Uluslararası Af Örgütü, 31. Taraflar Konferansı’nda (COP31) dünya liderlerinin fosil yakıt sektörünü desteklemeye son vermesi ve bilimin, insan haklarının ve uluslararası hukukun gereği olarak fosil yakıtlardan hızlı ve eşitlikçi çıkışı başlatmaları gerektiğini belirtti.

COP31'e doğru Akbelen'in gerçeği: İkizköylülerin tepkisi kazıyı durdurdu

COP31 nedeniyle alınan eğitim kararlarına Eğitim Sen’den tepki
Uluslararası Af Örgütü İklim, Ekonomik ve Sosyal Adalet ve Kurumsal Hesap Verebilirlik Program Direktörü Marta Schaaf, şöyle dedi:
“Dünyanın iklim uyarıları tükenmiyor, bahaneleri tükeniyor. 30 yılı aşkın süredir devam eden iklim müzakerelerinin ardından devletler, gelecekte eyleme geçme vaatlerinin arkasına daha fazla saklanamaz ve fosil yakıt sektöründeki müttefikleriyle yüzleşmekten kaçınamaz. İklim krizi bilgi eksikliğinden değil, siyasi cesaret eksikliğinden kaynaklanıyor. Şirketlerin siyasi karar alma süreçleri üzerindeki hâkimiyetini kırmanın ve o bizi bitirmeden önce bizim fosil yakıt çağını bitirmemizin zamanı geldi."
BM Çevre Programı (UNEP) son değerlendirmesinde, COP31 öncesi ciddi bir uyarıda bulundu: Dünya 1,5°C’yi aşma yolunda. Devletler, özellikle de iklim krizinden en fazla sorumlu olanlar, aşımın boyutunu ve süresini kısıtlamak ve sıcaklıkları tekrar düşürmek için gerekli adımları atmaktan hâlâ tehlikeli biçimde çok uzak.
Topluluklar halihazırda kuraklık, orman yangınları, şiddetli fırtınalar, seller, eriyen buzullar ve yükselen deniz seviyeleri nedeniyle ağır etkilere maruz kalıyor. İlave her onda birlik derece ısınma, insan hakları üzerindeki olumsuz etkileri daha da artıracak. Aşırı ısınma başlı başına bir tehlike: Gelecekte sıcaklık düşüşü ne kadar olursa olsun kritik eşikler tetiklenecek ve telafisi mümkün olmayan başka zararlar meydana gelecek.
Devletler artık sözlerini; emisyonları azaltacak, fosil yakıtlardan çıkışı hızlandıracak, adil geçiş süreçlerini finanse edecek ve insanları kötüleşen iklim kaynaklı zararlara karşı koruyacak somut kararlara dönüştürmeli. Bu, tercihe bağlı değil. Uluslararası Adalet Divanı, devletlerin uluslararası hukuk uyarınca iklim kaynaklı ciddi zararları önleme, iklim değişikliğine neden olan etkinlikleri düzenleme, günümüz ve gelecek kuşakları koruma amacıyla işbirliği yapma yükümlülükleri olduğunu ortaya koydu. COP31, devletlerin bu yükümlülükler doğrultusunda adım atıp atmayacaklarını gösterecek kritik bir sınav.
COP31 kolektif eylem kararıyla sonuçlanmalı
İklim krizi, sınır tanımasa da son derece eşitsiz sonuçlar üretiyor. Himalayalar’daki buzul çökmesi sonucu Nepal ve Tibet’te yaşanan seller, en az kaynağa sahip toplulukların nasıl genellikle en ağır tehlikelere maruz kaldığını gösterdi. Düşük gelirli ülkelerde adil geçiş ve iklim dirençliliğinin finanse edilmesi için yüksek gelirli ülkeler tarafından acilen uluslararası işbirliği ve yeterli kaynak aktarımına ihtiyaç olduğunu bir kez daha vurguladı. Marta Schaaf, “Hiçbir ülke bu krizle tek başına mücadele edemez. Küresel ısınmaya en az yol açanlar genellikle en ağır zararlarla karşılaşıyor. COP31, bu derin adaletsizliği yansıtan bir kolektif eylem kararıyla sonuçlanmalı” dedi. COP31, adil ve insan haklarına uygun geçiş sürecini ilerletecek somut sonuçlar ortaya koymalı. Bu kapsamda;
- İnsan hakları konusunda verdiği sözleri yerine getirme yetkisine ve adil geçiş süreçlerini yönlendirme becerisine sahip, güçlü bir Belem-Antalya Adil Geçiş Mekanizması kurmalı.
- Kadın çevre savunucularını korumaya yönelik sağlam yönergelerin hazırlanması da dahil olmak üzere Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı’nı uygulamalı.
