Erkek şiddeti, istismar, taciz, tecavüz… Kadına yönelik her türlü şiddet… O kadar çok bunları konuşuyoruz, erkeklik suçları o kadar çok gündemimizi işgal ediyor ki ne yazık ki kadınlarla ilgili başkaca konuları konuşmaya imkan kalmıyor. Mesela kadın mahpuslar hatta biraz daha detaylandırayım, kadın hasta mahpuslar ve hatta ev hapsindeki kadın hasta mahpuslar.
Zaman zaman tartışırız: "Ev hapsindeyken deprem olsa ev hapsindeki kişi ne yapacak?" ya da "Ev hapsindeki kişi işe gidemediği için işten çıkarılır mı?" Peki ev hapsindeki kişi ağır bir hastalıkla mücadele ediyorsa ne olacak?
Mesela Hülya Gerçek… Üçüncü evre meme kanseri. Bu, kanserin meme dışına çıkarak çevre dokulara, göğüs duvarına veya koltuk altındaki lenf bezlerine yayıldığı ancak uzak organlara (kemik, karaciğer vb.) metastaz yapmadığı lokal ileri evreye ulaştığını gösteriyor.
Gerçek, 4 Mayıs 2025’te "örgüte finans sağlamak" iddiasıyla gözaltına alınıyor, ardından ev hapsi ile serbest bırakılıyor. Hasta bir kadın için bu pek de serbest bırakılma sayılmaz elbette.
Bu arada “örgüte finans sağlamak” ne demek derseniz? Şöyle, Türkiye'de terörizmin finansmanının önlenmesine dair esaslar 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun ve TCK m. 220 / Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında düzenleniyor.
Yani Gerçek’in durumunda olduğu gibi cezaevindeki bir yakına par göndermek de bu suçla ilişkilendiriliyor, ya da cezaevindeki yazarlara da telif ödemesi yapmak bu suçla ilişkilendiliyor. Evet evet. Ocak 2026’da Kor Kitap’ın yayınevi temsilcisine, tutuklu yazar ve editörler Tonguç Ok ile Necip Baysal’a telif ödemesi yaptığı gerekçesiyle konutu terk etmeme (ev hapsi) şeklinde adli kontrol tedbiri uygulandı.
Benzer durumda olan ağır bir hasta mahpus Hatice Yıldız da var. Yıldız, cezaevinde tutuklu bulunan öz kızına ve kızının ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için aynı koğuşta kalan arkadaşına PTT (Devlet Posta Kurumu) üzerinden resmi kanallarla para yatırdığı için de suçlanabiliyor.
Bu arada hem cezaevindeki Yıldız’ın hem de GErçek’in tedavileri yarım kalıyor, bakımları yapılmıyor, kimi zaman tek kalıyorlar.
Gerçek’in durumunda ise başka bir şaşırtıcı detay daha var, kendisi ile aynı dosyada tutulu olan diğer kişiler hakkında önce adli kontroller kaldırılıyor, ardından 2 Nisan’da hepsi beraat ediyor. Buna rağmen Hülya Gerçek hakkında uygulanan ev hapsi kaldırılmıyor. Bu da insanın aklına Gerçek’e yönelik başka özel bir öfke mi va sorusunu akıllara getiriyor? Neden?
Anayasa’nın 17. maddesi yaşam hakkını ve kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını, 56. maddesi ise herkesin sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkını güvence altına alıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. ve 3. maddeleri uyarınca devletin yaşamı koruma ve insanlık dışı ya da onur kırıcı muameleyi önleme yükümlülüğü bulunuyor.
Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 12. maddesi ise herkesin ulaşılabilir en yüksek sağlık standardına sahip olma hakkını tanıyor.
En yalın hali ile Anayasa, yasalar ve uluslararası düzenlemelere rağmen Hülya Gerçek hakkında uygulanan adli kontrol tedbirinin devam ettirilmesi; ölçülülük, gereklilik ve orantılılık ilkeleriyle bağdaşmıyor.
DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in yanıtlaması talebi ile 7 Ekim'de Gerçek'le ilgli bir soru önergesi sundu. "Aynı dosya kapsamında tutuklu bulunan şüpheliler tahliye edildi diğer şüpheliler yönünden uygulanan adli kontrol tedbirleri kaldırıldı. 2 Nisan'da görülen karar duruşmasında dosya kapsamındaki tüm sanıklar hakkında beraat kararı verildi. Buna rağmen Hülya Gerçek hakkında uygulanan ev hapsi tedbirinin sürdürülmesi, hukuki değil keyfi bir uygulama izlenimi yaratmakta, eşitlik ilkesine ve adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturuyor" dedi.
1412 hasta mahpus
Geçen hafta ise bu kez HDK Eş Sözcüsü / DEM Parti Erzurum Milletvekili ve Anayasa Komisyonu Üyesi Meral Danış Beştaş, Gerçek’in durumunu Meclis gündemine taşıdı. “Ağır veya kronik hastalığı bulunan kişiler hakkında konutu terk etmeme yükümlülüğü kararı verilirken sağlık durumunun, tedavi gereksinimlerinin ve hastaneye erişim imkânlarının değerlendirilmesine ilişkin Bakanlığınızca belirlenmiş bir usul, kriter veya genelge bulunuyor mu?” diye sordu.
Bir çok soru önergesine olduğu gibi bu önergeye de bildiğim kadarı ile henüz bir yanıt verilmedi.
Bu arada hatırlatalım: İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre cezaevlerinde 161'i kadın, 1.251'i erkek olmak üzere 1.412 hasta mahpus var. Ağır hasta mahpus sayısı ise 335.
230 hasta mahpus hayatını tek başına sürdüremiyor, 105'i ise desteğe ihtiyaç duyuyor. Ayrıca 188 mahpusun hastalıkları nedeniyle sürekli kontrol altında tutulması gerekli.
İnsan Hakları Derneği Hasta Mahpuslar Komisyonu, her hafta sonu İstanbul’daki İHD binası önünde açıklama yapıyor.
Açıklamalarda genel olarak hasta mahpusların hastalıklarına rağmen cezaevinde tutulmaları, hastaneye erişememeleri ve kelepçeli muayene dayatması gibi bir çok sorunla baş başa bırakılmaları "cezalandırma içinde cezalandırma" olarak nitelendiriliyor. Eylem genelde "İnsan haklarıyla insandır" sloganıyla bitiyor.
Şimdi Hülya Gerçek’in durumu da biraz öyle aslında, hem özgür hem evinde, fakat yine de tedavisine erişemiyor, hastaneye gidemiyor. Yani adeta cezaevinde gibi...
Hülya Gerçek’in ev hapsi kararı kararı kaldırılmalı ve tedavi koşulları sağlanmalı. Ev hapsindeki bir insanın tedaviye erişemediği bir memlekette hiçbirimiz güvende hissetmeyiz!
Sağlığa erişim tüm yurttaşların için bir haktır!
(EMK)







