Türkiye’de LGBTİ+ örgütlerine yönelik “Ailem Güvende” operasyonunda derneklerin yurt dışından aldıkları fonların Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından incelenmesi, uluslararası finansman ile bağımsız sivil toplum arasındaki ilişkiyi de tartışmaya açtı.
Operasyonlara tepki gösteren uluslararası hak kuruluşları, mali denetimin kendisine değil, uluslararası fon alınmasının suç şüphesi veya yabancı güdüm göstergesi olarak sunulmasına itiraz ettiler.
Avrupa Uluslararası Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Derneği (ILGA-Europe) öncülüğündeki kuruluşların ortak açıklamasında da konuya ilişkin şu sözlere yer verildi:
“Uluslararası finansman ve işbirliği bağımsız sivil toplum için yaşamsaldır ve suç faaliyetinin kanıtı değildir.”
Yurt dışından alınan yardım en önce devlete bildiriliyor
Türkiye’de bir dernek ya da vakfın yurt dışından veya uluslararası kuruluşlardan aldığı yardım, kamunun bilgisi ve denetimi dışında işlemesine olanak olmayan resmi aktarım kanallarında gerçekleşiyor.
İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü'ne göre dernekler yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan aynî ve nakdi yardım alabiliyor. Ancak yardımın kullanılmadan önce “Dernekler Bilgi Sistemi (DERBİS) üzerinden bildirilmesi, nakdi yardımın ise banka aracılığıyla alınması gerekiyor.
Dernekler ayrıca yıllık beyannamelerinde gelir ve giderlerini kamu makamlarına bildiriyor ve mali işlemleri denetime tabi bulunuyor.
Dolayısıyla yurt dışından fon alınması, ortaya çıkarılması gereken bir suç değil, devlet tarafından düzenlenen ve hizmeti yerine getirilen bir mali işlem.
Öte yandan fonlar da "koşulsuz verilen para" değil. Özellikle hibe sözleşmeleri sağlanan kaynağın belirli bir proje kapsamında kullanılmasını, bu projenin harcama kalemlerinin onaylanmasını, yeminli mali müşavirlerce murakabe edilmesini ve diğer denetim koşullarını karşılıklı onaya bağlıyor. Dernek ve Vakıfları denetlemekle yükümlü kamu kuruluşları da kendi açılarından ayrı bir denetim mekanizması işletiyor.
Ancak mali ve proje koşullarıyla siyasal güdüm aynı şey değil. Fonun belirli bir amaç için ve bir anlaşmaya bağlı olarak kullanılması koşulu, fondan yararlanan kuruluşların anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış bağımsızlıklarından fon sağlayıcılar lehine feragat etmeleri sonucunu kendiliğinden doğurmuyor.
Devletin kendisi “yabancı fonlar"ın alıcısı
Türkiye’de bakanlıklar, güvenlik kuruluşları ve yargı kurumları yaklaşık çeyrek yüzyıldır Avrupa Birliği’nin Katılım Öncesi Yardım Aracı'ndan (IPA) yararlanıyor.
AB Başkanlığının resmi verilerine göre 2014-2020 IPA II döneminde demokrasi, insan hakları ve hukuk devletine uyum kapsamında sağlanan mali yardım ve hibelerin dağılımı şöyle:
► İçişleri: 345,2 milyon avro, Yargı: 64,1 milyon avro
► İçişleri + Yargı: 409,3 milyon avro
► Sivil Toplum: 124,2 milyon avro
Böylece, yalnızca hükümete IPA kapsamında ayrılan AB kaynağı, Sivil Toplum sektörüne ayrılan miktarın yaklaşık 2,8 katı. İçişleri ve Yargı birlikte ele alındığında oran 3,3 katına çıkıyor.
İçişleri programlarının yararlanıcıları arasında Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Göç İdaresi Başkanlığı da yer alıyor. Kara Kuvvetleri Komutanlığı da AB destekli entegre sınır yönetimi projelerinde yararlanıcı kurumlar arasında yer aldı.
Türkiye için IPA II'nin başlangıçtaki 7 yıllık toplam tahsisatı 4 milyar 453,9 milyon avroydu.
Orduya tahsis edilen uluslararası yardım ve hibeler
Üstelik devlet kurumlarının yararlandığı uluslararası kaynaklar AB'nin kalkınma ve uyum fonlarıyla sınırlı değil. Türkiye'nin 1952'den beri üyesi olduğu NATO'nun ortak finansman sistemi, sivil toplumun erişiminin bulunmadığı çok daha büyük askerî bütçe ve yatırımları da kapsıyor.
NATO'nun resmi verilerine göre yalnız 2026'da ortak finansman bütçesi 5,3 milyar avroya, bunun içindeki NATO Güvenlik Yatırım Programı'nın (NATO Security Investment Programme-NSIP) yıllık tavanı ise 2,2 milyar avroya ulaşıyor.
NSIP; hava üsleri, askerî karargâhlar, yakıt depolama ve dağıtım sistemleri, deniz altyapısı, hava savunması ile askerî haberleşme ve komuta-kontrol sistemlerini ortak kaynaklardan finanse ediyor. Türkiye, hem bu ortak bütçeye yüzde 6,301 oranında katkıda bulunan hem de kendi topraklarında yürütülen uygun NATO projelerinde ortak finansmandan yararlanan ülkeler arasında yer alıyor.
Türkiye'ye dışarıdan veya uluslararası mekanizmalar üzerinden giren fonlar, yalnızca STK'lere verilen hibelerden oluşmadığı gibi, toplam uluslararası ya da -güvenlik jargonuyla- "yabancı" kaynakların en büyük kalemleri arasında doğrudan devletin güvenlik ve askerî kapasitesine tahsis edilen kaynaklar da var.
