AKP kadroları bir süredir iktidar yorgunluğu yaşıyor. Toplumsal rıza üretememeleri durumuna anayasa ve yasalar çerçevesinde toplumu yönetememek de eklendi. Devletin merkez ve yerel organlarıyla beraber, kamuda ve özelde hukuksal, kurumsal normlar büyük ölçüde erozyona uğradı, hatta yer yer kalmadı bile. Şirketler dar gelirlilerin tabiri caizse üç kuruşluk yatırımlarına devlet-hükümet yetkililerinin gözü önünde el koyup, yurt dışına kaçırıyor. Patronlar işçilerin kazanılmış ücretlerini, kıdem tazminatlarını bakanlara söz verdikleri halde ödememekte ısrar ediyorlar. Bir süredir Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı önünde haklarını arayan işçi ve sendika yöneticileriyle, mahkemelerden sonuç alamayan depremzedelerin nöbet eylemleri yaygınlaştı. Çeyrek asırlık iktidarları boyunca depremin felakete dönüşmesini engellemek için gerekenleri yapmayanlar can kayıplarının karşısında mahkemelerin işlevsizliği konusunda da sessiz. Bu hafta, son olarak Adalet Bakanlığı önündeki nöbet eylemi nedeniyle dünya ölçeğinde bile “felaket” olarak adlandırılan Şubat 2023 depremlerinden sonra bile unutulan acılar ve yapılmayanların bir nebze olsun anımsanabilmesi için yazmayı tercih ettim.
Litosfer-taşküre
Günümüzden 4,55 milyar yıl önce oluştuğu ve 4,1 milyar yıl önce de üzerinde yaşamın başladığı tahmin edilen dünya, bizlerin de diğer canlıların da ortak “evi”. Yaşayabilmek için kendisine “mecbur olduğumuz” dünyanın en dış katmanı taşküre (litosfer) olarak adlandırılıyor. Jeoloji ve jeofizik bilim dallarının araştırmalarına göre okyanuslar ve kıtaların yer aldığı taşküre, 70-100 km kalınlığında ve milyonlarca yıldır hareket halinde olan levhalardan oluşuyor. Bu levhalar zaman zaman kırılıp parçalar birbirinden uzaklaşıyor ya da üst üste biniyor. Başka bir ifadeyle, taşküre milyonlarca yıldır “yerleşmeye” çalışıyor. Söz konusu bu “yerleşme”ler gerçekleşirken de sarsıntılar/titreşimler-depremler ortaya çıkıyor. Konunun uzmanlarının çok daha ayrıntılı olarak anlatacakları bilgiler ışığında; biz insanların yalnızca “ne zaman” olacağını bilemediği bu “yerleşme”lerin neden olduğu sarsıntılara/titreşimlere-depremlere karşı gerekli hazırlıkları yapmadığımız yerlerde, olayın gerçekleştiği taşkürenin üzerindeki hemen her şeyi beraberinde kırıp, yıktığını yaşayarak da olsa biliyoruz.
