Derinleşen yoksulluk, eğitimden koparılan ve ucuz iş gücü olmaya mecbur bırakılan çocuklar, çocukların adalet sistemiyle karşı karşıya kalması gibi pek çok sorun var. Biz de bu sorunları takip ederken kendimize şunu sorduk: Ortak derde sahip çıkan iki arkadaş olarak kendi ölçeğimizde neler yapabiliriz, nereden başlayabiliriz?
Biz, uzun yıllardır çocuklar ve gençlerle çalışan, sivil alanda eteği hep birbirine değen iki arkadaşız. Birlikte Uluslararası Af Örgütü'nün Dilek Kumcu Çocuk Hakları Okulu’nu tamamladık. Çocuk dostu bir etkinlik yapmanın ve bunun üzerine yazmanın cesaretini veren deneyimlerden biri de bu oldu.
Eskişehir’de pek çok toplumsal sorun ve hak ihlali üzerine etkinlikler yapılıyor. Biz de bu etkinliklerin bir parçası olurken, zamanla kendi küçük topluluğumuz içinde bir eksiklik fark ettik: Pek çok mesele üzerine konuşuyor, tartışıyor ve bir araya geliyorduk ama “çocuk” meselesi bu konuşmaların içinde yeterince yer almıyordu. Üstelik katıldığımız etkinliklere baktığımızda da çocukların ya çok az olduğunu ya da hiç olmadığını görüyorduk. Bunun üzerine kendimize şu soruyu sorduk: Peki, bu etkinlikleri çocuk hakları odağında yeniden düşünsek, nelerle karşılaşırız?
Yapboz Dünya Düşünce ve Sanat İnisiyatifi'nde çocuklar ve yetişkinler için düzenlenen etkinliklerde kimi zaman düzenleyici, kimi zaman katılımcı olarak yer alıyorduk. Ebeveyn bir arkadaşımız çocuğuyla etkinliklere geldiğinde rahat hissetmediğini söylemişti. Kamusal ve kültürel etkinliklerin çoğu ya yetişkinler için kurgulanıyor ya da çocuklar için. Çocuklar için düzenlenen etkinliklerde çocuklar ya sahnede ya da atölyede oluyor, ebeveynler ise kapının önünde bekliyor ya da bir köşede telefonuna bakıyor.
Biz bu ikiliğin dışında bir şey denemek istedik: Çocukların ve ebeveynlerin birlikte katılabildiği, çocuk haklarının yalnızca bir tema olarak değil, kayıt formundan mekânın güvenliğine kadar her adımda karşılık bulduğu bir etkinlik.
Çalışmanın bir diğer amacı da çevremizde çocuk hakları konusunda duyarlılık oluşturmak, kulaklarına su kaçırmaktı. Şenlikte yer alan etkinlik ekibi ve mekân çalışanlarıyla kısa toplantılar yaparak çocuk dostu alanlar, güvenli ortam ve çocuk hakları yaklaşımı üzerine deneyimlerimizi paylaştık. Bu toplantılarda mekân çalışanlarından biri, gözlemini şu sözlerle paylaştı: “Çocuklar ile yetişkinlerin dünyası o kadar ayrışmış ki çocuklar kafeye geldiklerinde ne yapacaklarını bilemiyor.” Bu cümle, meseleyi yalnızca etkinliklerle sınırlı düşünmememiz gerektiğini de gösterdi.
Çocuk dostu düşünmeye başlamak, yeni sorgulamaları da getirdi. Afişte çocukları nasıl niteleyeceğimizden duyuruların diline kadar her ayrıntıyı tarttık. "Cici kızlar", "güçlü erkekler", “prensler, prensesler” gibi imajlardan özellikle kaçındık. “Hepsi Faso Fiso” ismi üzerine de düşündük. Başta çocuğu küçümseyen, yetişkin bir sesle "sevimlileştiren" bir yerden geliyor gibi görünse de bunun Şubadap Çocuk'un bir şarkısı olduğunu hatırlayınca isim, çocukların kendi dünyasından gelen bir referansla yeniden anlam kazandı.
