Türkiye siyasetinde son yıllarda öne çıkan birçok gündem maddesi var: 19 Mart operasyonları, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması, köprülerin satışı ve kamusal varlıkların özelleştirilmesi tartışmaları…
Elbette tüm bunlar hem siyasetin hem de halkın gündeminde. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi’nde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Ülkü İnanlı, uzun yıllar kamuda avukat olarak çalıştıktan sonra özel sektörde hukuk müşavirliği yaptı.
2013’te siyasete katıldı. O günden beri İstanbul’un yerel yönetimlerinde hem halkın sesi hem de halkın haklarının savunucusu oldu.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesi ile bir araya geldiğimiz Ülkü İnanlı, halkın iradesine sahip çıkmanın ve stratejik kamu varlıklarını korumanın önemini, kadınların siyasetteki rolünü ve adil yargılanma taleplerini kendi deneyimleri üzerinden anlatıyor.
İnanlı, “Halka rağmen yapamazsınız” sözünün sadece bir slogan olmadığını, halkın adaleti savunmadaki gücünü gösteren bir gerçek olduğunu vurguluyor.
Ona göre, Saraçhane’deki dayanışma ve köprüler tartışmasında Meclis’teki mücadele, yurttaşların demokratik refleksini ortaya koyuyor.
Ülkü İnanlı’yı dinliyoruz.
19 Mart operasyonları ve Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması süreci İstanbul’da çok konuşuldu. O günleri anlatır mısınız?
19 Mart sabahı İstanbul adeta nefesini tuttu. Ekrem Başkan gözaltına alındı ve 48 saatten fazla uykusuz bırakılarak ifade almak için bekletildi. Ama en etkileyici olan, halkın gösterdiği tepkiydi. Saraçhane önünde toplanan insanlar, öğrenciler, gençler, kadınlar ve yaşlılar… Herkes, sokağa çıkma yasağına, kapalı yollar ve polis kordonuna rağmen yürüyerek adalet talebini dile getirdi.
Bu olay bana, “halka rağmen yapamazsınız” sözünün gerçek bir direnişin sembolü olduğunu gösterdi. İnsanlar haklarını savunmak için bir araya geldi, haksızlığa boyun eğmedi. Öğrencilerden yaşlı teyzeye, herkes adalet için sokağa çıktı. 19 Mart, sadece bir operasyon günü değil, İstanbul halkının haksızlığa karşı sessiz kalmayacağının, demokrasiye ve adalete sahip çıkacağının kanıtıydı.

İktidarın CHP’ye ve CHP’li belediyelere yönelik baskılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu baskılar artık sistematik ve stratejik bir hale geldi. Hedefin başında Ekrem Başkan vardı; çünkü her seçimde oylarını artırıyor ve Cumhurbaşkanı adayını rahatlıkla yenebilecek güçlü bir profil çiziyordu. Operasyonlar, sadece İBB ve ilçe belediyeleriyle sınırlı kalmadı, Türkiye geneline yayıldı.
Aile bireylerine yönelik baskılar, mal varlıklarına el konulması, yurt dışına çıkış yasakları, kayınbiraderlerin tutuklanması gibi uygulamalar, tamamen siyasi rakibi yıldırma ve itibarsızlaştırma amaçlıydı. Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın tutuklanması ve gazeteci Ali Can Uludağ’ın gözaltına alınması örneklerinde de bu strateji net bir şekilde görülebilir.
Ama biz korkmuyoruz. Halkın yanında duruyoruz, adaleti savunuyoruz ve demokrasiye sahip çıkıyoruz. Her baskıya rağmen mücadelemizi sürdüreceğiz sessiz kalmayacağız.
Belediye Meclisi’ndeki köprüler tartışması geniş yankı uyandırdı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Köprüler sadece birer ulaşım aracı değil, stratejik devlet varlıklarıdır. Bu köprülerin inşa edilmesinden bu yana ödenen vergilerle bakımı yapıldı. Şimdi, bu gelir 25 yıl boyunca birilerine devredilecekmiş. Bu bir ekonomik mesele olmanın ötesinde, milli güvenlik ve halkın hakkı meselesidir.
Geçiş ücretleri ise inanılmaz artışlar gösterdi: 1 Ocak 2024’te 15 TL olan köprü geçiş ücreti, 1 Ocak 2026’da 59 TL’ye yükseldi. Yani iki yılda %293’lük artış var. Ve şimdi bu gelir birilerine 25 yıllığına devredilecek. Bu durum, halkın ödediği vergilerin kontrolünün kaybı ve devletin stratejik varlıklarının özelleştirilmesi anlamına geliyor.
Cumhuriyetin kuruluşundan beri devlet, stratejik alanları korumuş, fabrikalar ve sanayi tesisleri kurmuştu. Bugün ulaşımdan haberleşmeye, enerji ve limanlara kadar kritik alanlar özelleştiriliyor. Bu, kapitülasyonlara geri dönüş anlamına gelir. Biz buna izin vermeyeceğiz ve köprülerin satılmasına veya uzun süreli devrine karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Halkın çıkarı, devletin stratejik varlıkları, kamusal yarar her şeyin önünde geliyor.