“Yabancı fon, yalnızca bağımsız sivil toplumun kullandığı istisnai bir kaynak olmak bir yana, devletin iş güvenlik yargı ve savunma örgütlerinin uzun yıllardır yararlandığı, kurumsallaşmış bir uluslararası mali işbirliği biçimi.
Aynı fon devlete gidince başka, derneğe gidince başka mı?
AB tarafından finanse edilen bir projeyi Emniyet, Jandarma veya Adalet Bakanlığı yürüttüğünde yalnızca paranın kaynağı nedeniyle bu kurumların AB tarafından “güdümlendiği” sonucuna varılmadığı gibi, Türkiye'nin bunca mali katkıya karşın Kopenhag Kriterlerini ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin gerekleriyle uyumlu kılınamadığı da açık bir gerçek.
Uluslararası bir fondan proje desteği alan bağımsız bir insan hakları örgütünün faaliyetinin yalnızca finansmanın kaynağı nedeniyle fon sağlayıcılarca yönlendirildiğine yönelik spekülasyonların dayanaksızlığının en elle tutulur göstergesi devlet kuruluşlarının sivil toplumdan 4 kat büyük bir fon tüketicisi olması.
Sivil Toplum Örgütlerinin, bu kapsamda uluslararası fonlardan kaynak sağladıkları için suçlanmaları hukuken anlamlı olmayacağı gibi, bu kuruluşların kaynaklarını taahhütlerine uygun olarak değerlendirip değerlendirmedikleri de bir iç güvenlik konusu değil, ancak mali denetim konusu olabilir.
Avrupa'da nasıl işliyor? Almanya örneği
Almanya’daki sistem kamu finansmanı ile bağımsız sivil toplumun birbiriyle çatışmasının şart olmadığına bir örnek.
Almanya’daki vakıfların çatı kuruluşu Alman Vakıflar Birliği'nin (Bundesverband Deutscher Stiftungen) son araştırmasına göre vakıfların gelirlerinin yüzde 49,4’ü kendi varlıklarının işletilmesinden, yaklaşık üçte biri ise kamu kaynaklarından geliyor.
Üstelik bu orantıda kamunun payı üstelik yükseliyor: 2017’de vakıf gelirlerinin yaklaşık dörtte birini oluşturan kamu finansmanı son araştırmada üçte bire yaklaşmış durumda.
Almanya'da tartışma bu nedenle devletin sivil toplumu finanse edip etmemesinden çok, kamu kaynağının hangi ölçütlerle dağıtılacağı, nasıl denetleneceği ve kuruluşların bağımsızlığının nasıl korunacağı üzerinde yoğunlaşıyor.
Kamu desteği ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmıyor
Almanya Federal Siyasal Eğitim Merkezi'nin (Bundeszentrale für politische Bildung - bpb) yayımladığı değerlendirmede hukukçu Sebastian Unger, kamu finansmanının anayasal sınırını Karlsruhe Yüksek Eyalet Mahkemesi'nin 2021 tarihli bir kararı üzerinden açıklıyor.
Karara göre kamu yararına çalışan bir kuruluşun devletten mali destek alması, Almanya Anayasası'nın 5. Maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğüne dayanma hakkını ortadan kaldırmıyor.
Dava, kamu desteği alan Amadeu Antonio Vakfı'nın (Amadeu Antonio Stiftung) eski AfD milletvekili Stefan Räpple hakkında kullandığı ifadeler üzerine açılmıştı. Mahkeme, vakfın kamu finansmanından yararlanmasını ifade özgürlüğünü kullanmasına engel saymadı.
Bu, kamu desteğinin hiçbir koşula bağlanamayacağı anlamına gelmiyor. Hibeler belirli amaçlara, mali kurallara ve hesap verme yükümlülüklerine bağlanabiliyor.
Ancak fon sağlayan devletin mali denetim hakkıyla fon alan kuruluşun ne söyleyeceğini belirlemesi aynı şey değil. Kamu finansmanı kuruluşun ifade özgürlüğünü satın almıyor.
Türkiye’deki paradoks
Türkiye’de ise bir yandan yurt dışından gelen dernek yardımlarının kullanılmadan önce devlete bildirilmesi, nakit transferlerin banka sisteminden geçmesi gerekiyor ve kuruluşların mali işlemleri denetime tabi.
Öte yandan, devletin kendi kurumları da aynı uluslararası fon sisteminden yüz milyonlarca avro kullanıyor.
Mevcut mevzuat ve uygulamalar kapsamında "yabancı fon" kullanmak bütün yurttaşlar için bir hak. Yalnızca bağımsız sivil toplum söz konusu olduğunda “yabancı fon” kavramının, yabancı etki veya suç şüphesi çağrıştıracak biçimde kullanılması ama, ordunun, polisin, yargının, sermayenin bu kaynakları sonsuzca ve sorgusuzca tüketmesinin eleştiriden bağışık kılınması bir iktidar söyleminden ibaret.
Fonun kaynağı ile kuruluşun bağımsızlığı arasında kendiliğinden var olmayan bir ilişkinin resmi açıklamalar üzerinden ve hiçbir filtreden geçmeksizin medyada yaygınlaştırılması başlıbaşına bir kriminalizasyon mekanizması yaratıyor. Bu mekanizma, mali güçten yoksun, sermaye kuruluşlarından ve devletten kaynak sağlayamayan eleştirel düşünce odaklarının ayakta durabilmek için uluslararası alandan kaynak aramaktan caydırılmasına ve kamuoyunda devlet dışı faaliyetlere yöenlik kuşku uyandırmaya ve yargıyı baskı altına almaya hizmet ediyor.
(AEK)



