Kendimi tanıtmaya, kim olmadığımdan başlayayım: Ben bir kahraman değilim. Her gün sokakta gördüğünüz sıradan bir vatandaşım. Bu sıradanlığın içinde, toplumsal cinsiyet eşitliği için savunuculuk yapan genç bir sivil toplum çalışanı olmam da var. Geçen yıl, mesleğim dahilinde yaptığım bir konuşma, daha doğrusu insan hakları mücadelesi kapsamında yerine getirdiğim bir vatandaşlık ödevi sebebiyle hapse gönderildim. Davam devam ediyor.

YEREL YÖNETİMLER KONGRESİ BAŞKANI COOLS'UN BİLDİRİSİ
Avrupa Konseyinden "gençlik delegesi" Hocaoğulları'nın tutuklanmasına sert tepki
İnsan hakları mücadelesi sebebiyle hapse girmek, Türkiye’de yaşayan bir genç için ne yeni ne de öznel bir deneyim. Mahpuslar, insan hakları savunucularından önce sosyalist gençlerin tutuklanmasının yaygın olduğunu unutmamış olacaklar ki bana sordukları ilk soru buydu: “Sen de mi komünistsin?”. Ben bunu yalnızca nostaljik bir refleks sanıyorken, meğer konuşmama konu ettiğim 19 Mart protestolarında tutuklanan ODTÜ’lü bir öğrencinin lakabıymış “komünist”. Türkiye’de yargının siyaset pençesine düşmesi, gençler arasında artan tutukluluk oranlarında da kendini gösteriyor. Son beş yılda tutuklu ve hükümlü sayısı yarı oranında yükselirken, cezaevlerinin en kalabalık yaş grubunu genç yetişkinler oluşturuyor.
Benzer şekilde, “vatan haini” ilan edilmiş olmamın da benim ömrümden uzun bir geçmişi olduğunun bilincindeyim. Yine de “Ülkesini yabancılara şikâyet etti” diyenleri görünce söylemeden edemiyorum: Konuşmamdaki mesaj, demokratik gerilemeye dur, diyecek olanların gençler olduğudur. Ortada Türkiyeli gençlere atfedilmiş bir takdir ve diğer üye ülkelere yöneltilmiş bir sitem var. Bu sözleri, Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu uluslararası bir kurumda, Türkiye temsilcilerinin önünde dile getirmiş bir insan hakları savunucusu ve sivil toplum çalışanı olarak bu satırları yazmama sebep olan şey ise dayanışmayı yeniden düşünmeye duyduğum ihtiyaç.
Bir ağaç dolusu kuş
Türkiye’de insan hakları savunuculuğunun kronik tüketiciliği karşısında dayanışmayı yalnızca aktivistlerin diline pelesenk olmuş bir laf olarak değil, bir hayatta kalma stratejisi olarak görüyorum. Tükenmemek için, bizi birbirimizden koparmaya çalışan bu iklim derinleşmeden; birbirimizi duyabilmemizi ve birlikte hareket edebilmemizi diliyorum. Ve her birinizi benimle dayanışma içinde görmeyi… Bir sivil toplum çalışanı olarak yürüttüğüm hak savunuculuğu kapsamında yargılanıyor olmam sadece benim meselem değil. Bu, tüm sivil topluma genç Enes’le, gazeteci Yıldız Tar’la, aktivist Defne Güzel’le dayanışma sorumluluğu yüklüyor. “Aile Yılı” kisvesi altında şiddetlenen nefret ikliminde yargılanmanın reddedilemez bir kırılganlığı var. Bu düşmanca siyasetin karşısında, yalnızca kadınların ve LGBTİ+’ların değil; onları kapsamakla yükümlü sivil toplum örgütlerinin de yeni bir müşterekler tanımına her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.
Hem öznesi hem de nesnesi olduğum bu mücadeleden yorulduğum şu anda, bir yoldaşımın dediklerini anımsıyorum: “Bir ağaç dolusu kuş düşün. Elbette biri durup nefes alacak. Ama o soluklanırken diğerleri şarkı söylemeye devam ettiği için dışarıdan dinleyen biri için şarkı hiç susmayacak.” Şimdi soruyorum: Ben soluklanırken kimlerin çilemeye gönlü var?
Bu mektubu, davamın 23 Şubat 2026’da gerçekleşecek ikinci duruşmasından önce kaleme alıyorum. Yargı tacizinin sıradanlaştırıldığı, aklıma Sırrı Süreyya’nın “Zulmün artsın ki tez zeval bulasın” deyişini getiren bu dönemde, yalnızca siyasi saiklerle verilen tutuklama kararlarını değil, bu kararlar karşısında sergilenen yılmazlığı da konuşabilmeliyiz. Bir parçası olduğum insan hakları hareketinin içindeki her topluluğun direncini görünür kılmak, onları tanımak ve hayatın olağan bir parçasıymış gibi sahiplenmek gerekiyor. Umutlarımızın “Silivri soğuktur” ironisinin gölgesine sığınmayacağını biliyorum, çünkü dayanışma ısıtır. Biz yeter ki, umut, dayanışmamızda filizlensin diye yan yana duralım. Neredeyse bir yıl önce İstanbul Üniversitesi öğrencileri nasıl polis barikatını aşarak Beyazıt Meydanı’na ulaştılarsa, cesaret de böyle bulaşır belki birbirimize, biz yan yana durursak… (EH/TY)


