12 Eylül 1980 darbesi 46 yıl önce kaldı diyoruz. Fakat bazı sabahlara öyle uyanıyoruz ki darbe kendisini hatırlatıyor. Belki yok fakat hayaleti hâlâ etrafımızda.
Bu sabah da LGBTİ+ derneklerinin hesaplarına erişim engeli getirildiğini, ardından operasyon düzenlendiğini ve çok sayıda LGBTİ+ aktivistinin gözaltına alındığını öğrendik.
Gerekçe yine bildik: “Aile ve toplum düzeni” ve benzeri ifadeler.
Burada iki noktayı hatırlatıp haftanın asıl gündemine geçmek istiyorum.
Birincisi, aileyi bozan LGBTİ+’lar değil, patriyarkanın kendisi. bianet’in erkek şiddeti çetelesi de bunun verilerini her ay ortaya koyuyor. Kadınlar evlerinde, sokakta, işyerlerinde erkek şiddetiyle karşı karşıya kalıyor. Erkek şiddeti hayatlarımızın her alanında.
İkincisi, LGBTİ+’ları hedef gösteren trol hesaplara ve haberlere erişim vermemek gerekiyor. Eleştirmek amacıyla bile olsa yapılan paylaşımlar, bu içeriklerin daha fazla yayılmasına neden olabiliyor.
Gelelim asıl meseleye.
Ayşe Tokyaz davasında 9 Eylül’de karar açıklandı. Aylar süren yargılamanın ardından Cemil Koç ve ona yardım eden erkekler hakkında karar verildi. Bu dava herkes açısından zordu elbette. Ama en çok Ayşe’nin ailesi için zordu.
Patriayrkaya karşı kadınların direnci
Tokyaz ailesi, özellikle de Ayşe’nin ikiz kardeşi Esra Tokyaz, duruşmalar boyunca geri adım atmadı.
Esra’nın mücadelesini ilk duruşmadan bu yana izliyoruz. Mahkeme salonunda, adliye önünde, açıklamalarda, sosyal medyada Ayşe’nin adını yaşatmak için mücadele etti. Sanıkların ve avukatlarının sözlerine rağmen Ayşe’yi suçlayan anlatının karşısında durdu.
Esra Tokyaz bana göre bu yılın kadınlarından biri.
Bunu yalnızca kız kardeşi Ayşe için verdiği mücadele nedeniyle söylemiyorum. Esra, kadın cinayetleri davalarında ailelerin neyle karşı karşıya kaldığını, bir kadının öldürülmesinden sonra mücadelenin nasıl sürdüğünü ve erkek şiddetinin yalnızca cinayet anından ibaret olmadığını da hepimize gösterdi.
Karar duruşmasının ardından Kadın Cinayetlerine Karşı Feministler’den Feride Eralp’in söyledikleri de bu nedenle önemli.
“Cemil Koç yalnız değil”
Eralp, mahkeme salonunda aylar boyunca dinlediğimiz erkeklik halini şöyle anlattı:
“Biz aylarca süren bir yargılama sonucunda, sanıkların birbirlerini suçladığı ve birbiriyle çelişki içine düştüğü bu celsede en az iki saat boyunca profesyonel bir katilden ekimoz renkleri dinledik. Bir valizin kendinden menkul bir suç işleme iradesi olabilir gibi, Ayşe’nin bedenini valize kendisi koymamış gibi, bu valizi bir gece ve bir gün boyunca ortadan kaldırmaya çalışmamış gibi, o ekimozları ben yapmadım valiz yaptı cümlesini duyduk.
Ejegül Ovezova
‘Bavula koyma hatası olmasaydı’ diyerek bu iradi eylemi kendinden bağımsızlaştırma çabası içerisinde olan bir sanık izledik. Yapmadığı ve bahsini dahi geçirmediği ise o gün sitenin güvenliğini çağırmak, 112’yi aramak gibi Ayşe’yi yaşatmaya dair eylemlerdi.
Cemil Koç bugün duruşmada Ayşe Tokyaz’ı öldürmediğini, Ayşe Tokyaz’ın içki ve uyuşturucu etkisinde merdivenden düştüğünü iddia etti. Bu iddia ile ilk defa karşılaşmıyoruz. Daha öncesinde de Ejegül Ovezova’nın Diyarbakır’daki bir binanın 8. katından düştüğünü iddia etmişti. Bu kişinin yanındaki, hayatındaki kadınlar her ne hikmetse düzenli olarak yüksekten düşüyor.
Bunun suçlusunun da yine kadınlar olduğunu uzun uzun anlatma cüretini erkek egemenliğinden alıyor. Bu adamın bir zamanlar polis olmuş olması, kadınların karakollara gittiklerinde neyle karşı karşıya kalabildiğine dair ürkütücü bir gerçeğe işaret ediyor."
Bu sözler, aslında davanın tamamını özetliyor.
Peki, biz Ayşe Tokyaz’ı öldürmekten yargılanan Cemil Koç ve ona yardım eden sekiz erkeğin yargılandığı dava boyunca ne gördük?
Kendisinden emin, ne yaptığını bilen, gerektiğinde adli tıp uzmanı gibi konuşan bir erkek gördük. Gerektiğinde hâkime talimat verme cüretini gösteren bir sanık dinledik.
