Türk Lirasının başına “yeni” ibaresi 1 Ocak 2005’te eklendi. Böylece paranın adı “yetele” oldu. Üstüne yöro veya avro ya da yörö olarak okunan AB ortak para birimininkine benzer bir sembol icat edildi. Tüm bunlar paradan altı adet sıfırın tahliye edilmesi şerefine oldu. Böylece 1 Milyon telesi olanların cebinde 1 yetelesi kaldı.
Aradan 4 sene geçti. Zamanın hızlanarak aktığı, alınan her kararın pazartesi perhize başlamak gibi derhal eskidiği dönemde “yeni” de fiyakasını kaybetti. Paramızdan “tele” diye söz etmeye geri döndük. Daha doğrusu bunlar hep resmi ağızlarda böyle oldu, etiketlerde bir göründü, bir kayboldu. Kimse durduk yere cebindeki paraya “yetele” demedi.
O günden beri cebindeki para aslında ne kadardır diye hesap edenlerimiz var. Akşam pazarı gezen emekliler konulu sokak röportajlarında harcama ile eve giren para konusunda eski günlerin diriliğini koruduğu malum. “Emekli maaşı ne kadar?”, “20 milyar”, “20 bin yani değil mi?”, “Evet”, “Pazarda ne kadar harcadınız?”, “İki poşet tuttu 1 milyar”, “Bin lira yani değil mi?”, “Evet.”
Bu diyaloğun kira için olanı, tatil için olanı, bayram ikramiyesi için olanı var. Milyar ile bin arasında kalmışız genelde. Arada sırada milyon diyen de çıkıyor. “Kira olmuş 15 milyon” diyor mesela. “Kira 15 ise maaş ne kadar?”, “Asgari ücret işte, 28 bin lira.”
Sadece bizim kafalar karışık değil tabii. Kurdele kesme törenlerinde yatırımın büyüklüğünü “trilyon” diye söyleyip dış borcu “milyar” veya “milyon” diye açıklayanların da kabahati var bu işte.
Memleketin dövizle ilişki durumu bu kadar karışık değilken başkaydı “eks aşkım” aşamasında bambaşka haller aldı bu işler.
Neyse bu bin mi milyon mu milyar mı işleri hepten karşınca gençler “milyor” demeye başladı. Bu tutar milyar görünümlü milyon mu kendisini milyar zanneden milyon mu emin değilim. Şundan hepimiz eminiz ki milyon yeni haliyle bizim mahalleye uğramadı. Yalan olmasın, kayden görülmüş olabilir. Kredi sözleşmelerinde ileride “faiz” olarak arkadaşlarına eklenecek kimi sıfırlar görülmüştür. Doğrudur.
Paradan atılan sıfırlar bir başka alemde kimilerince tutulmuş malum. Kamumuzun kurumları birleşip fona girmişler. Foncular tahvile girmişler. Tahvillerle tahterevalli oynamışlar.
“Bana bir kaldıraç verin tüm hisseleri yerinden oynatayım” demiş birileri. Efendim, bunlar çok paralar, öte dünyada sakata gelmeyelim, diye kaygılanacağı tutmuş bir garibin. Yeter ki gönül ferahlığı ile yapılsın bu işler demiş üç kişilik bir heyet, imzalı mühürlü, üstü tuğralı bir adet renkli A4 kağıda “dinen caizdir” yazıp vermişler.
Yazılı icazeti alan kaptığı gibi koşup ekranın başına oturmuş, şıkır şıkır al sat işlerine başlamış.
Fitre, zekat, yardım paraları da hop diye icazetli havuza düşmüş. İşsizlik foncuğu da girdaba kapılmış. Efendim o arada işte sigortasıydı, tapu harcıydı, gezen tavuk yumurtasından alınan vergisiydi, algısıydı derken bir anda koşarken yavaşlamışlar.
Bu aralar “hüplettiğini usulca şuraya bırakıver” isimli hesaba kimlerinin biraz biraz tükürdüğü söyleniyor.
Bir bürokratın tek başına 20 miyar tele kadar hüplettiğine dair kimi iddialar var. Vicdanım sızladı diye hesaba 2 milyar ateşleyen de var diyorlar. Gözümüzle görmedik nihayetinde. Öyleyse öyledir, değil mi?
Bir yandan da bizim tarafın kafası öyle karıştı ki sözü edilen tutarları hacmen hayal etmeye çabalıyoruz. Efendim işte 2 milyar tele şu kadar milyon 200 tele olur, her destede 100 adet olur, o da şu kadar desteye denk gelir diye ilginç bir paranın hacim hesabı türetildi.
Neden böyle derseniz soyutlayamadığımız gibi somutlayamıyoruz da. Elde hamam tasıyla hacim hesabı yapmak kaldı bize de. Hadi bunu da geçtim, emekli maaşından “20 milyar” diye bahsedenlerin hesabına bakarsan işler hepten karışacak.
“Ne kadar hüpletmişler?” “Eh işte 300 milyar kadar, ama tam belli değil”. “E ben de alıyorum ayda 20 milyar! O kadar abartacak bir iş değil”.
(ÖE/FY)







