Türkiye, Beyaz Rusya - AB göçmen geriliminin neresinde?
Polonya’ya, Beyaz Rusya üzerinden gerçekleşen göçmen akımı konusunda Avrupa basını Türkiye’yi, göçmenlerin Minsk’e taşınmasına yardımcı olmakla itham ediyor. bianet, Erbil ve Türkiye havalimanları arasında AB sınırlarına yönelik göç trafiğini araştırdı.
Türkiye’de Beyaz Rusya ile Polonya sınırında, Avrupa Birliği kapısında aniden yükselen mülteci gerilimi, onca memleket meselesi arasında kayboldu, gündemde kendisine çok fazla yer bulamadı. Bulduğu yer de genellikle sadece diplomatik analizler boyutunda kaldı.
bianet, mülteci sorununun özellikle Avrupa’nın bu bölgesinde nasıl bu kadar gerginlik ve endişe yarattığını araştırdı. Bunu yaparken Türkiye’den analistlerin yanı sıra uzun yıllardır turizm sektöründe hizmet veren, bilhassa Türkiye’ye Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinden turist getiren bazı tur operatörleriyle de konuştu.
Cevap aradığımız sorular şöyleydi: Birdenbire patlak veren bu krizde Türkiye’nin rolü var mıdır, varsa ne kadardır?
Başta Polonya olmak üzere kimi Avrupa Birliği’nin (AB) sınırlarını da teşkil eden Polonya - Beyaz Rusya hattında oluşan mülteci krizinde Türk Hava Yolları ve bizzat hükümetin bir payı var mıdır? Varsa ne boyuttadır?
Onlarca sığınmacının Türkiye üzerinden, Rusya Federasyonu ile yakın ilişkileri bilinen Beyaz Rusya’da, AB sınırına akın etmesi ve sorunun krize dönüşmesine Türkiye bilinçli olarak bir katkı sunmuş olabilir mi? Eğer öyle ise bunu neden yaptı? Yoksa göz mü yumdu?
Göçmen krizinde Türkiye’nin rolü ne?
AB ülkeleri krizde oynadığını varsaydıkları rol nedeniyle Rusya gibi Türkiye’ye de ithamlarda bulundular. Suçlama “mülteci transferine Türk Hava Yolları aracılığı ile yardımcı olmak”tı.
Nitekim aradan çok geçmeden Türkiye ile AB arasında konuya ilişkin bir anlaşma imzalandı. Uluslararası basın organları da konuyu detaylı şekilde haberleştirdi. Haberlerde Avrupa Komisyonu sözcüsü Dana Spinant’a atfen AB’nin meseleyi ciddiyetle ele aldığı söyleniyordu. Spinant, irtibata geçilen tüm havayollarının insan kaçakçılığının her çeşidini kınadığını ve bu mücadeleye tam destek vereceklerini belirttiklerini açıkladı.
Çok geçmeden Minsk’e yapılan uçak seferleri ile ilgili iptal ve kısıtlamalar açıklandı. Avrupa Komisyonu, Irak Havayolları'nın Minsk uçuşlarını durdurduğunu ve Türk Havayolları'nın da Minsk'e tek yön bilet satışını askıya aldığını vurguladı. Sözcü Spinant ayrıca Türk yetkililerin Belarus'un resmi havayolu şirketi Belavia'nın THY ağını kullanarak İstanbul aktarmalı olarak gerçekleştirdiği uçuşları da göçmenleri taşımak için kullanmasını engelleyeceğinin altını çizdi.
Bu gelişmeyi destekleyen açıklama Türkiye’nin Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nden (SHGM) geldi. SHGM insan hakları ve seyahat özgürlüğü açısından çok tartışılan açıklamasında şöyle diyordu:
"Avrupa Birliği ve Belarus arasında yaşanan yasadışı sınır geçişleri sorununa bağlı olarak Ülkemiz havaalanlarından Belarus'a seyahat etmek isteyen Irak, Suriye ve Yemen vatandaşlarına bilet satışı yapılmaması ve uçağa alınmamaları kararlaştırılmıştır". SHGM bu uygulamanın ikinci bir emre kadar yürürlükte kalacağını da vurguluyordu.