Japonya’da da deprem oluyor ama…
Ancak, bu sarsıntıları/titreşimleri dikkate alıp, gerekli önlemler hayata geçirilerek hazırlıklı olduğumuz bölgelerde bu levhaların üzerinde yaşayabilmemiz pekâlâ mümkün. Onu da biliyoruz, gözlemliyoruz. Türkiye’de yaygın olarak bilinen bir ülke örneği olarak Japonya’da olduğu gibi. 11 Mart 2011 tarihinde gerçekleşen Tōhoku bölgesindeki “yerleşme” sırasında ortaya çıkan 9,1 büyüklüğündeki sarsıntı/titreşim-deprem sonrasında 15 bin 700 kişinin hayatını kaybettiği, 4 bin 600 kişinin kaybolduğu ve 5 bin 300 kişinin de yaralandığı kamuoyu ile paylaşılmıştı. 91 ay sonra, 17 Ekim 2018’de gerçekleşen Osaka’daki “yerleşme”de ortaya çıkan depremin büyüklüğünün 6,1 olduğu, yalnızca dört kişinin hayatını kaybettiği ve 400 kişinin de yaralandığı rapor edilmişti. Yine Japonya’da son olarak, 16 Mart 2022’de Fukuşima’da gerçekleşen “yerleşme”de ortaya çıkan 7,3 büyüklüğündeki depremin üç kişinin hayatını kaybetmesine, 198 kişinin de yaralanmasına neden olduğu açıklanmıştı. Öyle ki Japonya’da “dünya yerleşirken” ortaya çıkan deprem sırasında insanlara ölmemeleri-yaralanmamaları için “en güvenli yer olarak” binaları terk etmemeleri, eğer dışardalarsa da binalara girmeleri tavsiye ediliyor. Oysa Türkiye’de hâlâ insanların ölmemesi için deprem sonrasında binaların bir an önce terk edilmesi ve artçı depremler bitene kadar da binalara girilmemesi öneriliyor. Tabii ki binalardan çıkabilecek gerekli zamanı, olanağı bulabilirlerse. Unutmadan ekleyelim, 12 Nisan 2007’de Endonezya’da gerçekleşen Sumatra’daki “yerleşme”de 8,4 büyüklüğünde deprem meydana geldiği, 20 bin binanın hasar görmesine karşın, 25 kişinin hayatını kaybettiği, 161 kişinin de yaralandığı bildirilmişti.
Türkiye’de “Şubat 2023 depremleri”-felaketler
Türkiye, dünyanın “yerleşme”sinin en sıklıkla gerçekleşmekte olduğu jeolojik bir bölgede yer alıyor. Bu nedenle, geçmişte olduğu gibi, gelecekte de taşküreyi oluşturan bu levhalardaki kırılmaları ve bunun neden olduğu depremleri sıklıkla yaşayacağız. Deprem Bölgeleri Haritası’na göre, Türkiye’nin yüzde 92’sinin bu “yerleşme” bölgeleri içerisinde olduğu, nüfusunun da yüzde 95’inin “yerleşme” bölgeleri üzerinde ya da yakınında yaşadığı biliniyor. Öyle ki 27 yıl önce, 17 Ağustos 1999’da Gölcük-Kocaeli’de gerçekleşen “yerleşme” büyük bir felakete dönüşmüştü. Binlerce insan yaşamını yitirmiş, binlerce insan sakat kalmıştı. Çok büyük acılar yaşanmıştı.
Ancak, acılar o kadar hızla kabuk bağlamış olacak ki bugüne kadar gerekli önlemler alınmadığı için son iki yerleşme çok daha büyük bir felakete neden oldu. 6 Şubat 2023, pazartesi günü sabaha karşı Kahramanmaraş’ın ilçelerinden önce Pazarcık, yaklaşık dokuz saat sonra da Elbistan merkezli olarak gerçekleşen iki ayrı “yerleşme” sırasında ortaya çıkan 7,8 ve 7,6 büyüklüğündeki deprem ile 20 Şubat 2023 tarihinde yine pazartesi günü bu defa merkez üssü Hatay’ın Defne ilçesinde meydana gelen 6,4 büyüklüğündeki deprem, maalesef 11 ili kapsayan bir felakete neden oldu, dönüştü. Bu yerleşmede 14 milyon kişi etkilendi, resmî açıklamalara göre en az 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti, 518 bin konut yıkıldı ya da ağır hasarlı hale, 129 bine yakın sayıda konut da orta hasarlı hale geldi. Yaklaşık 5 milyon kişi bölgeyi terk etti. Hükümet, uluslararası alanda en üst acil durum olan 4. seviye alarm ve 10 ilde de üç ay süreyle olağanüstü hâl ilan etti. Arama ve kurtarma çalışmaları için 100’e yakın ülkeden destek geldi. Ancak, ilk 24 saat içinde madenciler dahil neredeyse gönüllü hiçbir kurtarma ekibi yıkılan konutlara yaklaştırılmadı ve diğer illerden gelen yardım konvoyların bölgeye girişi engellendi.
