7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi öncesinde “eylem yapma ihtimali” gerekçesiyle 23 Haziran itibariyle birçok kentte en az 4 bin kişiye operasyon düzenlenmiş ve en az 220 kişi operasyonlar sonucu tutuklanmıştı.
NATO Zirvesi öncesi gerçekleştirilen operasyonları ve tutuklu bulunan üniversite öğrencilerinin son durumunu ÇHD İstanbul Öğrenci, Stajyer ve İşçi Avukat Komisyonu'ndan Aslıhan Bayrak ve ÇHD İstanbul Hapishane Komisyonu'ndan Avukat Balım İdil Deniz ile konuştuk...
"Öğrencilere ait olan alanlar işgal ediliyor"
Aslıhan Bayrak, tutuklanan öğrencilerin birer mücadele alanı olan kampüsleri daha da politikleştirdiğini düşünüyor. Bayrak, geleceksizliğin boy gösterdiği bir atmosferde söz üretmenin en çok da öğrencilerin hakkı olduğunu söylüyor:
“İktidar da bunun farkında olduğu için en çok kampüsleri kontrol etmeye çalışıyor. Kampüste 3 kişi yanyana yürüsek peşimize ÖGB takılıyor, en küçük bir araya gelişlere bile tahammül edilmiyor. Son dönemde BÖF (Bilgilendirme ve Önleme Faaliyetleri) kapsamında da okullardaki sivil polisler arttırılıyor. Öğrencilere ait olması gereken alanların tamamı sivil polisler ve ÖGB tarafından işgal ediliyor.”
Avukat Balım İdil Deniz’e göre ise kampüste "güvenlik tedbiri" adı altında yapılan uygulamalar, yargı merciilerinde delil olarak adlandırılıyor.
"Yeni eğitim yılına İçişleri Bakanlığının 9 Eylül tarihli genelgesiyle başlanması hukukun iktidar tarafından değişip bükülmesinin bir çeşit örneğidir. Suç olan öğrencinin siyaset yapması değil, üniversitesinin politikalarıdır. Üniversiteden sesi çıkan herkesi koparırsanız geriye diploma dağıtan bir bina kalır. Hakları genelgeyle sınırlayamazsınız, hak sınırlamak kanunla olur. Ama bu ülkede genelge, kanun maddelerinin ve anayasanın önüne geçmiş durumda."
"Boş kalan sıraları bizler görüyoruz"
ÇHD’nin hazırladığı raporda NATO Zirvesi öncesi başlayan siyasi operasyonlar kapsamında, 15 Temmuz itibarıyla yalnızca İstanbul merkezli soruşturmalarda 84 kişinin tutuklandığı bilgisi yer alıyor. Avukat Deniz, İstanbul'daki veya İstanbul merkezli soruşturmalar kapsamında farklı illerdeki hapishanelerde hala en az 36 öğrenci tutuklu bulunduğunu söylüyor.
Deniz, meselenin sayılardan ibaret olmadığını belirterek öğrencilerin işledikleri bir fiil yüzünden değil, ‘eylem yapabilir’ gerekçesiyle sıralarından koparıldığına dikkat çekiyor:
"'Sıralarda kaç kişi eksiğiz’ sorusunun cevabı yalnızca bir sayı değil; sıralar boş kaldı ama o boşluğu tutuklu öğrencilerin aileleri, arkadaşları, hocaları ve biz avukatlar görüyoruz."
"'İhtimal' bir suç tanımı değil"
Üniversitelerde yaşanan sorunlara değinen Bayrak, "Üniversite öğrencilerine yönelik tutuklamaların artmasının nedeni yükselen devrimci gençlik hareketini bastırarak üniversiteleri iktidarın arka bahçesi haline getirmek. Mühendislik fakültelerinde bütün müfredatın savaş sanayisine hizmet etmek için düzenleniyor. Buna karşılık öğrencilerin bir öğün yemeği dahi karşılanmıyor" dedi.
Avukat Deniz, öğrencilere yönelik polis şiddetine değinerek şunları söyledi:
“Gözaltı sürecinde kapılar kırıldı, gençler uykularında darp edildi, aile önünde şiddet gördü. Nezarethanede su ve tuvalet engellendi, kelepçeler sıkı ve ters takıldı. Silivri'ye girişte ilk iki gün içme suyu verilmedi. Bakırköy'de 43 kişilik koğuşta kalındı, gözlük ve ilaç sorunları yaşandı. Silivri 6 No’lu'daki tutsaklar, 8,2 metrekarelik hücrede günde 22 saat kilitli tutuluyor. Bunların hepsi öğrencilikle bağlantılı, çünkü dosyalardaki 'delil' kampüste ve sokakta yapılan öğrenci faaliyeti.
"Hapishanelerde eğitim hakkı yalnız kağıt üstünde var"
Deniz, tutuklu öğrencilerin ders ve yurt kayıtlarının cezaevi eğitim birimi üzerinden yapılmadığını, bu sorumluluğun aileye ve avukata bırakıldığını anlatıyor. Deniz ayrıca, devam zorunluluğu olan bölümlerde öğrencilerin imza atamadığı için dönemi kaybettiğini belirtti:
“Üniversite yönetmeliklerinde tutukluluk "haklı ve geçerli mazeret" sayılıyor ve kayıt dondurulabiliyor. Ama bazı üniversitelerde mazeretin iki ay içinde bildirilmesi şartı var. Temmuz'da tutuklanıp kitaba bile erişemeyen bir öğrenci için bu süre bir tuzağa dönüşüyor. Dondurulan süre öğrenim süresinden sayılmıyor, burs ve yurt kesintileri de sırada bekliyor.”
"Gençlik hareketi bir adım daha öne çıkıyor"
Bayrak, "Tüm bu gözaltı ve tutuklama saldırılarına karşın öğrenci gençlik yaratılmak istenen korku iklimine hapsolmadı. Gençliğin birbirinden ve yoldaşlarından başka kaybedecek hiçbir şeyi kalmadı. Bu yüzden de gençlik mücadelede bir adım dahi geri atmıyor."
Avukat Deniz, “Baskı gençliği susturmadı, taleplerini birleştirdi: ifade özgürlüğü, barınma, eğitim hakkı artık aynı mücadelenin parçaları. Öğrenciler; kampüslerden, sokaklardan tutuklu sıra arkadaşlarıyla dayanışmayı yükseltmeye devam ediyorlar" dedi.
Avukat Deniz son olarak ÇHD İstanbul Şube başkanı Ezgi Önalan, Av. Yunus Emre Işık ve Av. Doğa İncesu’nun da tutukluluğunu hatırlatarak “Hukukun işlemediği yerde adalet, sokakta, kampüste, adliye önünde ve hapishane kapısında aranır" diyerek sözlerini noktaladı.
(YF/FY)