Sorulmayan soru: Mekanizma nasıl işliyor?
Öyle ya, Irak’tan, Yemen’den ve Suriye’den bir grup insan önce Türkiye sonra da Beyaz Rusya’dan vizelerini alıp tamamen yasal yollardan İstanbul ya da İzmir üzerinden Türk Hava Yolları ve ortak uçuş yaptığı Beyaz Rusya havayolu şirketi Belavia Airlines’ın İstanbul – Minsk ve İzmir – Minsk seferleri ile seyahat ediyordu. Peki bu vizeler nasıl alınıyor?
Bu sorunun cevabını aramak için Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’e kadar uzanmak gerekiyor. Avrupa’ya göç etmek isteyenler Erbil’de bu işleri yıllardır yaptığı bilinen bir turizm acentesi üzerinden önce Türkiye için grup vizesi alıyor. Bu kişilere 3 gece, 4 günlük bir paket tur satılıyor. Normalde İstanbul ya da İzmir’de tatil yapmak isteyenler bu paket için 600 Euro ödemek durumunda. İzmir ya da İstanbul’dan Minsk’e uçmanın bedeli ise 300 ila 400 Euro. Yani işler normal seyrinde aksa bu yolculuğun maliyeti 1000 Euro’yu ancak buluyor, konaklama dahil. Fakat iş göçmen kaçakçılığına döndüğünde AB’ye göçü Beyaz Rusya üzerinden yapmak isteyen bir sığınmacının ödeyeceği para 6000 Euro’ya kadar çıkıyor. Zira söz konusu acenteler, Beyaz Rusya vizesi için de yüksek miktarlarda para alıyor.
Görüştüğümüz bir seyahat şirketinin üst düzey yöneticisi “Beyaz Rusya vizesi aşamasında, rüşvet de devreye giriyor. Bazı Beyaz Rus diplomatlara grup vizelerinin alınabilmesi için yüklü miktarda rüşvet ödeniyor” iddiasında bulunuyor. Kısacası kaçakçının kârı, ödenen rüşvet derken bu seyahatin fiyatı giderek artıyor.
Aynı turizmci bianet’e, özellikle IKBY’de maksadı turizm değil, göçmen kaçakçılığı olan sayıda seyahat acentesinden bahsediyor: “Bu aslında epey bir süredir devam ediyor. Sadece Türkiye üzerinden Beyaz Rusya’ya değil, farklı AB ülkelerine geçişler için bir dönem İtalya’nın ünlü havayolu şirketi Alitalia üzerinden de devam etti, başka havayolu şirketleri ile de yapıldı. Bu hüllenin yapılamadığı tek şirket British Airways’di. İngiltere bu konuda uzun süreden beri çok hassas davranıyor.”
Sezer: Göç akımı Türkiye’nin hedefi değil
Son dönemde gündeme gelen Polonya - Beyaz Rusya sınırındaki göçmen gerginliği meselesinin siyasi boyutuna da bakmak gerek.
Özellikle Polonya ve Almanya’da bu konuda Türkiye’nin tutumuna ilişkin makaleler yayınlanıyor, Erdoğan hükümetinin AB’yi köşeye sıkıştırmak için Putin ve Beyaz Rusya lideri Lukaşenko ile birlikte stratejik bir hedef doğrultusunda hareket ettiği iddia ediliyor.
