Bu hafta için yazacaklarımı düşünürken, aklıma Moğollar’ın: “Birisi oy peşinde/Öteki rant işinde/Kıyamet değilse bile/Bir şey kopmalı//Bir şey yapmalı hey/Bir şey yapmalı hey/Bir şey yapmalı hey/Bir şey yapmalı …” sözlerinin yer aldığı “Bir şey yapmalı” adlı şarkısı geldi. Bir yandan iktidarın önceki haftanın en yoğun konusu olan fon yolsuzluklarıyla ilgili toplumsal öfke ve kaygının zayıflatılmasına yönelik yaptıkları. Öte yandan İBB duruşmalarında Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının başlayacağı günün sabahının kör karanlığında Halk TV’ye yapılan baskın ve kayyım atanmasıyla birlikte, yayın politikası ve programlarının “ışık hızıyla” değiştirilip, merkez medyaya entegre edilmesi. Hemen ardından fon yolsuzluğunu sistematik bir biçimde haberleştiren gazeteci Bahadır Özgür’ün gözaltına alınması. Daha önce de paylaşmıştım; iktidarın gündem yaratma ve yarattığı gündemi devam ettirme süresindeki gücü her geçen gün “zafiyete” uğruyor, geriliyor. Ülke gerçeklerinin gündem olmaması, geniş toplum kesimlerince konuşulup tartışılmaması ve bunlar üzerinden birlikte tutum almalarının önlenmesi çabasının iktidar için siyasi ve ekonomik maliyeti her geçen gün daha da artıyor.
2026 AKP’si: ortaya saçılan yolsuzluklar
Vakti zamanında (Nisan 2017), uğrunda Yüksek Seçim Kurulu’nun sandık görevlileri tarafından mühürlenmemiş oy pusulalarını-oy zarflarını bile geçerli kabul ettiği “partili cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”ne geçişin birçok gerekçesi açık OHAL uygulandığı dönemde yapılan plebisit öncesinde çokça sıralanmıştı. Sizler daha fazlasını anımsayabilirsiniz. İlk anda aklıma gelenleri; yürütmenin yetkisini ve hızını artırmak, bürokrasiyi önlemek, devlet idaresinde teknokratların ve bürokratların tahakküm ve vesayetini ortadan kaldırmak, siyasetçinin etkisini artırmak vb.; olarak sıralayabilirim. Yeni rejimde yasama organının (TBMM’nin) yetkileri sınırlandı, yargı siyasallaştı, yürütme “denetimsizleşti”. Devlet yönetiminde “cumhurbaşkanlığı kararnamesi” uygulaması ve bu yetkiyi kullananın etkisi hızla yerleşti.
Eylül ayı ortasında gündeme gelen ve iktidar çevresinin “fon krizi” olarak adlandırmayı tercih ettiği yolsuzluklar ülkenin ve iktidar partisinin “partili cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”yle birlikte ne hale geldiğini bir defa daha gözler önüne serdi. Öyle ki ortaya çıkan bu yolsuzluğa karışmışlar arasında AKP’nin çok sayıda üst düzey yöneticisi ve/veya yakınlarıyla AKP hükümetleri döneminde atanmış olan üst düzey bürokratlar ve/veya yakınları da bulunuyor. Bunlar olurken, “faiz haram” deyip “fetva veren”lerden de bu yolsuzluğa karışmış olanlar teker teker gün yüzüne çıkıyor. Yüzlerinde en hafif bir kızarma hali dahi olmadan ve “nefsimize yenildik” açıklamasını da ihmal etmeden, bir biçimde meselenin üstünün örtülmesini talep ediyorlar. Fon yolsuzluğunun gündeme gelmesinden bir ay sonra, bu hafta başında Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Mahmut Sütçü’nün sağlık sorunlarını gerekçe göstererek istifa ettiğini, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in de emekliliğini istediğini medya aracılığıyla öğrendik. Öte yandan, iktidar yetkilileri yaklaşık bir haftadan beri “yolsuzlukla kazandıklarınızı iade etmeniz yeterli” açıklamasını yapıyor. İade ettikleri söylenenlerin adları kamuoyuna sızdırılıyor. Bu ülkenin yasaları çaldığını geri veren hırsızın yargılanmasını hükmetmiyormuş gibi…
AKP kadroları ve yakınlarıyla toplum arasındaki büyük çelişki
Açığa çıkan yolsuzluğa karışmışların tam listesi henüz kamuoyuyla paylaşılmadı. TBMM’de muhalefet partilerinin araştırma komisyonu kurulması yönündeki talepleri AKP-MHP işbirliğiyle reddedildi. Olan, yıllardır AKP iktidarının güvenli alanlar diye propagandasını yaptığı, adeta teşvik ettiği borsaya, fonlara “elimdeki para enflasyonla erimesin” diyen ve 450 bin kişiden fazla sayıda olduğu tahmin edilen dar gelirli yatırımcıya oldu. Doğrudan fon yatırımcısı dar gelirlilerin yanı sıra, benzer özelliklerdeki milyonlarca borsa yatırımcısı da bu yolsuzluktan etkilenmeye başladı. Olan “daha fazla yoksullaşmamanın” çabasına düşmüşlere oldu. Görünen o ki daha da olacak. AKP’nin yakın çevresinde olup yasa, ahlak, inanç dinlemeksizin ne pahasına olursa olsun “dünyalıklarını”, zenginliklerini daha da artırmak isteyenlerin şimdilik tuzu kuru.