İhmal
Bilimsel olarak da bilindiği gibi, depremler kendiliğinden felakete neden olmuyor, dönüşmüyor. Bu doğa olayı, ülkeleri yönetenlerin gerekli önlemleri almadığı coğrafyalarda felakete dönüşüyor. Türkiye’de Şubat 2023 depremleri de öncekiler gibi felakete dönüştü, dönüştürüldü. Çünkü olacağı bilinen ancak zamanı bilinemeyen “yerleşme”nin yaratacağı depremin felakete dönüşmemesi için gereken hazırlıklar yapılmadı, önlemler alınmadı. Bu iş için bizlerden toplanmaya başlanan özel vergilerin bile bu amaçla kullanılmadığı maalesef Şubat 2023 depremleriyle bir defa daha görünür hale geldi.
Hâlbuki 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana, “dünyanın yerleşme” sıklığının fazla ve ortaya çıkan depremin büyük olduğu yer kabuğu bölgelerinde yaşanan bu doğa olayının felakete dönüşmemesi için gerekli olan “hazırlıklı olma” hali bunun için de bilimsel bilgi, teknoloji, araç-gereç ve malzemenin insanlığın kullanımına sunulduğunu ve geçen zaman içinde daha da geliştirilmiş olduğunu biliyoruz. Söz konusu sarsıntılara/titreşimlere-depremlere dayanıklı binalara, köprülere, yollara, barajlara, havaalanlarına vb. sahip kentler kurmak, var olanları dayanıklı hale getirebilmek mümkün. Bunların yanında, ortaya çıkan depremin neden olabileceği “yıkıma” en kısa sürede müdahale edebilecek organizasyonları kurmak ve olayı takip eden ilk dakikalardan itibaren bu alanlara koordineli bir biçimde müdahale edebilmek de mümkün. Peki, dünyanın bildiği ve bazı ülkelerde hayata geçirilen bu hazırlıklar, Türkiye’de ve bazı ülkelerde neden gerçekleştirilmedi? Sebep ne?
Yanıtı ortada; ülkeyi yöneten hükümetlerin bilimsel bilgiden, teknolojiden ve toplumsal eşitlik ve yarardan yana taraf olmamaları. Belki bir neden olarak da bazı ülkelerin bu bilgi ve teknolojiye ulaşamayacak kadar yoksul olmalarını sayabiliriz. Peki, Türkiye’de bu doğa olayı neden felakete dönüşüyor? Dünyanın en büyük yirminci ekonomisine sahip olduğu iddiasındaki AKP tarafından yönetilen Türkiye için, bu son gerekçenin kabul edilebilir olmadığını ilkokul çağındaki çocuklar dahi biliyor. O zaman, geriye bir tek AKP hükümetlerinin ekonomik ve siyasi tercihleriyle, bilimsel bilgiye olan mesafeleri hatta karşıtlıklarıyla yalnızca belirli bir toplumsal sınıfın yararını gözetmekte olmaları kalıyor.
Televizyonda naklen açık artırmalı “bağış şov”
İşte, tam da bu nedenle, Şubat 2023 depremlerinin felakete dönüşmesinin nedeni AKP hükümetleridir.O tarih itibarıyla, Türkiye’de son 21 yılda kurulan bütün hükümetlerin, 2007 yılından beri de cumhurbaşkanlığı makamının da sahibi olan AKP’li yöneticiler, hükümet oldukları ilk günden bugüne değin uluslararası sermayenin kendilerinden talep ettiklerini yerine getirdi. Küreselleşme sürecinde Türkiye’ye biçilen rolü harfiyen oynadı. Sosyal devlet uygulamalarını korumak bir yana yok etti, unutturdu. Yoksullardan, işçilerden, emekçilerden aldı, zenginlere-patronlara verdi. Yanı sıra, “bal tutan parmağını da yaladı”. Bu süre içinde hem kendileri zengin oldular hem de kendi sermaye gruplarını yarattılar.