Siyasi analist Aydın Sezer, Türkiye'nin bu konuda stratejik bir hedefi olduğunu düşünmediğini, fakat genel dış politika grafiğine bakıldığında Erdoğan hükümetinin bu konuda Beyaz Rusya ve Rusya ile aynı kampta yer alan bir görüntü çizdiğini söylüyor. Sezer’e göre gözleri biraz daha batı kampı ile Rusya arasındaki ilişkilere çevirmekte fayda var:
“Rusya açısından, özellikle son Ukrayna krizinden sonra, geçen yıl Dağlık Karabağ savaşı üzerinden Ermenistan ile tekrar Rusya'nın ve Putin'in hakimiyet kurmasından sonra, ve özellikle son seçimlerden sonra, Beyaz Rusya'da ortaya çıkan muhalefet ve bu muhalefet tehditinin eski Sovyet cumhuriyetlerinden bir tanesinin daha tıpkı Gürcistan ve Ukrayna gibi batıya itip itmeyeceği tartışmaları çerçevesinde Putin, Beyaz Rusya'ya özel bir önem atfetmeye başladı. Üstelik seçimlerden önce orada da iki ülke arasındaki ilişkiler limoniydi. Yani çok ciddi anlamda bir gerginlik olmasa da, bir sürtüşme olduğunu biliyoruz, tıpkı Azerbaycan- Ermenistan savaşı öncesinde Ermenistan ile Rusya arasındaki ilişkilerde olduğu gibi. Şimdi Rusya, Beyaz Rusya ile geliştireceği birlik çerçevesinde Beyaz Rusya sınırlarının adeta artık Rusya Federasyonu sınırları olduğunu vurgulama ihtiyacı hissetti.”
İkircikli dış politika
Sezer’e göre Türkiye özellikle Rusya ve Kafkaslar konusunda ikircikli bir siyaset izliyor. Türkiye’nin dış politikasındaki bu önceden tahmin edilmesi güç tavrına son göçmen krizi penceresinden bakıldığında gördüğü resmi, Aydın Sezer şöyle anlatıyor:
“Hemen herkes biliyor ki bu, Beyaz Rusya'nın bu hamlesi, kendisinin akıl edip uygulayacağı bir girişim değil. Yani burada Rusya’nın parmağı olduğu aşikar. Türkiye ise Rusya ile ilişkilerinde bir türlü denge sağlayamayan bir ülke olarak hem ikili ilişkilerinde hem de üçüncü ülkeler ile Suriye'de ve/veya Libya'da ya da Dağlık Karabağ'da veya Ukrayna'da garip bir siyaset izliyor. Bazen karşı karşıya gelebiliyor, bazen işbirliği yaptığı söyleniyor, ama en çok işbirliği yaptığı iddia edilen Dağlık Karabağ konusunda bile aslında zımni olarak karşı karşıya gelip Dağlık Karabağ'ın statüsünün belirlenmesi sürecinden kendisini resmen attırmayı başarmış bir ülke".
İHA- SİHA satışı ve Polonya ile sınır gerilimi
Peki, Türkiye’nin kendisini Polonya- Beyaz Rusya sınırındaki bir mülteci krizinin ortasında bulması içinde kasıt barındıran bir hamle mi, yoksa aslında farkına geç vardığı bir gerçeklik mi?
Sezer, bu soruyu, “Şahsen farkına geç vardığı bir durum olduğunu düşünüyorum” diyerek yanıtlıyor, göç akını ve birden bire arttığı ifade edilen uçak seferleri ile ilgili olarak şöyle konuşuyor: “Türkiye nasıl bir operasyon içinde olabilir burada? Biz bu şekilde Polonya ve Baltık ülkelerini karşımıza almayız, çünkü biz onlara İHA- SİHA satıyoruz, Polonya Türkiye için çok önemli”.