Kasım 2025’de bizzat Maliye ve Hazine Bakanı tarafından dikkat çekilen sorunun çözümü için on ay boyunca hiçbir şey yapmayanlar kimler? “Biz de yakın çevremiz de kazansın” diyenler kim? Yıllardır ortaya çıkan yolsuzluklarda kendi sorumluluklarını siyasi rakipleri üzerinden bertaraf edebilmeyi meziyet haline getirenler ümid ediyorum ki bu sefer baltayı taşa vurmuştur. Muhtemelen kendi içlerindeki anlaşmazlık nedeniyle ortaya saçılan bu seferki yolsuzluk öyle bir şey ki sorumlularının AKP kadroları dışındaki, cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle atananlar dışındaki kişilerin, kurumların, siyasi partilerin olduğuna başkalarını inandırmaları mümkün olmayacak.
Yeter ki gündemi değiştirmelerine müsaade edilmesin. Sadece yolsuzluk yapanlara karşı değil, beraberinde bunun haberlerini yapanlara yönelik baskılara karşı muhalefet birlikte tutum alabilsin. Muhalefet, bir araya gelebilsin, yolsuzluğun boyutlarını ve bu durumu yaratan siyasi anlayışı görünür ve sadelikle anlaşılabilir kılabilsin. Tutumunda kararlılık göstersin. Ve zaman kaybetmeden, ertelemeden yaşanmakta olanların toplum tarafından anlaşılmasını, algılanmasını sağlayabilsin. Toplumu bu çürümüşlüğü değiştirebileceğine ve kendisine inandırabilsin.
Böylesi bir tutum sergilenebilirse “çekirge” bir daha kolay kolay “sıçrayamayacak” gibi görünüyor.
2025 yılı hanehalkı tüketim harcamalarında bölgelerin payı
Geçtiğimiz hafta 16 Ekim Cuma günü TÜİK tarafından uzun zamandır gerçekleştirilen “Hanehalkı Bütçe Araştırması”nın 2025 yılı sonuçları, “Hanehalkı Tüketim Harcaması (Bölgesel), 2025” başlıklı Haber Bülteni ile kamuoyuna açıklandı. TÜİK tarafından kullanılan istatistiki bölge birimleri sınıflamasında (İBBS-1) birinci düzey olarak tanımlanan 12 bölge bulunuyor. Söz konusu araştırmayla hanehalkı tüketim harcamaları tahminleri bu bölgeler ölçeğinde elde ediliyor. Haber Bülteni’nde yer verilen bilgiye göre, Türkiye genelinde 2025 yılında gerçekleşen hanehalkı toplam tüketim harcamalarının yüzde 25,6’sı, yani dörtte birinden daha fazlası İstanbul bölgesinde gerçekleşmiş. Toplam tüketim harcamasında İstanbul bölgesini yüzde 14,5 ile ikinci sırada Ege bölgesi, yüzde 12,6 ile üçüncü sırada da Akdeniz bölgesi izliyor. Batı Anadolu (yüzde 11,2) dördüncü, Doğu Marmara (yüzde 10,6) beşinci ve Batı Marmara bölgesi de (yüzde 5,3) altıncı sırada. Hanehalkı tüketim harcamalarında en düşük payı alan bölgeler açısından ise yedinci sırada Güneydoğu Anadolu (yüzde 5,2), sekizinci sırada Batı Karadeniz (yüzde 4,4), dokuzuncu sırada Orta Anadolu (yüzde 4,0), Doğu Karadeniz (yüzde 2,8) onuncu sırada, Ortadoğu Anadolu (yüzde 2,5) on birinci sırada ve Kuzeydoğu Anadolu (yüzde 1,4) bölgesi de son sırada yer alıyor.
