Barış, zor olsa da…
Kendimi bildim bileli “barış” sözü edilir. O kadar çok edilir ki, dillere pelesenktir Mustafa Kemal'in o ünlü “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü.
Her fırsatta ne kadar çok barışsever bir “millet” olunduğunun nişanesi için referans olarak gösterilir.
Sadece bu söz değil başka sözler de hep dillendirilirdi de! Barış, neden bir türlü zuhur etmezdi ki! Merak edenler vardır elbette! Barış, hayatlarımızda hak ettiği yeri hak ettiği anlam kadar almıyor da ondan!
Hiç düşünmezler mi; insanlar neden birçok insana göre yenilmeyen, içilmeyen ve dahi “soyut” diye düşünülecek bu kavramı hayatın vazgeçilmezi olsun diye bu kadar çok içselleştirirler ki! Bu kadar çok dillendirir. Bu kadar çok kendini katarak savunur ki! Düşünmezler!
Çünkü savaşın, şiddetin, silahın cazibesinden, rantından devasa varsıllıklara egemenler sahiplik ederler de ondan.
İşte barış isteyenlerin; inadına, savaş, şiddet, diyenlere karşı: barış taraftarları daha çok örgütlenmek daha çok seslerini çıkarmak ve daha çok barış istemek zorundalar elbette. Evet ben “Barış” taraftarıyım.
2026 yılının 1 Eylül Dünya Barış Gününe gidilirken neredeyse yarım asırdır ülkenin kanayan ve büyük bedeller ödenmesine neden olan Kürt Sorunu'nun demokratik çözümüne dair devletin en üst düzeyinden adımlar atıldı. PKK fesih kararı aldı. Yasal süreç başlatıldı.
Suriye’de de çok hızlı ve benzer şekilde umut vaat eden bir süreç işliyor…Önceki 1 Eylül’lerde barış yanlıları şiddetin sonlandırılarak barışın muktedir olmasını dileyen sloganlar ve içeriği bu mealde belgilerle söz kelam üretirlerdi.
Sanırım bu yılın 1 Eylülünde henüz çiçeği burnunda hayli uzun ve çoklu ihtiyaçlara yanıtlara gebe bir barış ve demokrasi sürecinin yürüyüşünün paydaşlığının alanlarda haykırılmasına ve sahiplenilmesine büyük ihtiyaç var…
Bir kez daha ifade edilmeli ki özellikle demokrasi ve barış sahiplenildikçe ete kemiğe bürünür…
(ŞD/EMK)