
Venezuela'da Hugo Chavez'in iktidara gelmesi ile Güney Amerika'da bir kez daha anti emperyalist bir akımın başlangıcı oldu. Ambargoya karşı yıllarca direnen Küba, "direndik ve Latin Amerika'ya örnek olduk" derken komşu ülkelerde de sol hareketler iktidara gelmeye başladı. Chavez'in ilk işi Küba ile anlaşma yaparak eğitim ve sağlık seferberliği başlatmak oldu.
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) kurucusu beş ülkeden biri olan Venezuela dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkelerden biridir. İşte Venezuela'yı ABD saldırısına götüren kilometre taşları
1998 – Hugo Chávez’in seçilmesi
Hugo Chávez, derin eşitsizlikler ve siyasal yolsuzluklar üzerinden yükselen halk tepkisini arkasına alarak iktidara geldi. “Bolivarcı Devrim” söylemiyle devletin petrol gelirleri üzerindeki kontrolünü artırmayı hedefledi. Bu seçim, Venezuela’nın neoliberal çizgiden kopuşunun başlangıcı olarak kabul ediliyor.
1999 – Yeni anayasal düzen
Yeni anayasa referandumla kabul edildi ve yürürlüğe girdi. Başkanlık makamı güçlendirildi, ordu ve yürütme arasındaki ilişki yeniden tanımlandı. Bu düzenleme, Chávez’in uzun vadeli siyasal projesinin hukuki zemini oldu.
2001 Petrolün euroya endekslenmesi tartışması
Hugo Chávez yönetimi, petrol gelirlerinde dolar bağımlılığını azaltmak amacıyla euroyu alternatif para birimi olarak öne çıkardı. Bu yaklaşım, ABD merkezli petrol–finans düzenine siyasi bir meydan okuma olarak değerlendirildi. Uygulama, Venezuela–ABD gerilimini artıran başlıklardan biri oldu.
Chávez, petro-dolar düzenine neden dokundu?
1970’lerden bu yana küresel petrol ticareti büyük ölçüde ABD doları üzerinden yürütülüyor ve bu durum doların rezerv para gücünü besliyor. Chávez, bu yapının petrol üreticisi ülkeler açısından egemenlik kaybı yarattığını savunarak Venezuela Merkez Bankası rezervlerinin bir bölümünü euroya kaydırdı ve petrol gelirlerinin muhasebesinde euroyu daha görünür hale getirdi.
Venezuela bu adımla doları tamamen terk etmedi; ancak alternatif para birimini stratejik bir kaldıraç olarak kullandı. Bu politika, 2002 darbe girişimi döneminde PDVSA üzerindeki devlet kontrolü ve petrol politikalarıyla birlikte Washington’da “riskli sapma” olarak değerlendirildi.
ABD’den bu başlık üzerinden doğrudan bir yaptırım gelmedi; fakat PDVSA’ya yönelik finansal baskılar, kredi kanallarının daraltılması ve “istikrarsız yatırım ortamı” söylemi bu dönemde yoğunlaştı. Chávez’in euro hamlesi, daha sonra Irak ve Libya örnekleriyle birlikte anılacak olan petro-dolar düzenine itirazlar zincirinin erken halkalarından biri olarak görülüyor.
2002 (Nisan) – Darbe girişimi
Askeri ve sivil aktörlerin katıldığı bir darbe girişimiyle Chávez görevden alındı. Pedro Carmona geçici başkan ilan edildi ancak bu durum yalnızca 48 saat sürdü. Halk mobilizasyonu ve ordunun büyük bölümünün desteğiyle Chávez iktidara geri döndü. ABD’nin darbe sürecine siyasi düzeyde hoşgörülü yaklaştığı iddiaları hâlâ tartışmalı.
2004 – Geri çağırma referandumu
Muhalefetin girişimiyle Chávez için referandum yapıldı. Seçmenlerin çoğunluğu görevden alma talebini reddetti. Bu sonuç, Chávez yönetiminin toplumsal meşruiyetini pekiştirdi.