AB ile varılan anlaşma sonrasında AB ile Beyaz Rusya sınırındaki kriz şimdilik dondurulmuş gibi görünüyor. Gel gör ki, Türkiye’nin ikircikli, “önceden tahmin edilmesi güç ve belirsiz” diye tarif edilen dış politikası bir yana bölgesel sorunların durmadığı, krizlerin tırmanışa geçtiği dönemlerde daha çok görünür hale gelen göç hareketleri hem AB, hem Rusya hem de hem de Türkiye’nin başını ağrıtmaya devam edecek gibi görünüyor. (MU/AS)
Gazeteci, televizyon habercisi, AtölyeBİA gazetecilik programlarında eğitmen. bianet’e yazıyor, video çalışmaları yapıyor. Filistin/İsrail, Lübnan, Gürcistan, Rusya, Pakistan, Suriye gibi dünyanın pek çok yerinde krizleri, depremleri,...
Gazeteci, televizyon habercisi, AtölyeBİA gazetecilik programlarında eğitmen. bianet’e yazıyor, video çalışmaları yapıyor. Filistin/İsrail, Lübnan, Gürcistan, Rusya, Pakistan, Suriye gibi dünyanın pek çok yerinde krizleri, depremleri, seçimleri, çatışmaları, savaşları, göçleri izledi. Medyascope, Radikal gazetesi, Nokta ve Aktüel dergilerinde, CNN Türk, Doğan Haber Ajansı ve Al Jazeera Türk’te muhabirlik yaptı. Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “geleneksel gazetecilik ve yeni medyada habercilik” dersler verdi. “Direnişçi” belgeseli ile Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) En İyi Belgesel Ödülünü aldı. Deniz Harp Okulu’ndan ayrıldı. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü’nü bitirdi.
Hakan Fidan: "Suriye'de İsrail'le karşı karşıya gelmek istemiyoruz"
Suriyeli "kaynaklar", TSK görevlilerinin İsrail'in kullanılamaz hale getirdiği T-4 hava üssünü ziyaret etttiğini söyledi. Ankara yeni üsler ve "hava sahasının kullanımına da imkan veren bir ortak savunma paktı" dahil, ülkenin askeri yeniden yapılanmasında rol alma çabasında.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NATO dışişleri bakanları zirvesi için gittiği Brüksel'de Reuters haber ajansına verdiği söyleşide İsrail'in Suriye'de attığı adımların gelecekte oluşacak bir istikrarsızlığın yolunu açtığını söyledi.
Fidan ayrıca ABD'nin İran'a yönelik bir saldırı başlatmasını da istemediklerini söyledi
Fidan: "Şam İsrail'le anlaşmak isterse kendi bilir"
Türkiye Dışişleri Bakanı, Şam geçiş yönetiminin İsrail'le "belli anlaşmalara" varmak istemesinin kendi tercihleri olacağını söyledi. İsrail'in de tıpkı Türkiye gibi Suriye'nin bir komşusu olduğunu hatırlattı.
Fidan, ABD'nin İran'a yönelik saldırı tehditleri konusunda da iki ülke arasındaki ihtilafın çözümü için diplomasinin gerektiğini ve İran'a yönelik herhangi bir saldırı gerçekleştirilmesini istemediklerini söyledi.
Suriye'ye yönelik İsrail saldırıları ve Türkiye bağlantısı
Şam'daki rejim değişikliği sonrasında İsrail Suriye'de Esad dönemi askeri kapasitesinden arta kalan her şeye saldırıken Ankara bu duruma tepki göstermişti.
Son olarak İsrail ordusu, Suriye'de Türkiye'nin askeri üs kurmak istediğini iddia ettiği, Humus yakınlarındaki Tiyas (T-4) Üssü'nü hedef almış, İsrail Dışişleri Bakanı, bu saldırının Türkiye'ye uyarı olduğunu açıkça söylemişti.
Suriye kaynaklarına dayanarak Ankara'nın, Suriye'nin merkezinde yeni Türk üsleri ve Suriye hava sahasının kullanımına da imkan veren bir ortak savunma paktı da dahil, Suriye'nin yeniden yapılanmasında önemli bir rol oynamak üzere konumlandığını bildiren Reuters'ın haberine göre, Suriyeli istihbarat ve ordu yetkilileri "Türk askeri ekipleri[nin] son haftalarda Suriye'nin Humus ilindeki T-4 ve Palmira hava üslerini ve Hama ilindeki ana havaalanını ziyaret etti[klerini]" söylediler.
