesinin evinin bodrum katına evrilen ‘İn’ maceramız… Burada tüm gün süren iskambil oyunları…
Bir çiftliğin bahçesindeki gölette Japon balığı tutma girişimlerimiz… Ramazan davulculuğu…
Cuma günleri ritüel haline getirdiğimiz okul bahçesi biralamacası; ocak ayında bir metre kar olduğunda bile vazgeçmediğimiz…
Ve burada anlatabileceğim, anlatamayacağım daha neler neler…
**
Sonra zaman geçti, büyüdük, koptuk, birleştik. Birlikte sevindik, birlikte üzüldük. Dağıldık. Herkes kendi hayatını kurdu. Farklı meslekler seçti kendine. Melik dalgıç oldu mesela. Kimimiz farklı şehirlere hatta ülkelere taşındı bu süreçte.
Derken bir davetiye attı Melikcan. İdil ile birleştirdi hayatını. 2025’nın 19 Temmuz’unda yeniden bir araya topladı hepimizi. Düğün sonrası masalar kuruldu. Herkes özlem giderdi o gün. Sarılmalarla veda ettiğimiz bir gece oldu.
**
İnsan bazı anların son olduğunu yaşarken bilmiyor. 2025’in 8 Ağustos’unda kaybettik Melikcan’ı. Çocukluğumuzdan beri bir parçamız olan gölde üstelik.
Bugün bunları yazmak hala tuhaf. Herkesin yüreğinde, kalbinde taşıdığı ortak acı... Herkes bir parçasını bıraktı Melikcan ile birlikte.
Bu yazıyı daha önce yazmalıydım. Denedim. Olmadı. Halen ne yazdığımın farkında da değilim. İsterdim ki daha kişisel olsun. Ama anlatmak kolay değilmiş. Eminim, hiçbirimiz için değil. Sessizlik kolaya kaçtığım bir tercih...
Belki de bu yüzden bu kadar geç yazıyorum. Ama bir şeyler anlatmalıyım artık.
Neden şimdi derseniz yanıtı köyde saklı.
**
Geçtiğimiz haftalarda bir turnuva düzenledi köy halkı. Voleybol turnuvası. Uzuntarla Adige Kültür Derneği Gençlik Komisyonu öncülük etti. Adına da Melikcan Yenişen Sezonu dediler.
Turnuva geçmiş yıllarda Dr. Mediha Eldem adına düzenleniyordu. Farklı olarak bu yıl daha kitlesel ve duygusaldı.
Bu gönderiyi Instagram'da gör
Canlı yayında kuralar çekildi mesela. Hacemko Hamle, Abısta, Trabzonlular Derneği, Cehennem Melekleri, Sapanca Volley, Siyah Giyen Adamlar, Yanık, Ağasarlılar Derneği, Old Stars, Fileye Takılanlar, Filenin Halujleri ve Sakatlanmazsak Kazanırız birbiriyle eşleşti. Rekabet başladı.
Yaşları 15’ten 60’lara kadar giden, cinsiyet ayrımının olmadığı ancak kadın katılımının daha az olduğu takımlar birbirleriyle yarıştı. Arada çocuklar için de bir ufak turnuva oldu.
Başlangıcından iki hafta sonra final heyecanı Sapanca Volley ile Hacemko Hamle arasındaydı.
Herkes günlerce bu finali bekledi, bunu konuştu. 22 Ağustos’ta yapılan final için herkes köy okulunun bahçesine doluştu. Haluj gecelerinden sonra en kalabalık etkinlikler arasındaydı.
Maç öncesinde kadınlar tüm gün imece usulü çalışıp haluj hazırladılar geceye. Final gününün görünmez kahramanları dediler onlara.

Akşam oldu, halujler ikram edildi. Dans gösterisi yapıldı. Maça Sapanca Volley iyi başladı. Deplasmanda olmasına rağmen şampiyonluğu da göğüsledi, kupayı kazandı.
Ödüllerini de Melikcan’a ithaf ettiler.
**

Aslında Melikcan’ın adı yalnızca turnuvanın başlığında değildi o gün. Her gün birlikte olanlarla yıllardır birbirini görmeyen insanların yeniden aynı bahçede buluşmasında, birlikte çalışan kadınlarda, sahaya çıkan çocuklarda, kenardan maçı izleyen büyüklerde, dağıtılan halujlerde de vardı.
Belki de bütün mesele buydu zaten. Birini hatırlamak yalnızca onun hakkında konuşmak değildi, onun vesilesiyle yeniden yan yana gelebilmekti.
Bülent (Aydın) Abi “Dostluk kardeşlikten ileridir” derdi sık sık. Kardeşliğin kan bağıyla alakası yokmuş, dostlukların da mesafeyle…
Yıllar geçiyor. İnsanlar büyüyor, başka şehirlere, başka ülkelere gidiyor. Hayatlar değişiyor. Aylarca, bazen yıllarca görüşülmüyor. Ama bazı insanların arasındaki bağ, kaldığı yerden devam ediyor. Mesafenin de zamanın da pek hükmü olmuyor.
Kaybedince de bitmiyor.
Bir hikaye anlatmam gerekiyorsa üç yüz yıl kadar geriye gitmem lazım diye başlamıştım yazıya. Çünkü bizim hikayemiz biraz da bu köyün hikayesi. Bir zamanlar sürgünle gelip burada yeni bir hayat kuran insanların çocuklarının, torunlarının yıllar sonraki hikayesi.
Aynı sokaklarda yüründü, aynı okulun bahçesinde oynandı, aynı gölde yüzüldü, aynı otobüse binildi, aynı sofralara oturuldu. Sonra dağıldık, yine bir şekilde birbirimizi bulduk.
Bir voleybol turnuvasının etrafında toplandık bu kez. Ama sanırım hiç kimse için mesele yalnızca voleybol değildi.
**
İnsan birini kaybettikten sonra ondan geriye ne kaldığını düşünüyor. Meğer çok şey kalıyormuş. Bir sürü anı, hikaye, kahkaha, fotoğraf, yarım kalmış cümle… Bir de insanların içinde onun için açılmış, kimsenin dolduramayacağı bir yer.
Melikcan’dan bize kalan biraz da böyle bir şey.
Ama bir şey daha. Bizi hala aynı yerde buluşturan bağ.
Belki bu yüzden bu yazının sonu yine köye çıkıyor.
Adı bir turnuvada söylendikçe, arkadaşları aynı masanın etrafında toplandıkça, çocuklar o okul bahçesinde koşturdukça, birileri haluj yapmak için imeceye oturdukça Melikcan hikayemiz içinde yaşamaya devam edecek.
Çünkü bazı dostluklar, insan gittikten sonra bile bitmiyor.
(HA)
Özel hastanelerde SGK ile muayene rehberi
İspanya’daki NATO karşıtı toplantı nedeniyle Türkiye'de tutuklu
AİHM Büyük Daire’den ikinci Kavala kararı: “Derhal serbest bırakılmalı”
Süleymancılar hakkında neler biliyoruz?
AYM: Trans erkeğin diplomasının yeni kimlik bilgileriyle düzenlenmemesi hak ihlali