Barış için Akademisyenler olarak 11 Ocak 2016’da imzaladığımız Bu Suça Ortak Olmayacağız bildirisinin üzerinden 10 yıl geçti. Bugün hala bir akademisyen, aydın sorumluluğuyla hareket eden imzacıların yaşadığı ihlaller ve etkileri sürüyor.
Umut
2012 yılının son günlerinde o dönem başbakanlık görevini yürüten Recep Tayyip Erdoğan’ın MİT’in İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşüldüğünü açıklamıştı.
Birkaç gün sonra da 3 Ocak 2013’te dönemin Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekilleri Ayla Akat Ata, Altan Tan ve Ahmet Türk’ün Öcalan’ı ziyaret etmesiyle süreç kamuoyunda görünür hale gelmişti.
Öcalan’ın o yıl ki Newroz’da okunmak üzere ilettiği mektup, 3 Nisan’da açıklanan ve 7 bölgede görev yapacak 9’ar kişiden oluşan Akil İnsanlar Heyetinin kurulması gibi gelişmeler toplumda çözüme dair umutları arttıran gelişmelerdi. O süreçteki görüşmelerden belki de en önemlisi 28 Şubat 2015’te açıklanan Dolmabahçe Mutabakatıydı. Maalesef, Dolmabahçe Mutabakatı o dönemde yaşama geçmedi.
Karanlık günler
İmzaladığımız bildiriye gerekçe olan şiddet ortamı 2013-2015’teki Çözüm Sürecinin son bulmasının doğrudan bir sonucuydu. Dolmabahçe Mutabakatının yaşama geçmediği günlerde barış imkanından uzaklaşılırken, gerilim de tırmanıyordu. 20 Temmuz’da Suruç katliamı, 22 Temmuz’da Ceylanpınar’da iki polisin evinde öldürülmesi yaşandı.
Esas karanlık günler ise 16 Ağustos’ta Muş’un Varto ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edilmesiyle başladı. İlan edilen sokağa çıkma yasakları ile ilgili Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) çok detaylı bir raporlama çalışması yürüttü. TİHV’in ilgili sayfasında sokağa çıkma yasakları ile ilgili şu çarpıcı bilgiler yer alıyor:
Anayasa’ya ve başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere Türkiye’nin temel haklar alanındaki uluslararası yükümlülüklerine aykırı olarak ilan edilen süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasaklarının ilki 16 Ağustos 2015 tarihinde uygulamaya konmuştur. Bu biçimi ile süresiz ve resmi sokağa çıkma yasakları Türkiye’de ilk kez yaşanmıştır.
Bildiri imzalanırken sokağa çıkma yasakları hala toplumun gündemindeydi ve uzun süre de çıkmadı. TİHV’in raporladığı verilere göre 16 Ağustos 2015’ten 1 Ocak 2020 döneminde 11 il ve en az 51 ilçede resmi olarak tespit edilebilen en az 381 sokağa çıkma yasağı ilanı gerçekleşmiştir.
Sokağa çıkma yasaklarına ek olarak 10 Ekim’de Ankara Gar katliamı ve 28 Kasım’da Diyarbakır Baro başkanı sevgili dostumuz Tahir Elçi suikastı yaşandı.
Akademisyen ve aydın sorumluluğu
O karanlık günlerde yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağına dikkat çeken Bu Suça Ortak Olmayacağız bildirisi dolaşıma girmişti.
Bildiriyi imzaladığım sırada kaç kişinin imzaladığını bilmiyordum. İmzayı atmamdaki temel motivasyonum bir akademisyen ve aydın sorumluluğuydu yani içinde yaşadığım toplumdaki sorunlara kayıtsız kalmamamak, haksızlığa ve suça hayır demek. 31 Ekim 2019’da mahkemedeki beyanımda da belirttiğim gibi “Akademisyenlerin ve insan hakları savunucularının sorguladığı ve hayır dediği uygulama ve politikalara karşı aldığı tavır tarihe en azından not düşmek içindir.”