Hükümetin “size rağmen yaparız” anlayışına karşı CHP’nin tavrı nedir?
Bizim cevabımız net: “Halka rağmen yapamazsınız.” Hangi karar alınırsa alınsın, halkın iradesine karşı bir şey yapılamaz. Köprüler, stratejik varlıklar ve belediyelerdeki baskılar karşısında mücadelemizi sürdüreceğiz. Basın açıklamalarımız, meclis müdahalelerimiz, sahadaki çalışmalarımız ve hukuki süreçlerdeki duruşumuzla halkın yanında olmaya devam edeceğiz.
19 Mart örneği, halkın gücünü ve iradesini gösterdi. Halk sokaklara çıktı, öğrenciler, gençler ve kadınlar adalet talep etti. Biz de Saraçhane’de halkın yanında durduk ve halkın sesi olmanın, baskılara karşı direnişin sembolü olduğunu gösterdik.

Saraçhane’deki direniş sırasında neler hissettiniz?
Saraçhane’deki dayanışma, tarifi mümkün olmayan bir deneyimdi. Herkes toplandı ve yürüdü. Sokağa çıkma yasağı, kapalı yollar ve polis kordonları hiçbir şeyi engelleyemedi. İnsanlar, adalet ve hakkını savunmak için her şeyi göze aldı. Bu bana, halkın haksızlığa karşı sessiz kalmayacağını ve birlikte hareket ederse hiçbir güç karşısında boyun eğmeyeceğini gösterdi.
Hukuki süreçler ve adil yargılanma konusundaki endişeleriniz neler?
Büyük davalarda 400’den fazla sanığın yargılanacağı özel mahkemeler kuruluyor. Doğal hakim ilkesi ihlal ediliyor. Herkes, özel kurulmuş mahkemelerde yargılanacak, avukat ve basın sınırlaması uygulanacak. Bu, sağlıklı bir yargılama olamaz. Ama biz korkmuyoruz. Halkın yanında duruyoruz ve adil yargılanmayı savunuyoruz. Haksızlık ve baskıya karşı durmak, sadece bir parti görevi değil, demokratik toplumun bir gereğidir.
Mecliste kavga etmek amaç değil. Ama yanlışları göstermek, doğruyu savunmak zorundayız. Karşı taraf, bazen gerçekleri kabul etmek zorunda kalıyor. Meclis, halkın sesi olma alanıdır. Biz her zaman halkın yanında duruyoruz, haksızlık karşısında susmayacağız ve gerçekleri dile getirmeye devam edeceğiz.

Kadın siyaseti ve 8 Mart mesajınız ne olacak?
Kadın siyasette aktif olmalı, kendi bakış açısını ortaya koymalı. Erkek gibi davranmak zorunda değiliz. Kadınlar yaratıcıdır, üretmeye yöneliktir ve topluma farklı bir perspektif sunar. CHP’de kadın temsilini artırmak için çalışmalar yapıyoruz. %50 kadın temsili hayati önem taşıyor.
8 Mart, sadece çiçek dağıtmak veya sembolik kutlamalar yapmak günü olmamalı. Kadınların yaşama hakkı, şiddete karşı direnmeleri ve toplumsal haklarını savunmaları günüdür. Fatma Nur Çelik örneği bunun ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de kadın destek hatları, sığınma evleri ve psikolojik desteklerle bu mücadeleyi somut hale getiriyor. Kadınların yaşam hakkı ve güvenliği, siyasetin merkezine oturmalı.
KADINLAR ANLATIYOR: MÜCADELE, SİYASET, DAYANIŞMA
Türkoğlu: Devletin demokratikleşmesi kadın mücadelesinin tanınmasından geçer
10 il, 14 depo, tek mücadele: Migros Direnişini Neslihan Acar anlatıyor
Asu Kaya: Eşitlik bir lütuf değil, Anayasal haktır
(EMK)







