8 Mart’a sayılı günler kala, kadınların siyasetteki varlığını, barış mücadelesindeki rolünü ve devletin demokratikleşme sorumluluğunu konuşuyoruz.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi Sözcüsü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Diyarbakır Milletvekili Halide Türkoğlu, bianet’e yaptığı değerlendirmede, kadınların siyasal alanda hâlâ “makul” kalıplar içine sıkıştırıldığını söylüyor.
“Makul yurttaşlık ile makul kadınlık rolleri siyaset yapma alanlarını daraltmaktadır” diyen Türkoğlu, devletin demokratikleşmesinin yolunu ise açık bir cümleyle tarif ediyor: “Devletin demokratikleşmesi kadınların taleplerinin ve mücadelesinin tanınmasından geçer.” Ve ekliyor: “Kadınların özne olduğu bir siyasete ihtiyacımız var.”
“Siyaset yapma hakkı var ama eşit değil”
Türkoğlu, kadınların seçme ve seçilme hakkına sahip olmasının, siyasette eşit var olabildikleri anlamına gelmediğini vurguluyor:
“Bu ülkede kadınların seçme ve seçilme hakları var. Ancak siyaset yapma toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kıskacındadır. ‘Makul yurttaşlık’ ile ‘makul kadınlık’ rolleri siyaset yapma alanlarını daraltmaktadır. Kadın siyasetçilere yönelik cinsiyetçi bakış açısı partiler içinde, Meclis’te, sosyal medyada kadınları özne olarak görmemektedir. Kadınlar bunun mücadelesini yıllardır veriyor ve vermeye devam edecek.”
Kadın mücadelesinin dönüştürücü bir güce sahip olduğunu söyleyen Türkoğlu, buna karşı baskı politikalarının devreye sokulduğunu belirtiyor:
“Kadın mücadelesinin siyaseti dönüştüren bir gücü var ama iktidarın da bu mücadeleye yönelik bastırma ve sindirme politikaları var. Tutuklamalar, dava dosyaları ile kadınların ne konuşacağına, nasıl konuşacağına bir sınır çizilmektedir. Bu baskılar bu düzene isyan eden ve değiştirmek isteyen kadınlara yöneliktir.”
Artan şiddete dikkat çekerek şunları söylüyor:
“Eşitsizliğin her gün kurumsallaştığı bir ülkede kadına yönelik şiddet de artmaktadır. Siyaset kurumunun dili ve yönetme olgusu eşitsizliği rehber edindiğinde kadınların önündeki en temel engel yine siyaset kurumunun kendisi olmaktadır.”
“Barışın inşasında kadınların talepleri yer almalı”
DEM Parti Kadın Meclisi’nin kentlerde kadın platformlarıyla ortak çalışmalar yürüttüğünü hatırlatan Türkoğlu, özellikle çatışma ve çözüm süreçlerinde kadınların özne olması gerektiğini vurguluyor:
“Çünkü savaş ve çatışmaların hedefinde hep biz kadınlar olduk. Çözümde de toplumsal bir barışın inşasında da kadınların taleplerinin yer alması gerekir. Kürt sorunu aynı zamanda bir demokratikleşme meselesidir. Kadın platformlarının barışı ve demokrasiyi bir kadın mücadelesi olarak talep etmesi önemli bir motivasyon sağladı.”
“Umutsuzluğa karşı kadınlar olarak birbirimizden aldığımız güçle umudu inşa etmek gerekiyor. İktidarın kadın düşmanı politikaları ile mücadele ederken barışın toplumsallaşmasını bu iktidara rağmen konuşmak önemlidir.”
Erkek egemen siyaset anlayışının kadınları görünmez kıldığını söyleyen Türkoğlu şöyle devam ediyor:
“Erkek egemen siyasi yapılarda sorunların ‘çözümü’ kadınları görünmez kılandır. Kadınlar süreçlere dahil edilmediği gibi savaşın tahribatlarının ortadan kaldırılmasında da talepleri yer almaz. Meclis komisyon raporunda kadınların adının ve çözüm önerilerinin yer almaması bunu bariz bir şekilde ortaya çıkardı.”
Ve şu cümleyi özellikle vurguluyor:
“Devletin demokratikleşmesi ve demokratik toplumun inşası kadınların taleplerinin ve mücadelesinin tanınmasından geçer. Kadınların barış mücadelesi tüm toplumun barış ve demokrasi mücadelesidir.”