Ve neden oldukları felaketin onuncu gününde, 15 Şubat 2023 gecesi “havuz medyası”nın televizyon kanallarında naklen yayımlanan ve kamu kurumlarının yöneticilerinin bizzat kendi ismiyle devletin parasının, devletin bir cebinden öbür cebine aktarıldığı, herhangi bir ihale yapılmaksızın doğrudan adrese teslim olarak verilen devasa bütçeli inşaat faaliyetleri ile zengin edilen müteahhitler ve kayırılan patronlar ile santral memuru ve yazıcı olarak görevlendirilen oyuncu ve şarkıcıların katılımıyla gerçekleştirilen “bağış şov” bile, AKP hükümetlerinin bizzat yapması gerekenleri yapmayarak yarattıkları bu felaketin nedeni olarak görülmesini engelleyemedi. Ertesi gün toplumun büyük bölümü, “acılarımızla dalga mı geçiyorsunuz” sorunu bizzat sorarak yanıtını verdi. Ama kimin umurunda!
AKP’nin neden oldukları ve bakanı bekleyenler
AKP hükümetleri döneminde yapılan ve mevzuata göre, “yıkılmayacak” şekilde inşa edilmesi gereken hastaneler bile bu “yerleşmede” yıkıldı. Hastaların, hekimlerin, hemşirelerin kısacası tüm hastane çalışanlarının ölümüne neden oldu. Çünkü yaşanabilecekler biliniyor olmasına karşın, AKP hükümetleri döneminde hastaneler, evler, okullar, köprüler gerektiği gibi yapılmadı. Bu kadro, kendi çıkar ve bekası için siyasal İslam’a ve ulus ötesi sermayeye sarıldı ve koşulsuz itaat etti. Toplumsal eşitliği ve yararı reddetti. Bir de yüzleri kızarmadan, felaketle birlikte ortaya çıkan toplumsal dayanışmaya engel olmaya çalıştılar.
Şubat 2023 depremlerinde yakınlarını kaybedenlerin kurduğu “Adalet Peşinde Aileleri Platformu” üyeleri, 11 Eylül’de Adalet Bakanlığı önünde nöbete başlamıştı. Hiç olmazsa bazı sorumlulara mahkemelerden cezasızlık kararı çıkmaması için, ölen yakınlarının hesabının hiç olmazsa bir bölümü sorulabilsin diye Bakan Akın Gürlek’le görüşebilmek için 11 gün beklediler. Sonunda, Bakan Gürlek yerine bakan yardımcısı kendileriyle görüşmeyi kabul etti. Tarafların bir ay sonra yeniden görüşmek üzere randevulaştığı açıklandı. Umarız maden işçilerinin başına gelenler yinelenmez. Bakanların patronlarıyla görüşüp “paralarınız ödenecek” sözü veren bakanlara rağmen işçiler paralarını alamamıştı. Umudumuz olmasa da Türkiye’de neredeyse on beş yıldır “kaybolan adaleti” hiç olmazsa depremzedelerin bulmasını diliyorum.
Bu afetlerin bir daha yaşanmaması için AKP’nin gitmesinin gerekli olduğu ancak, yetmediği biliniyor. Onun için de AKP giderken toplumsal eşitliğin ve yararın, bilimsel bilginin Türkiye halkları tarafından yaşanabilmesi ve böylece dünya “yerleşirken” ortaya çıkan sarsıntıların/titreşimlerin-depremlerin Türkiye’de bir daha felakete neden olmaması için gereğini yapabilecek yeni bir iktidara gereksinim var. Bunun için de bütün muhalefetin amasız, fakatsız birlikte mücadelesine…
(OH/VC)