Gerçek TÜİK’in paylaştığından farklı/TÜİK gerçek görünsün istemiyor
TÜİK tarafından bölgeler düzeyinde yürütülmüş olan bu araştırmanın örnek büyüklüğü ve veri toplama sıklığı yöntem bölümünde yer almasına karşın, örnek büyüklüğünün bölgelerin Türkiye nüfusundaki payına göre seçilip seçilmediği bilgisi bulunmuyor. Başka bir ifadeyle, verilerin bölgelerin nüfusuna göre ağırlıklandırılarak, nüfusu çok olan bölgeden çok, az olan bölgeden az sayıda örnek kullanıldığı ya da veriler toplandıktan sonra hesaplamalar yapılırken bölgelerin nüfus büyüklükleri dikkate alınarak hesaplandığına yönelik bilgiye ulaşılamıyor.
Oysa, böylesi bir hesaplamada İBBS-1 gruplamasında yer alan 12 bölgenin her birinin nüfus büyüklüğünün bilinmesi önemli. Çünkü objektif bir değerlendirme yapılabilmesi için her bir bölge nüfusunun toplam Türkiye nüfusu içindeki payı ile tüketim harcamalarındaki payının ne düzeyde paralellik gösterdiğinin ya da göstermediğinin bilinmesi gerekir. Tüketim harcamasının en fazla olduğu bölge nüfusun da en fazlı olduğu bölge mi? ya da tüketim harcamasının en az olduğu bölge nüfusun da en az olduğu bölge mi? sorusunun yanıtları Bülten’de rengarenk sunulan grafiklerde , tablolarda da görülmüyor.
Bölgelerin 2025 yılı Türkiye nüfusundaki payı
Yukarıda açıkladığım eksikliği giderebilmek için epeyce bir zaman ayırmak gerekiyor. TÜİK tarafından her yıl olduğu gibi bu yılın ilk aylarında yayımlanan “Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, 2025” başlıklı haber bülteninde her bir ile ait nüfus bilgileriyle birlikte, toplam ülke nüfusu da yer alıyor. Ancak, TÜİK bölgelere göre nüfus bilgilerini paylaşmıyor. O nedenle, İBBS-1 gruplamasına göre 12 bölgenin her birinde yer alan il nüfuslarını toplayarak bölge nüfuslarını, daha sonra da her bir bölge nüfusunun toplam Türkiye nüfusu içindeki payını hesaplamamız gerekti.
Bu hesaplamayı yaptığımda, 2025 yılındaki Türkiye nüfusunun (86 milyon 92 bin 168 kişinin) yüzde 18,3’ünün İstanbul, yüzde 12,8’inin Ege ve yine 12,8’inin de Akdeniz bölgesinde yaşadığını öğreniyoruz. En kalabalık ilk üç bölgeden sonra yüzde 11,1 ile Güneydoğu Anadolu dördüncü, yüzde 10,2 ile Doğu Marmara beşinci, yüzde 9,9’la Batı Anadolu altıncı, yüzde 5,5 ile Batı Karadeniz bölgesi yedinci sırada bulunuyor. Orta Anadolu yüzde 4,8’le sekizinci, Batı Marmara ve Ortadoğu Anadolu yüzde 4,5’le dokuzuncu, yüzde 3,1’le Doğu Karadeniz on birinci ve yüzde 2,5’le Kuzeydoğu Anadolu da sonuncu sıradadır.
AKP eliyle yaratılan bölgesel eşitsizlikler
Şu ana kadar paylaşılanlar üzerinden elimizde iki ana veri grubu oluştu. İlki, her bir bölgenin Türkiye genelindeki toplam hanehalkı tüketim harcamasındaki payı. İkincisi ise yine her bir bölgenin toplam Türkiye nüfusu içindeki payı. Her iki veri grubu da bölgelerin toplam içindeki payını yüzde olarak gösteriyor. Her iki veri grubu, 2025 yılına ait ve aynı kurum tarafından yayımlandı. Böyle olunca, TÜİK tarafından “gerçekleştirilmek istenen” karartmayı biraz olsun giderebilmek için her bir bölgenin iki yüzdelik değeri arasındaki farkın kaç birim olduğu hesaplanabilir.