20 Ocak 2016 itibarıyla 2212 imza olduğunu gördüğümde az olmadığımız ve yaşanan ağır hak ihlallerine güçlü bir tepki verdiğimizi bilmek çok kıymetliydi. Diğer imzacı hocaların da aynı durumda olduğunu tahmin ediyorum.
Esasen bu 2013’teki çözüm süreci başlatılmadan önceki dönemde Kürt siyasi mahpusların başlattığı açlık grevi sırasında 50 üniversiteden 264 akademisyenin imzaladığı bildiri ile kurulan Barış için Akademisyenlerin ilk imza girişimi değildi. Buna rağmen, 2016’daki bildirinin ardından yaşadığımız ağır hak ihlallerinin nedeni bildirinin ulaştığı imza sayısı, daha önemlisi etkisi ve o günkü koşullarla ilgili olsa gerek.
Ağır ihlaler
Bildiriyi imzaladıktan sonra yaşadığımız hak ihlalleri güncel olarak BAK sitesinde yayınlanıyor. Örneğin, 2016’da ilan edilen OHAL dönemindeki KHK’larla 406 imzacı üniversitelerden ihraç edildi. Aradan geçen 10 yıl ve hukuki girişimlere ve bazı geri dönüş kararlarına rağmen lehimize kesinleşen sadece dört karar var. Hukuki sürece ilişkin detaylı istatistik bilgisini imzacı dostumuz Mutlu Arslan sosyal medya hesabından geçen hafta paylaştı.
KHK ihraçlarına ek olarak işten çıkarılan, emekli olmaya zorlanan hocalarımız oldu. Ayrıca, hocalarımızdan Esra Mungan, Kıvanç Ersoy ve Muzaffer Kaya 2016’da Füsun Üstel imza nedeniyle hapiste tutuldu.
Bu ihlaller Anayasa Mahkemesinin bildiri nedeniyle verilen cezaların Anayasanın 26. Maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlali olduğuna hükmetmesine rağmen devam ediyor.
İhraçlar, gözaltılar, yargılamalar, tutuklamalar gerçekten ağır. Ancak bu süreçte imza attıktan sonra dışardan ders vermesi dahi engellenen Mehmet Fatih Traş hocamızın yaşamına son vermesi en ağır ihlaldi.
Akademisyen sorumluluğumuz devam ediyor
İmzaladığımız bildiri sadece sorunlara işaret etmiyor aynı zamanda Kürt Meselesinin çözümüne ilişkin de yöntem öneriyordu.
Bildirinin “Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz” cümlesi barış talep eden akademisyenlerin süreci izlemeyip, aktif biçimde katkı sunmaya hazır olduğumuzun altını çiziyordu. 1 Ekim 2024’ten bu yana devam eden süreçte sıkça gündeme gelen barışın toplumsallaşması konusunda farklı kesimlerin katkı sunma meselesine Bildiri 10 yıl önce yanıt veriyordu.
Bildiride 2025’te muhaliflere yönelik baskılarla ilgili de güncelliğini koruyan bir ifade var: “Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.” Dolayısıyla, 2212 imzacı desteklediği bildiri barış sürecinin ilerlemesi ile demokrasi standartlarının yükseltilmesinin bir arada gitmesi gerektiğine de dikkat çekiyor.
Barış talebimiz baki
Bu bağlamda, bildirinin çerçevesi bugün de güncelliğini koruyor sonucuna varabiliriz. Bildiriyi imzalamamızın 10 yıl geçti, ihlaller hala devam ediyor. Yaşadığımız ihlallere rağmen barış talebimiz baki.
Bir başka talebimiz de: 2026 yılı Barış için Akademisyenler olarak yaşadığımız ihlallere son verildiği, üniversitelerimize döndüğümüz yıl olmalı.
Akademisyenler barışa ortak olmaya hazırız.
(Oİ/EMK)








