Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), 2025-2026 Yükseköğretim ara dönem raporunu Eğitim Sen Genel Merkezinde gerçekleştirdiği basın toplantısında duyurdu.
Raporu açıklayan Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Türkiye’nin içinde bulunduğu ortamda üniversite öğrencilerinin barınma, ulaşım, beslenme sorununun eğitim-öğretim hakkına erişimi kısıtladığını söyledi.

“Boğaziçi Üniversitesi, öğrenci faaliyetlerine savaş açtı”
"Üniversiteler bilim kurumu vasfını yitiriyor"
Eğitim harcamalarında döner sermaye ve iktisadi işletmelerin payının her geçen gün arttığını belirten Irmak, yükseköğretimin ticarileşmesi sorununu dile getirdi:
“Üniversite-sermaye işbirliği, teknoloji transfer ofislerinin kurulması gibi yollarla döner sermaye üzerinden gelir getirici işbirlikleri, danışmanlık projelerinin sayısı katlanarak artarken bilgi üretimi araçsallaştırılmaktadır. Üniversiteler sermayenin ihtiyaçlarını karşılamaya zorlanarak bilim kurumu olma vasfını yitirmektedir.”

BOĞAZİÇİ KONUŞUYOR
Kayyım yönetim altındaki Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşadıklarım
"Eşit işe eşit ücret"
2025 yılında 488 milyar 405 milyon TL olarak belirlenen yükseköğretim bütçesinin, 2026 yılında 651 milyar 20 milyon TL’ye çıkarılmasına da yer veren raporda, üniversitelerin kamusal niteliğinin aşındırıldığı; piyasalaştırılmış, merkeziyetçi ve baskıcı bir yapının kurumsallaştırıldığı anlatıldı.
Rektörlerin seçimle değil, doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanması, üniversitelerin yönetiminde katılımı, hesap verebilirliği ve akademik meşruiyeti ortadan kaldırdığını söyleyen Irmak, “Akademik kadrolar arasında güvencesizlik yaygınlaşmakta, araştırma görevlileri başta olmak üzere pek çok öğretim elemanı geçici statülerle çalışmakta, kadro beklemekte ve mobbing ile karşılaşmaktadır. İdari ve teknik personel ise görmezden gelinmekte; özlük haklarından mahrum bırakılmakta, eşit işe eşit ücret ilkesi sistematik olarak ihlal edilmektedir.” dedi.

Eğitim Sen: 10 yıllık hukuksuzluk son bulsun
“Araştırma görevlileri güvencesizlik sarmalında”
Üniversitelerde akademik kariyerin başlangıç noktası olan araştırma görevliliği pozisyonu, giderek güvencesizlik ve belirsizlikle anılır hale geldiğini söyleyen Irmak, "Öğretim elemanları, sürekli kadro güvencesinden yoksun biçimde alt kadrolarda istihdam edilmekte; bu durum bilimsel üretimi, akademik gelişimi ve mesleki motivasyonu doğrudan olumsuz etkilemektedir” diyerek taleplerini sıraladı:
- Üniversite öğretim elemanları ve çalışanları insan onuruna yakışır, mesleklerinin karşılığı bir ücrete kavuşturulmalıdır.
- Yükseköğretim alanındaki tüm ek ücret ve ödemeler görev alan tüm personel arasında adil bir şekilde dağıtılmalıdır.
- Yükseköğretim tazminatı ve üniversite ödeneği idari ve teknik personele de ödenmelidir.
- Nakiller, üniversite yönetimlerinin keyfiliğinden kurtarılmalı, üniversitelerin kurumsal özerkliğine zarar vermeyecek şekilde bir standart geliştirilmelidir.
- Geliştirme ödeneğinin adil bir şekilde akademik personel yanında idari personele de dağıtılması gerekmektedir.
- 50/d, 33/a, 35, ÖYP gibi maddelerle istihdam edilen araştırma görevlileri arasında görev ve haklar açısından yapılan her türlü ayrımcılığa son verilmeli, araştırma görevlileri iş güvencesine kavuşturulmalıdır.
- Kadro sorunları bekletilmeden çözülmelidir. Kadrolar sürekli olmalı, yükseköğretim emekçilerine gelecek kaygısı yaşatılmamalıdır.
- Ayrım gözetmeksizin tüm çalışanlara 3600 ek gösterge verilmelidir.
- Akademik özgürlüklerin, ifade özgürlüğünün, sendikal hak ve özgürlüklerin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
- İhraç edilen akademisyenler ve idari/teknik personel hızla görevlerine iade edilmelidir.
(NÖ)

