Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) öncülüğünde 24-26 Kasım 2025’te Ankara’da bir araya gelerek bir takım temaslarda bulunan yedinci Uluslararası Basın Özgürlüğü Misyonu bugün bir rapor yayımladı.
Uluslararası Af Örgütü, ARTICLE 19 Europe, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF), Osservatorio Balcani Caucaso Transeuropa (OBCT), Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ve Güney Doğu Avrupa Medya Örgütü’nün (SEEMO) dahil olduğu misyon “Türkiye’de Bağımsız Gazeteciliğin Sistematik Kuşatılması” başlıklı raporuyla 2025 boyunca basın özgürlüğündeki gerilemenin derinleştiğini vurguluyor.

Uluslararası heyetten Ankara’ya: Türkiye basın özgürlüğünde geri gidiyor
Rapora göre Türkiye, 2025’te artan siyasal baskı, yargısal taciz, dijital kısıtlamalar ve fiziksel şiddetin birleştiği daha sert bir medya rejimiyle karşı karşıya kaldı. Heyet, bu tablonun RSF’nin 2025 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne de yansıdığını, Türkiye’nin 180 ülke ve bölge arasında 159. sıraya gerilediğini belirtiyor. Aynı dönemde Mapping Media Freedom verilerine göre ülkede en az 137 basın özgürlüğü ihlali kayda geçti; bu ihlaller 259 gazeteci, medya çalışanı ve medya kuruluşunu etkiledi.
"Gazetecileri caydırmak için kullanılan cezalandırıcı araçlar"
Rapor, en ağır baskı araçlarından birinin yargı olduğunu söylüyor. Kasım 2024 ile Ekim 2025 arasında en az 248 gazeteci ve medya çalışanını etkileyen 100 adli taciz vakası kaydedildi; bunların 69’u gözaltı, tutuklama ya da hapisle ilgiliydi ve 176 gazeteci ile medya çalışanını etkiledi. Aynı dönemde 22 gazeteci hakkında mahkumiyet kararı verildi. Heyete göre uzun tutukluluk, ev hapsi ve yurtdışı çıkış yasağı artık istisna değil, gazeteciliği caydırmak için kullanılan cezalandırıcı araçlar haline geldi.
Heyet, Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında gazetecilerin doğrudan hedef alındığını da kaydediyor. Saraçhane’de eylemleri izleyen yedi gazeteciye yönelik ev baskınları, İzmir’de gözaltılar, polis şiddeti, yakın mesafeden biber gazı ve göz yaşartıcı gaz kullanımı raporda örnekler arasında. Raporda ayrıca gazeteci ve belgeselci Hakan Tosun’a yönelik ölümcül saldırı ile Sözcü muhabiri Evren Demirdaş’ın darp edilmesi de cezasızlık ikliminin göstergeleri olarak sıralanıyor.
Baskının yalnızca bireysel gazetecilere değil, medya kurumlarına da yöneldiği belirtiliyor. Rapora göre RTÜK, 2025 boyunca Halk TV ve Tele 1 gibi eleştirel kanallara yayın durdurma ve para cezaları verdi; bu idari para cezalarının toplamı yaklaşık 2 milyon euroya, yani 92 milyon TL’ye ulaştı. Aynı zamanda Google başta olmak üzere büyük dijital platformlardaki algoritma değişiklikleri bağımsız medyanın görünürlüğünü sert biçimde düşürdü; bazı kuruluşlar erişimlerinin yüzde 70 ila 90’ını kaybetti. Heyet, Gazete Duvar’ın Mart 2025’te kapanmasını da bu ekonomik-siyasal baskı rejiminin sonucu olarak değerlendiriyor.
Raporda yabancı gazetecilerin de giderek ağırlaşan vize, akreditasyon ve oturma izni süreçleriyle karşılaştığı belirtiliyor. Basın vizesi almanın altı ila sekiz hafta, kalıcı akreditasyon ve oturma izni sürecinin ise dört ila beş ay sürebildiği; yıllık yenileme zorunluluğu, yüksek maliyetler ve şeffaf olmayan karar mekanizmalarının uluslararası haberciliği fiilen zorlaştırdığı ifade ediliyor.