Bunun için bir bölgenin hanehalkı tüketim harcamasındaki payından o bölge nüfusunun Türkiye nüfusu içindeki payını çıkartmak gerekir. Ortaya çıkan fark 0,0 ise o bölgenin hanehalkı tüketim harcamasındaki payı ile toplam nüfus içindeki payı aynıdır. Başka bir ifadeyle, herhangi bir eşitsizlik söz konusu değildir. Ancak sonuç eksi bir değer olarak çıkarsa; o bölgenin hanehalkı tüketim harcamalarındaki payı ülke nüfusundaki payından daha geridedir. Yani, o bölgede ülke geneline göre eşitsizlikler var demektir. Eğer fark 0’dan büyükse, bir diğer ifadeyle artı yöndeyse o bölgenin ülke nüfusundaki payından daha büyük bir tüketim payına sahip olduğunu, hatta diğer bölgelerin payına “el koyan” bir bölge konumunda olduğunu ifade edebiliriz.
Bu hesaplamalar sonucunda, İstanbul 7,3 birim ile farkın artı yönde en büyük olduğu bölgedir. Başka bir ifadeyle, İstanbul Bölgesi’nin hanehalkı tüketim harcamasındaki payı Türkiye toplam nüfusundaki payından daha fazla. Türkiye toplam hanehalkı tüketim harcamalarındaki payının ülke nüfusundaki payından daha fazla olan toplam beş bölgeden ikincisi farkın 1,7 olduğu Ege, üçüncüsü 1,3’le Batı Anadolu, dördüncüsü 0,8’le Batı Marmara ve beşincisi ise 0,4’le Doğu Marmara bölgeleri. Özetle, “AKP diğer bölgelerden alıp bu bölgelere veriyor”.
Buna karşın, hesaplamaya göre Türkiye’nin toplam tüketim harcamalarındaki payı toplam ülke nüfusundaki payından daha küçük olan, eşitsizliklerin yaşatıldığı 7 bölge mevcut. Farkın, başka bir ifadeyle eşitsizliğin en büyük olduğu bölge (eksi) 5,9 birim farkla Güneydoğu Anadolu. İkinci sırada (eksi) 2,0 birim farkla Ortadoğu Anadolu, üçüncü sıradaysa (eksi) 1,1 birim farkla Kuzeydoğu Anadolu ve Batı Karadeniz bölgeleri yer alıyor. Eşitsizliğin boyutuna göre beşinci sırada (eksi) 0,8 birim farkla Orta Anadolu, altıncı sırada (eksi) 0,3 birim farkla Doğu Karadeniz ve (eksi) 0,2 birim farkla, eşitsizliğin diğer bölgelere göre en az olduğu Akdeniz bulunuyor.
TÜİK’in yayımladığı verilerden hareketle, yaptığım hesaplamaya göre, 2025 yılı için İstanbul hem toplam nüfusun en büyük bölümüne hem de hanehalkı tüketim harcamalarının en büyük payına sahip bir bölge. Ancak, tüketim harcamalarındaki payı ülke nüfusundaki payından çok daha (7,3 birim) fazla. Güneydoğu Anadolu’nun hanehalkı tüketim harcamaları içindeki payı yüzde 5,2 iken, ülke nüfusundaki payı yüzde 11,1 ve aradaki fark (eksi) 5,9 ile ülke nüfusundaki payına göre hanehalkı tüketim harcamalarındaki payının en geride olduğu bölge durumunda. Nüfusdaki payına karşın, tüketimdeki payının en az olduğu, eşitsizliğin en fazla yaşandığı bölge durumunda. AKP’nin yarattığı Türkiye’nin yolsuzluklar, hırsızlıklar, adaletsizlikler, hukuksuzluklar, işsizler ve açlar ülkesi olmasının yanı sıra, yukarıdaki hesaplamalar ışığında bölgesel eşitsizlikler ülkesi de olduğunu söylememiz gerekiyor.
Yazıda şimdiye kadar paylaşılan bilgilerle; Türkiye’nin 12 bölgesini yalnızca tüketim harcamalarındaki paylarının büyüklüğüyle değerlendirmek yanlış sonuçlara ulaşmaya neden olduğunu görmüş olduk. Tüketim harcamaları yönünden bölgeler arasındaki hem farklılığı hem de eşitsizliği yayımlanan veriler çerçevesinde de olsa doğru/gerçek boyutlarıyla görebilmek ve değerlendirebilmek için bölgelerin tüketim harcamalarındaki payını ülke nüfusundaki payı ile birlikte değerlendirmek gerektiğini de.