Çocukların hakları eşit olsa da ihtiyaçları farklı olabilirdi. Bu yüzden katılacak ebeveynlere bir tanışma anketi ilettik. Çocuklardan birinin diyabeti olduğunu öğrenince yemeklerin dağıtım sürecini yeniden düzenledik. Ekipten bir arkadaşımızı da esenlik sorumlusu olarak görevlendirdik.
Ekibimizde bir çocuk katılımcı vardı. Kaynaklarımız elverseydi, bu deneyimi daha fazla çocukla birlikte yürütmek isterdik. Hangi oyunların ilgisini çekebileceğini, ikramlıklarda neyi tercih edeceğini ona sorduk, mekânın risk haritasını onunla birlikte çıkardık. Alanı renk kodlarıyla işaretleyip riskli noktalara etkinlik boyunca ekip arkadaşlarımızı yerleştirdik. Burada kendimize de bir sınır çizdik: Çocuğun görüşünü almak ile ona sorumluluk yüklemek aynı şey değil.
Neleri iyi yaptık, neleri geliştirebiliriz?
Bu çalışma ve buluşma, bize çocuk haklarının yalnızca etkinlik içeriğiyle sınırlı olmadığını gösterdi. Bir etkinliğin gerçekten çocuk dostu olabilmesi için kayıt sürecinden mekân düzenlemesine, güvenlik planlamasından iletişim diline kadar tüm süreçlerin çocuk hakları perspektifiyle ele alınması gerektiğini deneyimledik. Ayrıca çocukların haklarını öğrenmelerinde oyun ve yaratıcı dramanın oldukça etkili yöntemler olduğunu gördük. Çocukların, doğrudan anlatılan bilgilerden çok kendi deneyimleri üzerinden düşündüklerinde hak kavramlarıyla daha kolay ilişki kurabildiklerini gözlemledik. Biz bu keşfin zeminini hazırlayan taraf olduk. Zira lavabo erişilebilirliği için evlerden tabureler geldi, atölye malzemeleri için kalemler ve kâğıtlar, atıştırmalıklar için de arkadaşlarımızdan sponsorluklar aldık. Tüm bunları büyük bir bütçe olmadan, kendi imkânlarımızla, gönüllü emekle ve yakın çevremizin desteğiyle yaptık. Yine de yapamadığımız askıda bilet ve erişilebilirlik gibi başlıklar, daha çok kaynak istiyor. Bunu saklamak, sonradan deneyecek olanlara haksızlık olur.
"Hepsi Faso Fiso Çocuk Şenliği", Uluslararası Af Örgütü Çocuk Hakları Okulu kapsamında geliştirdiğimiz küçük ölçekli bir uygulamaydı. Çocuk haklarını kayıt formundan mekân düzenine, risk haritasından çocukların görüşlerine kadar etkinliğin farklı aşamalarına dahil etmeyi denedik. Yapabildiklerimiz kadar yapamadıklarımız da bize çocuk dostu bir etkinlik tasarlamanın yalnızca iyi niyet değil, zaman, kaynak ve sürekli düşünme gerektirdiğini gösterdi.
Biz "mümkün" olduğunu deneyimledik. "Sürdürülebilir" olması için ise cebimize koyduklarımızla yapılacak epey iş var.
Elbette bunları yaparken yalnız değildik. Şenliğin gerçekleşmesine fikirleriyle, zamanlarıyla ve emekleriyle katkı sunan başta Yapboz Dünya Düşünce ve Sanat İnisiyatifi olmak üzere tüm çocuklara, ebeveynlere, ekip arkadaşlarımıza ve destek veren dostlarımıza teşekkür ederiz
(AA/HÇ/NÖ)