Devletin koruyucu gücünü arkasına alarak suç işleme konusunda kendisine güvenen bir erkeklik biçimiyle karşı karşıya kaldık.
Bunun karşısında ise Esra vardı.
İkiz kardeşi için bütün dünyaya seslenen, duruşmalarda geri adım atmayan, Ayşe’nin öldürülmesini yalnızca bir adli dosya olarak görmeyen Esra.
Bir yandan Ayşe’nin ölümüne ilişkin deliller, raporlar ve tanıklıklar konuşulurken diğer yandan kadın cinayeti kavramının kendisi tartışmaya açıldı. Esra’nın beyanları tekrar tekrar gündeme getirildi. Medya suçlandı. Ailenin mücadelesi tartışmanın konusu haline getirildi.
Oysa ortada öldürülmüş cansız bedeni bir valizin içinde hayvanlar mezarlığına gömülmek istenen bir kadın vardı. Ayşe Tokyaz.
Bir de onun ardından gerçeği anlatmaya çalışan bir ailesi.
Davada yargılanan polis memuru İlker U.’nun duruşmadaki sözleri de ayrıca dikkat çekiciydi:
“Ben makbulü tanısaydım o ölmezdi muhtemelen. Söyleyecek çok şeyim var. Her şey ortada. Suç varsa beni cezalandırın. Varsa suçum beni cezalandırın. Bir gün verse de fark etmiyor. Kamu görevlisi arkadaşlar özellikle takip etsinler bu davayı.”
İlker U. bu sözleri gözyaşları içinde söyledi.
Belki pişmandı. Belki yaptığı şeyin nereye varacağını hesaplamamıştı. Ama söylediklerinin başka bir tarafı da vardı. “Kamu görevlisi arkadaşlar özellikle takip etsinler bu davayı” dedi.
Bence bu cümleyi de bir kenara not etmek gerekiyor.
Ayşe Tokyaz davası kamu görevlilerinin kadınların hayatındaki rolünü, polisin sahip olduğu gücü, kadınların yardım istemek için başvurdukları kurumlarda neler yaşayabildiğini tartıştığımız bir dava.
Kamu görevlileri
Ayşe Tokyaz davası, kadınların şiddet gördüklerinde başvurdukları kamu kurumlarının sorumluluğunu bir kez daha gündeme getirdi.
Dava boyunca polisin sahip olduğu güç, kamu görevlilerinin kadınların beyanları karşısındaki tutumu ve koruma mekanizmalarının nasıl işletildiği tartışıldı.
Peki kamu görevlileri bu davadan ne öğrenecek? En temel yanıt şu: Kadınların yaşamını korumak, şiddet ortaya çıktıktan sonra değil, ilk başvurudan itibaren başlayan bir sorumluluk."Kamu görevlileri bu davayı iyi takip etsin"
Erkeklik biçimleri
Kadınların ayrılmak istedikleri için öldürüldüğü, şiddet gördüklerinde karakola gittiklerinde yeterince ciddiye alınmadığı, devlet kurumlarının koruması gereken kadınların bazen bu kurumların kapısından geri çevrildiği bir ülkede yaşıyoruz.
Bu yüzden Ayşe Tokyaz davasını yalnızca verilen cezalar üzerinden okumamak gerekiyor.
Duruşmalar boyunca gördüğümüz erkeklik biçimini de görmemiz gerekiyor.
Bir kadının ölümünden sonra bile onu suçlayan dili, sorumluluğu başka yerlere taşıma çabasını, kadınların beyanlarının nasıl tartışmaya açıldığını, sanıkların kendilerini nasıl savunduğunu konuşmamız gerekiyor.
Ayşe Tokyaz’ın öldürülmesi bize bir kez daha şunu gösterdi: Kadın cinayetlerinde dava salonuna yalnızca öldürülen kadının dosyası girmiyor. O kadının hayatı, ailesi, arkadaşları, daha önce maruz kaldığı şiddet, devlet kurumlarıyla ilişkisi ve failin sahip olduğu güç de mahkeme salonuna giriyor.
Biz de bütün bunları izliyoruz. Gazeteciler olarak kaydediyoruz. Kadın örgütleri takip ediyor. Aileler mücadele ediyor.
Daha önce de yazmıştım, yine yazmalı: Bir kadın öldürülmeden önce onu kim koruyacak? Ayşe Tokyaz davasının gerçekliği de burada. Cezalar açıklandı. Bir dava daha karara bağlandı. Fakat kadınların güvenli yaşama hakkı konusunda henüz kapanmış bir dosyamız yok. Gerçekliğimiz bu.
Özgür, eşit ve adaletli yeni bir hafta gelsin...

Ayşe Tokyaz davasında ihraç polis Cemil K.'ye ağırlaştırılmış müebbet

KADIN CİNAYETLERİNE KARŞI FEMİNSTLERDEN AÇIKLAMA
Esra Tokyaz’dan çağrı: Ben sizden güç almak istiyorum

AYŞE TOKYAZ DAVASINDA 3. GÜN
Esra Tokyaz konuştu, sanık erkekle, polislerin iş birliğini tek tek anlattı

Ayşe Tokyaz davası yarın: "Kim korudu, kim görmezden geldi?"
(EMK)