- İkinci Küresel Durum Değerlendirmesi’nin insan haklarına dayanmasını ve Küresel Halk Meclisleri de dahil, etkilenen topluluklar tarafından şekillendirilmesini sağlamalı.
- Kayıp ve Zararı ayrı bir gündem maddesi olarak ele almalı ve Kayıp ve Zarar Müdahale Fonu’nun kaynaklarını yeterli düzeyde yenilemeli.
- İklim Finansmanı Çalışma Programı ile ilgili resmi müzakereler de dahil gerekli adımlarla, ihtiyaç duyulan iklim finansmanının artırılması sorununu çözmeli ve bu konuda Paris Anlaşması’nın 9.1 Maddesi’nin uygulanmasına odaklanmalı.
- BM iklim yönetim sisteminin çalışma şeklini iyileştirmeye başlamalı.
Devletler, sorumlulukları ve kapasiteleri doğrultusunda, 1,5°C’nin üzerindeki tüm sıcaklık artışlarını sınırlandırmak için fosil yakıtlardan tam, hızlı, adil ve finanse edilen bir biçimde çıkışı hızlandırmalı ve sıcaklıkları tekrar düşürmeli.
Elektrikli sistemlere geçiş yenilenebilir enerjiyi artırarak gerçekleşmeli ve işçileri, yerli halkları ve öncelikli etkilenen toplulukları korumalı.
Bu geçiş sürecinde mevcut suistimaller yeniden üretilmemeli ve yapay zekâ veri merkezlerinin talepleri de dahil, yeni fosil yakıt talepleri oluşmamalı. Sera gazı emisyonlarında en büyük tarihsel sorumluluğa sahip yüksek gelirli ülkeler, hibe temelli iklim finansmanını çok ciddi oranda artırmalı. Buna ultra zengin kesimin, fosil yakıt şirketlerinin ve onların mali destekçilerinin daha yüksek vergilendirilmesi de dahil.
Türkiye ve Avustralya iklim liderliği sınavını geçmeli
Fosil yakıt üreticileri olan Türkiye ve Avustralya, COP31’in ev sahibi ve müzakereler başkanı olarak kritik bir liderlik sınavıyla karşı karşıya. Ancak iki ülke de süren fosil yakıt bağımlılığı nedeniyle eleştiriliyor. Türkiye hâlâ çok büyük oranda kömüre bağımlı ve fosil gaz üretimini yaygınlaştırmayı planlıyor. Avustralya ise dünyanın en büyük kömür ve sıvılaştırılmış doğalgaz satıcılarından biri. Devletler fosil yakıtların tam, hızlı, adil ve finanse edilen biçimde sonlandırılmasına engel olan siyasi ve sektörel çıkarlarla da yüzleşmeli. COP31, fosil yakıt sektörünün haksız etkisiyle amacından saptırılmamalı ve etkilenen toplulukların seslerini duyurabilmeleri sağlanmalı. Bunun için tüm çıkar çatışmalarını dışarıda bırakan güçlü bir hesap verebilirlik çerçevesi gerekli.
Dünyanın dört yanında yerli halklar, çevre savunucuları ve etkilenen topluluklar yıkıcı projelere direniyor ve arazilerini, geçim kaynaklarını ve geleceklerini savunuyor. Uluslararası Af Örgütü, Avustralya, Brezilya, Ekvador, Kanada ve Türkiye'den iklim aktivistlerinin mücadelelerini belgeledi. Bu taban hareketleri adil ve etkili geçiş için temel önemde olmasına rağmen rutin olarak kararların dışında bırakılıyor, bu toplulukları savunanlar kriminalizasyon, taciz ve misillemelerle karşılaşıyor.
Türkiye, COP31'de sivil alanı korumalı
Türkiye, COP31'e herkesin ayrımcılık, taciz veya misilleme olmadan zirveye özgürce ve güvenli şekilde katılabilmesini sağlamalı. Sivil alan üzerindeki baskının ve hak karşıtı söylemlerin korku ve ayrışmayı derinleştirdiği bir dönemde bu özellikle önemli. Kesişimsel ayrımcılığa maruz kalan LGBTİ+'lar, çevre savunucuları ve diğer savunuculara etkili koruma sağlanmalı. COP31, kamusal denetime, barışçıl protestolara ve muhalefete açık bir alan olarak kalmalı. Etkilenen topluluklar, misilleme kaygısı yaşamadan gelecekleriyle ilgili kararları şekillendirebilmeli.

“COP31’de sponsor ve ortaklara Türkiye karar veriyor”
(EMK)






