İoanna Kuçuradi, 4 Ekim 1936’dan 2 Ekim 2026’ya kadar insanlarla birlikteydi. Doksanıncı yaşına iki gün kala ömrünü topraklara bıraktı ve “insanlar” arasından ayrıldı.
Değer, etik, siyaset felsefesi gibi sorunlarda Kuçuradi; felsefe yapma tarzı ile herkesten farklıdır ve dünyanın filozofudur. Başkaldıran felsefe, ona çok yakıştı!
“Bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de gerek toplumsal yaşamın geniş gerekse günlük ilişkilerin dar çerçevesi içinde olup biten birçok olayın en dikkat çeken belirtisi, çatışan anlayışların, çarpışan çıkarların arasında kişilerin harcanmasıdır.”
Bu cümle, İoanna Kuçuradi’nin “147’ler Olayı”nda aralarında kendi hocası Takiyettin Mengüşoğlu’nun da bulunduğu 147 üniversite hocasının okuldan uzaklaştırılması üzerine öğrencilerin protesto mahiyetinde hazırladıkları broşürde yer alan “Kişi” başlıklı yazısının giriş cümlesidir.
İonna Kuçuradi yazısına şöyle devam eder: “İnsanlığa hizmet ya da herhangi bir kuruma veya düşünceye hizmet adı altında veya hizmet etmek niyetiyle kişilere yapılan haksızlıklar karşısında bu haksızlıkları önemsemeyen veya önemsemeye korkan ya da en kötüsü, kendi çıkarları gerektirdiği için önemsemeyen insanların tutumu karşısında boğazı tıkanan, midesi bulanan kişi için tek çıkar yol kendisini bir örnek olarak öne sürüp insanca yaşamaktır. Böyle bir yaşamın temel koşulu, insanın daha doğrusu kişinin ana değer, kayıtsız şartsız ana değer olduğunu kavrayabilmek ve bunu gözden kaçırmadan davranmak, Don Kişot’ça da olsa bir şey yapmaktır.”[1]
Değerler ve etik; acaba hangi insanları çok yakından ilgilendiriyor? Yargıçları…
Birinin haklılığına ve diğerinin haksızlığına karar veren kişileri!
Değer harcayan davranışlarda bulunan yargıçlar ve yasaların yasakları!
Yargılama yapan, bir suç iddiasını karara bağlayan yargıçların sınanmasında; etik ilkeler ve değerler nelerdir?
Yargıcın sınanması ne demektir?
Yargıcın eyleme bir yasa maddesine göre değer biçmeden önce eylemi doğru değerlendirmesidir. Ancak bundan sonra eylemi yürürlükteki bir yasaya bağlaması ya da bağlamaması gerekir.
İonna Kuçuradi bazı değerleri ve etik anlayışını aşağıdaki yazısıyla önümüze koymuştu:
“Toplumsal bir rol olarak yargıçlığa baktığımızda, yargıç, bir ‘yapılanın’ içinde yapıldığı koşullarda ‘yapılmaması gereken” olup olmadığı konusunda ve daha önce belirlenen konularda karar veren kişi olarak değil; yalnızca bir davadaki iki ‘taraf’tan –davacı-davalı; savcı-sanıktan– birinin (iddia sahibinin) haklılığına-haksızlığına, diğerinin ise suçluluğuna-suçsuzluğuna karar veren kişi olarak karşımıza çıkar.
Burada etiği ilgilendiren, özellikle yargıç-sanık ilişkisidir. Yargıç, sanık kişinin başka biri(leri)yle etik ilişkisine karışır, bunların ilişkisinde yapılan bir eylem konusunda yargıda bulunur ve yapanı hakkında karar verir.
Sanık, bir ‘suç’tan sanıktır: bir ülkede yürürlükte olan yasalarda yasak olan ve cezasının ne olacağı –sınırları– belirlenmiş olan bir davranışta bulunmuş olmaktan sanık.
Bir mahkeme yargıcının hakkında yargıda bulunması beklenen: sanığın a) ona yükleneni hiç yapıp yapmadığı, yani bunun bir iftira ya da yanılma olup olmadığı ve b) yaptığının, iddia edilen ‘suç’, yani o yasaklanmış davranış olup olmadığıdır.
Yasaların yasakladığı, tekliklerinde kişi eylemleri değil, ancak bazı davranışlardır: gerçekleştirildiklerinde çoğu zaman değer harcayan davranışlar. İşte yargıcın en önemli etik sorumluluğu şu sorunla ilgilidir: bir kişinin belirli koşullarda yaptığı ile –yani davranışının ancak ögelerinden birini oluşturduğu eylemi ile– yürürlükteki yasalarca yasaklanmış bir davranış arasında bağlantı kurma sorunuyla. Bu bağlamda yargıcın etik sorumluluğu, bir kişinin belirli bir eylemi ile bir yasa ya da bir maddesi arasında iddia sahibinin kurduğu bağlantıyla ilgili olarak yargıda bulunurken, yargıladığı eylemin yapıldığı koşullarda ‘yapılmaması gereken’ bir eylem olup olmadığını bu yargılamada hesaba katıp katmamasında ve buna göre söz konusu yasaya bağlanıp bağlanamayacağına –yani yalnızca davranışa– bakıp bakmamasında ortaya çıkar.