Heyetin raporu, çıkış yolu olarak gazeteciliği kriminalize etmek için kullanılan yasaların kaldırılmasını ya da uluslararası insan hakları standartlarına uygun biçimde değiştirilmesini, ev hapsi ve seyahat yasakları gibi uygulamaların son bulmasını, gazetecilere yönelik saldırıların etkin biçimde soruşturulmasını, RTÜK benzeri düzenleyici kurumların siyasal araç olmaktan çıkarılmasını ve bağımsız medyanın ekonomik sürdürülebilirliğini güçlendirecek adımlar atılmasını öneriyor. Raporda ayrıca dijital platformlar, algoritmik şeffaflık ve yapay zekâ alanında medya özgürlüğünü güçlendiren düzenlemelere ihtiyaç olduğu vurgulanıyor.
"Kurum ve yetkililerin konulara karşı endişe verici bir ilgisizliği"
Raporun sonuç bölümü şöyle:
“2025 misyonu, Türkiye'nin on yıldan fazla bir süredir devam eden sistematik bir basın özgürlüğü gerilemesi içinde olduğunu ortaya koydu. Aşırı düzeyde yargı tacizi ve hukuk savaşı, kötüleşen güvenlik ortamı, artan dijital sansür ve mali krizler, artan siyasi baskı ve yargının ele geçirilmesi ile birleşerek, resmi olarak AB üyeliği için aday ülke olmaya devam eden Türkiye'de medya özgürlüğü ve bağımsızlığı için mükemmel bir fırtına yarattı.
Misyon toplantılarının temel amacı, medya özgürlüğü ve gazeteciliği etkileyen önemli konuları hükümet kurumlarının gündemine getirmek, uluslararası kuruluşlarla fikir alışverişinde bulunmak ve değişimi kolaylaştırmak için bir diyalog zemini oluşturmaktır. Bu bağlamda, hükümet kurumlarının ve paydaşların bir kez daha heyetimizle görüşmeyi reddetmiş olmalarını ve toplantı taleplerimize yanıt vermemiş olmalarını üzüntüyle karşılıyoruz. Bu durum, bu konulara karşı endişe verici bir ilgisizliği göstermektedir.
Sadece Anayasa Mahkemesi ve RTÜK'ün bazı üyeleri heyetimizle görüşmeyi kabul etti. Anayasa Mahkemesinin diyaloga açık olması ve basın özgürlüğü ile ilgili uluslararası anlaşmalara özen göstermesi ile bazı RTÜK üyelerinin daha iyi işleyen bir mekanizma için önerilere açık olması memnuniyet verici olmakla birlikte, bunlar tek başına yeterli değildir.
Bu raporda gösterildiği gibi, 2025 yılında Türkiye'de basın ve medya özgürlüğünün bozulması, tekil bir faktör veya olaydan ziyade, sistematik, sürekli ve birbiriyle bağlantılı bir dizi yasal, kurumsal, ekonomik ve siyasi baskının sonucuydu.
Bu gidişatı tersine çevirmek için, medya yönetişimine yönelik cezai ve keyfi yaklaşımlardan uzaklaşıp, gazetecilik faaliyetini kamu yararı olarak koruyan bir çerçeveye geçmek gerekiyor.”
"Baskı, medya çoğulculuğunu tehdit ediyor"
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu da raporla ilgili şu açıklamayı yaptı:
“2025 misyonu, Türkiye'nin basın özgürlüğünde tarihi bir gerileme yaşamaya devam ettiğini ortaya koydu. Yargı üzerindeki siyasi kontrol ve internet sansürü, eleştirel medya kuruluşlarını zayıflatmak için kullanılan araçlardan sadece bazılarıdır. Giderek yoğunlaşan ve artık uluslararası bir boyut kazanan bu baskı, medya çoğulculuğunu ciddi şekilde tehdit etmektedir. Türkiye, bilgi edinme hakkını suç haline getirme politikasından bir an önce vazgeçmeli ve bunun yerine yayın bağımsızlığını ve ekonomik sürdürülebilirliği destekleyen olumlu girişim ve önlemlere yönelmelidir.”
Rapora buradan erişebilirsiniz.
(HA)


