Barışa doğru adım atmak gerekiyor. Barışa doğru adımları kararlılıkla ve gecikmeden atmak gerekiyor.
7595 sayılı ve Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun 10 Ağustos’ta TBMM’de 467 oyla kabul edildi.
Resmi adından ziyade süreç yasası veya kök yasa olarak anılan bu yasanın kabulü ile birlikte toplumda atılacak adımlara dair beklentiler de yükseldi. Ancak aradan geçen sürede toplumdaki bu beklentiyi karşılayacak adımlar henüz atılmadı.
Yirmi dört kentten yola çıkan üç yüz Barış Annesi 2 Kasım’da Ankara’ya ulaştı. Barış Annelerinin meclis parkındaki açıklamasına giderken zihnimde atılması gereken adımlar konusundaki gecikmesini düşünüyordum. (Atılması gereken adımlarda bir biçimde gecikme yoksa bile bu konuda kamuoyunun beklentilerini karşılayacak bilgilendirmenin yapılmasında gecikmeler, eksiklikler yaşandığı sonucuna varabiliriz.) Bu bağlamda gereken adımların zamanında atılmasının barışa giden yolu kısaltacağını kendi kendime söylüyordum.
Bir yürüyüş çok katmanlı mesaj
Barış Anneleri'nin Ankara’ya gelerek TBMM önündeki parkta açıklama yapmaları çok katmanlı mesajlar içeriyor. Esasen, Annelerin Ankara’ya gelmesinin verdiği mesajın çok katmanlı barışın çok katmanlı olmasıyla da uyumlu.
Mesajın ilk katmanı Barış Annelerinin barış konusundaki düşlerine ilişkindi. Annelerin barışı sürekli gündemlerinde tutmaları Yannis Riços’un “Barış” adlı şiirindeki anne atfını hatırlatıyor. Ataol Behramoğlu’nun Türkçeye kazandırdığı şiirindeki “Ananın gördüğü düştür barış” (2) dizesi annelerin talebini, mücadelesini rafine bir biçimde ifade ediyor.
Şiirin devamındaki “ağaçlar dikildiğinde top mermelerinin açtığı çukurlara” (10) dizesi de Barış Annelerin barış düşü ile ilgili. Anneler de Kürt Meselesi bağlamındaki silahlı çatışmanın ve etkilerinin tamamen ortadan kaldırılmasını düşlüyor.
Barış düşü ve hapishaneler
Benzer şekilde, şiirin “Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler” (29) dizesi Barış Annelerinin hasta mahpusların bırakılması talebine denk geliyor. Ve barış düşünde böylesi sebeplerle insanların hapislerde tutulmadığını gösteriyor.
Bu talep ve düş maalesef son derece güncel zira tedavisi hapishane koşullarında mümkün olmayan hasta mahpuslar hala tahliye edilmedi. En son 73 yaşındaki hasta mahpus Abdullah Tırpan tahliye edilmediği için 26 Ekim’de yaşamını yitirdi.
Barış Annelerinin barış düşlerinin için sürekli çaba sarf etmesi de ilk katmanın en önemli mesajları arasında yer alıyor.
Kuzey İrlanda’daki barış sürecinin önemli aktörlerinden Gerry Adams Yeni Yaşam Gazetesinden Eren Kansoy’a verdiği mülakatta “Barış kapınızı çalmaz, inşa edilmesi gerekir” diyor. Dolayısıyla, Annelerin Ankara’ya gelmesi Adams’ın sözleriyle uyumlu.
Barış Annelerinin Ankara’ya gelişi barışı beklemek değil kovalamak gerektiğini gösteriyor.
Mesajın ikinci katmanı atılmakta gecikilen adımlar
Ankara’da meclis parkındaki açıklamada ve tutulan nöbetteki mesajın ikinci katmanı ise doğal olarak iktidara ve devlet yetkililerine yönelik oluyor. Bu katman iktidara barış sürecine dair atılan adımları -dolayısıyla da henüz atılmamış adımları-yakından izlediklerini söylüyordu.
1 Ekim’de TBMM’nin açılmasının ardından 30 gün geçti. Meclisin bir aylık yasama faaliyetleri arasında öne çıkanlar 2027 bütçesi ile Türk Kızılayı Derneği, tütün ve sigara, nafaka vv. Alanlara ilişkin düzenlemeleri yer alıyor. Tabi ki, TBMM’de ele alınan bu konularda toplumu ilgilendiriyor. Öte yandan, toplumun barış süreci ile ilgili düzenlemeler, uygulamaya geçirilmesi konularında da beklentisi var.
Bu noktada sadece TBMM değil yasanın uygulanmasını başlatacak MGK’nın da adım atması gerekiyor. MGK’nın raporunun ardından diğer devlet kurumlarının da atması gereken adımlar var.
Toplumda atılmadığı yönünde kaygıların arttığı bu adımların muhtemelen hazırlıkları sürüyordur. Aşikar olan bir beklentiyi tekrar edebilirim: Bu adımların hızlandırılmasında fayda var.
Barışı kalıcı kılacak, destekleyecek adımlar
Barış Annelerinin açıklamasının ayrılırken annelerin kararlığının barışa giden yolda sivil aktörlerin aktif tutumunun öğreticiliği üzerine düşünüyordum.
Bir yandan da barışa ilişkin aklımda başka konular vardı.
Aklımda muhalif gazetecilik yaptığı için soruşturulan, yargılanan ve hapsedilen gazeteci dostlarımız vardı. Tuğba Tekerek, İsmail Arı ve diğer gazetecilerin yeri hapishane değildir.
Aklımda LGBTI+ örgütlerinden hapiste bulunan dostlarımız vardı. Bu konuda bilgiler paylaşan haber sitelerinin ve sosyal medya hesaplarının engellenmesi vardı.
Aklımda haklarında açılan davalar nedeniyle yurtdışına gitmek durumunda kalan insan hakları savunucusu, sendikacı dostlarımız vardı.
Aklımda barış talebiyle atılan imza nedeniyle üniversiteden ihraç edilen ve on yıl geçmesine rağmen dönemeyen Barış Akademisyenleri vardı. Akademik özgürlükler vardı.
Bu hak ve özgürlükler alanlarındaki ilerleme özünde barışın toplumsallaşmasına, kapsayıcı olmasına ve kalıcılaşmasına katkı sunabilir.
Barış bir hedeftir. Barış bizler adım atmadan, çaba sarf etmeden bize doğru gelmeyecek bir hedeftir.
Barışa doğru yürümeye devam.
(Oİ/EMK)