Başka bir deyişle: bir mahkeme yargıcının sorumluluğu, yargıladığı eylem ile bir yasa maddesi arasında iddia sahibi tarafından kurulmuş bağlantıyı sınarken, kendisinin, eylemi yargılamasının hangi noktasında yasa ile bağlantı kurduğu ve bu bağlantıyı nasıl kurduğuyla ilgilidir: yargıladığı eylem ile yasa arasında doğrudan doğruya mı bağlantı kuruyor? Yani kriter olarak yasayı mı kullanıyor ve davranışa değer biçiyor? Yoksa yargıç olarak yargılayacağı eylemin değerini –yapıldığı koşullarda diğer yapılabilir olanlara göre, özelliğini– kendisi belirledikten sonra mı yasayla bağlantı kuruyor? Yani yapılan hakkında yargıda bulunabilmek için, o koşullarda yapılabilir olan(lar)ı kriter olarak kullandıktan sonra mı bir yasayı, o koşullarda ‘yapılmaması gereken’i belirlemek için ölçü olarak kullanıyor?
İşte yürürlükteki yasaların ve pozitif hukukun diğer ilkeleri çerçevesi içinde yargıda bulunmak zorunda olan mahkeme yargıcının özelliği de bu noktada ortaya çıkıyor. Kullanacağı kriteri belirledikten sonra yargıda bulunabilecek duruma gelen diğer yargıca göre mahkeme yargıcı, bir şey daha yapmak, ayrıca, yargılamakta olduğu eylemi bağlayacak uygun yasayı da –ölçüyü– belirlemek zorundadır.
Başka bir deyişle o, iki ayrı mihenk taşını –etik kriteri ve hukuk ölçüsünü ya da ‘normunu’– yargıladığı eylemle ilgili olarak bağdaştırmak; eylemin değerine bakarak bağlanabileceği yasayı bulmak ve iddia sahibinin kurup kendisine sunduğu bağlantıyı kendi kurduğu bağlantıya göre sınamak zorundadır.
Böylece mahkeme yargıcının etik sorumluluğu, mahkeme yargıçlığı işleviyle doğrudan doğruya ilgili görülüyor. Çünkü bir suç iddiasının sınanabilmesi, dolayısıyla haklının haksızdan ayırt edilebilmesi ve sanığın suçlu olup olmadığına vb. karar verilebilmesi –‘adaletin gerçekleştirilmesi’– bir yargıcın yargıladığı olayı ya da durumu yarattığı ileri sürülen eyleme bir yasa maddesine göre değer biçmeyip, onu doğru değerlendirebilmesine ve bu değerlendirmesine göre yürürlükteki bir yasaya bağlamasına ya da bağlamamasına dayanıyor.”[2]
Demişti ki… “Kimi yargıç ise, insan olma adına ve insanın değerinden kaynaklanan istemler –değer korumaya yönelik genel ilkeler– adına kişi eylemlerini yargılar. O kendini insana karşı bu istemlerden sorumlu tutan yargıçtır.”
Türk Yargı Etiği Bildirgesi’ne göre hakimler ve savcılar vicdanları ve onurları üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından kabul edilen Türk Yargı Etiği Bildirgesi[3] doğrultusunda davranmaya söz verdiler. O kadar ki, yargıçlar ve savcılar etik ilkeleri gerek mesleki gerek kendi yaşamlarında benimseyecekler ve etik değerleri ve insanı esas alacaklar!
Bu bildirgeye göre; insan onurunu esas alan ve bütün davranışlarında insan hak ve özgürlüklerine uygun hareket eden, insan haklarına dayalı devlet ilkesinin; ancak insan hak ve özgürlüklerinin etkin bir şekilde korunmasıyla gerçekleşebileceğinin farkında olan ve bu konuda üzerlerine düşen sorumluluğun bilincinde olanlar savcıdır, yargıçtır.
Sınanmaları, kendileri yazdığı ve kabul ettikleri, söz verdikleri etik ilkeleri üzerinedir.
Çok eksik kaldık, insan ve insan hallerinin filozofu gitti…
İonna Kuçuradi; “Hani sorarlar ya ‘Seni ıssız bir adaya gönderseler hangi kitabı alırsın yanına?’ diye, ‘Küçük Prensi’ alırım. Bir hazinedir Küçük Prens kitabı. İnsan durumlarıyla ilgili örnekleri müthiştir” demişti.
Ve yazmıştı… “Düşünürün görevi, başkalarının yaptığını, arkasından meşru göstermeye çalışmak değildir. Onun görevi, olan ve olan bitenin temelini göstermek, bu temeli göremeyenlerin de görmesine yardımcı olmaktır. Çünkü, ancak bundan sonra olan bitene yön verme söz konusu olabilir; eyleme sınırlar çizilebilir, insanlara insanca yaşama imkânı sağlama çabalarına umutla bakılabilir.”
Payımıza düşen felsefe umutlu olmaktır, insan olmaktır, insan değeri bilmektir.
Daha değerlisi; “başkaldıran felsefe” anlayışıyla Don Kişot’ça da olsa bir şey yapmaktır.
Dipnotlar:
[1] Prof. Dr. Hülya Şimga, “Başkaldırıdan Felsefeye: İonna Kuçuradi”, Özne Felsefe Dergisi, İonna Kuçuradi Özel Sayısı, Eylül 2026, s.16-17.
[2] İonna Kuçuradi, Etik, Türkiye Felsefe Kurumu, 1996, s.125-148.
[3] Hakimler ve Savcılar Kurulu Kararı, Türk Yargı Etiği Bildirgesi, Resmî Gazete, 14 Mart 2019, Sayı 30714.
(Fİ/VC)