2006 – Yeniden seçilme
Chávez yüksek oy oranıyla yeniden başkan seçildi. Petrol gelirlerinin yüksek olduğu bu dönemde sosyal programlar genişletildi. Aynı zamanda ABD ile ideolojik ve diplomatik kopuş derinleşti.
2013 (Mart) – Chávez’in ölümü
Uzun süredir kanser tedavisi gören Chávez yaşamını yitirdi. Ölümü, Bolivarcı hareket içinde liderlik boşluğu yarattı. Siyasal süreklilik, büyük ölçüde miras söylemi üzerinden kurulmaya çalışıldı.
2013 (Nisan) – Nicolás Maduro’nun seçilmesi
Nicolás Maduro, çok az farkla başkan seçildi. Muhalefet seçim sonuçlarını tanımadığını açıkladı. Maduro, Chávez’in siyasi çizgisini sürdürme iddiasıyla iktidara geldi ancak ağır bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı.
2014–2017 – Protestolar ve devlet şiddeti tartışmaları
Ekonomik çöküş, gıda ve ilaç kıtlığı geniş çaplı protestolara yol açtı. Güvenlik güçlerinin müdahaleleri nedeniyle ölümler yaşandı. Uluslararası insan hakları kuruluşları keyfi tutuklama ve orantısız güç kullanımı iddialarını gündeme getirdi.
2018 (Ağustos) – Drone ile suikast girişimi
Caracas’ta askeri tören sırasında patlayıcı yüklü insansız hava araçlarıyla Maduro’ya yönelik bir saldırı gerçekleştirildi. Maduro saldırıdan yara almadan kurtuldu, bazı askerler yaralandı. Hükümet saldırının dış bağlantılı bir suikast planı olduğunu açıkladı. Muhalefet ise olayın siyasi amaçlarla abartıldığı görüşünü dile getirdi.
2018 – Tartışmalı yeniden seçim
Maduro yeniden başkan ilan edildi ancak katılım oranı düşüktü. ABD, AB ve birçok ülke seçimlerin meşruiyetini tanımadı. Bu aşamadan sonra yaptırımlar daha sert hale geldi.
2019 – Juan Guaidó krizi
Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaidó kendisini geçici başkan ilan etti. ABD ve bazı Batılı ülkeler Guaidó’yu tanıdı. Buna rağmen Maduro, ordu ve devlet kurumları üzerindeki fiili kontrolünü sürdürdü.
2020–2023 – Yaptırımlar ve yapısal kilitlenme
ABD yaptırımları Venezuela’nın petrol ihracatını ciddi biçimde sınırladı. Hükümet–muhalefet müzakereleri dönemsel olarak gündeme gelse de kalıcı sonuç üretilemedi. Ülke tarihinin en büyük göç dalgalarından biri yaşandı.
2025 – Maduro’nun “suç örgütü lideri” ilan edilmesi
ABD yargı makamları ve federal kurumlar, Maduro’yu uluslararası uyuşturucu ve organize suç ağlarının liderlerinden biri olmakla suçladı. Bu tanımlama, klasik diplomatik yaptırımların ötesine geçen bir kriminalizasyon adımı olarak yorumlandı. Caracas yönetimi suçlamaları reddederek bunun açık bir “rejim değişikliği” stratejisi olduğunu savundu.
2025 – Venezuela petrol tankerlerine el konulması
ABD ve müttefikleri, yaptırımları gerekçe göstererek Venezuela’ya ait bazı petrol tankerlerine el koydu. Bu hamle, devlet gelirlerini doğrudan hedef aldığı için kritik bir eşik olarak değerlendirildi. Venezuela, bu uygulamayı açık denizlerde “ekonomik korsanlık” olarak nitelendirdi.
(Mİ)