“Kadın dayanışmasının kendisi bir özsavunmadır”
Kadın cinayetleri ve cinsel istismar davalarında cezasızlık politikalarına karşı en güçlü hattın kadın dayanışması olduğunu belirten Türkoğlu, şunları söylüyor:
“Kadın cinayetleri ve cinsel istismar davalarının cezasızlıkla sonuçlanmasının önündeki engel kadın mücadelesidir, kadın dayanışmasıdır. Örgütlü kadınların keyfi tutuklamalarla cezaevlerine gönderilmesi erkek-devlet şiddetinin bir boyutudur. Bizler bulunduğumuz her alanda seslerimizi birleştirdiğimizde birbirimize yaşam oluyoruz.”
“Kadınlara yönelik saldırılara karşı birleşik mücadeleyi her gün daha da yükseltmek zorundayız. Siyasetçi, yazar, aktivist, gazeteci olsun; kadın kimliğini savunmak erkek egemen düzenin karşısında durmaktır. Kadın dayanışmasının kendisi bir özsavunmadır.”
MESEM’e son çağrısı
Meclis’te yaşanan cinsel istismar vakalarına değinen Türkoğlu, özellikle Mesleki Eğitim Merkezleri’ne (MESEM) ilişkin sert bir çağrı yapıyor:
“Çocukların yaşamlarını hedef alan, sömüren, çocuğu işçileştirme mantığıyla hayata geçirilen MESEM gibi uygulamalara derhal son verilmelidir. Çocuk ölümleriyle, emek sömürüsüyle, istismarla anılan bu uygulamalar var olduğu sürece özellikle kız çocuklarının ve genç kadınların yaşamları her an saldırılarla karşı karşıya kalacaktır.”
TBMM bünyesinde toplumsal cinsiyet temelli şiddete karşı açık bir başvuru ve yaptırım mekanizması bulunmadığını belirten Türkoğlu, kapsamlı bir politika belgesi ve bağımsız bir izleme kurulunun acilen oluşturulması gerektiğini söylüyor.
“İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmelidir”
Kadınların aile içine hapsedilmesine karşı çıkan Türkoğlu, kadın bakanlığı kurulması gerektiğini ifade ediyor:
“Kadınları aile içerisine hapseden, salt aile ile tanımlayan bir bakanlık kadın haklarını merkezine alamaz. Bu yüzden kadın bakanlığının kurulması gerekiyor. Şiddeti ortaya çıkaran eşitsizliğin kendisidir. İstanbul Sözleşmesi eşitliğin sağlanması için devlete sorumluluk alanlarını anlatan bir sözleşmedir. İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmelidir.”
“Kadınların özne olduğu bir siyasete ihtiyacımız var”
Farklı partilerin kadın yapılarıyla yürütülen görüşmelere de değinen Türkoğlu, Meclis’te düzenli bir kadınlar arası mekanizma oluşturduklarını belirtiyor:
“Toplumsal barış ancak siyasetteki dilin değişmesi ile mümkündür. Kadınların özne olduğu bir siyasete ihtiyacımız var. Kadınların kendi aralarında tartışabileceği bir mekanizmanın varlığı ilerisi için önemli bir kazanım olabilir.”
“Kadınların özgür olmadığı bir ülkede hiçbir sorun çözülemez”
Türkoğlu sözlerini şu ifadelerle tamamlıyor:
“Her mücadele bir örgütlenmedir. Kadınların yaşam hakkı, eşitlik ve özgürlük hakkı örgütlü bir erkek egemen düzen tarafından gasp edilmektedir. Kadınların eşitlik mücadelesi ancak örgütlenerek değişimi sağlayabilir.”
“Kadınların özgür olmadığı, eşit olmadığı bir ülkede hiçbir sorun çözülemez. Bu yüzden özgürlük ve eşitlik mücadelemiz hem devletin hem de toplumun değişip dönüşmesi için olacaktır. Çünkü ‘ya yaşam ya yaşam’ diyoruz. Bu 8 Mart’ta barışı, özgürlüğü ve eşitliği dayanışmayla haykıralım. Seslerimizden ürkenlere dert olsun.”
(EMK)