Hesaplamalarımızın sağlamasını da yapalım
Söz konusu hesaplama sonuçları üzerinden ifade etmeye çalıştığım eşitsizlikleri, “el koyma”, yoksullaştırma durumunun hatalı olmadığını başka bir veri üzerinden de görebilmek mümkün. Yaklaşık bir yıl önce bu köşede sizlerle paylaştığım “Maslow’un teorisi” üzerinden tüketim harcamalarının bileşenlerini tartıştığım yazıda özetle; “kişiler yoksullaştıkça tüketim harcamalarında gıdanın payının büyüdüğünü, ilk sıralara çıktığını”, kişilerin gelir düzeyi arttıkça, zenginleştikçe de tüketim harcamaları içinde gıda harcamalarının payının azaldığını, arka sıralara düştüğünü” paylaşmıştım.
2025 yılı hanehalkı tüketim harcamalarında gıda harcamalarının payı eşitsizliklerin en derin olduğu üç bölgede diğer tüketim harcamalarına göre ilk sırada yer alıyor. Bunlardan Güneydoğu Anadolu bölgesinde toplam tüketim harcamasının yüzde 27,1’i, Ortadoğu Anadolu’da yüzde 25,4’ü ve Kuzeydoğu Anadolu’da da yüzde 25,0’i gıda harcamaları için gerçekleşmiş. Başka bir ifadeyle, bu üç bölgede yaşayanlar reel gelirlerinin düşüklüğü nedeniyle tüketim harcamalarının dörtte birini ve fazlasını gıda harcamasına ayırmak zorunda kalmışlar. Daha yaygın kullanıldığı ve zihinlerde canlandırmayı kolaylaştırabilmek için bir eşleştirme yapabiliriz. Diğer bölgelere göre hem yoksulluğun en fazla olduğu hem de eşitsizliklerin en derin olduğu bu bölgelerde yer alan bu iller, anadili Kürtçe olan yurttaşların en yoğun yaşadığı ve coğrafi bölge sınıflamasındaki adlandırmayla Doğu ve Güneydoğu bölgeleridir.
Diğer yandan, hanehalkı tüketim harcamalarında gıda harcamalarının payının en az olduğu beş bölge sırasıyla; İstanbul (yüzde 14,2), Batı Anadolu (yüzde 16,5), Batı Marmara (yüzde 17,9), Doğu Marmara (yüzde 18,4) ve Ege (yüzde 18,5)’dir. Bu veriler ışığında, gıda harcamalarının payının en az olduğu bu beş bölgenin aynı zamanda bölgeler arası eşitsizliklerle ilgili hesaplamamızdaki farkın da pozitif yönde olduğu beş bölge olması rastlantı değildir. Bu bölgeler, AKP iktidarının tercihleriyle “el koyan” bölgeler grubunda yer alıyor. Ve buralardaki iller coğrafi bölge gruplamasında Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgelerini oluşturuyor.
Değiştirmek hâlâ mümkün
AKP iktidarı dönemindeki tercihler de zenginden ve ülkenin batısından yana. Türkiye’de sosyalistlerin hem sınıflar hem de bölgeler arasında “ayrımcılık-bölücülük” yaptığı suçlamasıyla ağır ceza mahkemelerinde yargılanması için yoğun çaba harcayan AKP iktidarının yaptıkları, ülkeyi getirdikleri durum kendileri tarafından yayımlanan verilerden ortaya çıkan bu rakamlarla bile görünür olabiliyor. Meselemiz, bunları toplumun görebilmesi ve değişebileceğine olan inançla tutum alabilmesini sağlamak olmalı. New York belediye seçimleri ile Berlin Eyalet seçimlerinde atılmış olan çoğunluk oyları gibi. Ve İspanya’da konut sorunuyla, Fransa’da liselerdeki eğitim koşulları sorunuyla başlayan, refahta eşitlik talep eden barışçıl eylemlerde olduğu gibi…
Yineleme pahasına bir defa daha paylaşmak istiyorum: sosyalist ve sosyal demokrat partiler, siyasi yapılar başta olmak üzere muhalefetteki partiler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar ile kadın, gençlik ve ekoloji hareketleri vb. hep birlikte
Bir şey yapmalı hey
Bir şey yapmalı hey
Bir şey yapmalı hey
Bir şey yapmalı
Kaynakça
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi, 2025, TÜİK Haber Bülteni, 9 Şubat 2026, Sayı:53899. Erişim tarihi: 16 Ekim 2026. https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53899
Hanehalkı Tüketim Harcaması (Bölgesel), 2025, TÜİK Haber Bülteni, 16 Ekim2026, Sayı: 53958. Erişim tarihi: 16 Ekim 2026. https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53958
(OH/Mİ)