Yetkililer, ekiplerinin üslerdeki pistlerin, hangarların ve diğer altyapının durumunu değerlendirdiğini söyledi.
Reuters'a konuşan Suriyeli kaynak, "T-4'teki saldırılar pist, kule, hangarlar ve yerdeki uçakları yok etti. İsrail'in genişletilmiş Türk varlığını kabul etmeyeceği yönünde sert bir mesajdı," dedi. Türkiye'ye yakın bir başka Suriyeli kaynak da "T-4 ['ün] artık tamamen kullanılamaz durumda olduğunu]" söyledi.
Dışişleri Bakanlığı: İsrail bölgemizin güvenliği için en büyük tehdit"
Dışişleri Bakanlığı dün yayımladığı yazılı açıklamada "Bölge ülkelerinin toprak bütünlüğüne ve milli birliğine kasteden saldırılarıyla İsrail, bölgemizin güvenliği için en büyük tehdit haline gelmiştir. İsrail bölgede stratejik destabilizatör olarak hem kargaşaya neden olmakta hem terörü beslemektedir." demiş, ancak İsrail saldırıarının Türkiye'nin Suriye'deki askeri hazırlıklarıyla bağlantısı konusuna değinmemişti.
biamag'da bu hafta, Beril Sercem Şengül, Diyar Saraçoğlu, Kavel Alpaslan, İbrahim Genç, Serhıldan Hülakü, Berk Butan, Burak Sarı, Şeyhmus Diken, Murat Türker, Ali Murat Yel ve Arman Garip'in yazılarını okuyacaksınız.
Ruken Tuncel'in editörlüğünde hazırlanan biamag'da bu hafta, Türkiye ve dünya üzerinden örneklerle toplumsal mücadele ve direniş biçimlerini konu edinen yazılar okuyacaksınız.
Beril Sercem Şengül, 19 Mart’ta başlayan sokak eylemleri üzerinden, örgütlenmenin, direnmenin; bellek ile ilişkisini ve dışavurumunu kaleme aldı: "Çünkü hatırlayanlar örgütlenebilir. Ve örgütlenenler, direnebilir."
Diyar Saraçoğlu, “Kayalara Çarpan Dalgalar” serisi kapsamında, İspanya’daki Öfkeliler (Indignados) hareketini ve bu hareketin siyasi mirasını inceledi.
Kavel Alpaslan, “Kayalara Çarpan Dalgalar” serisi kapsamında, Türkiye’deki ‘genel grev’ çağrılarını; 2020’deki 250 milyonluk Hindistan genel grevi üzerinden, “Bir genel grev neleri değiştirebilir?” sorusu üzerinde ele aldı.
İbrahim Genç, “Barış” kavramını semantik açıdan irdeledi. Oslo Barış Enstitüsü'nün kurucusu Norveçli sosyolog Johan Galtung’un “negatif barış” ve “pozitif barış” kavramlarına değindi.
Serhıldan Hülakü, Şili’de rejime karşı yürütülen “Hayır” kampanyasını konu edinen, yönetmenliğini Pablo Larraín’in yaptığı “No” filminin yansımasını yazdı: “No, filmi dünyanın her yerinde protestocuların diline yeni bir slogan kattı: Zıpla, zıpla! Zıplamayan Pinochet.”
Berk Butan, boykot çağrılarıyla başlayan tüketim tartışmaları ve alternatif dayanışma ağları üzerine yazdı.
Burak Sarı, engelli hakları mücadelesi ve toplumsal mücadelenin “bütünlüğü”nü ele aldı: “Eşit yaşama talebimizi bilmem kaçıncı sıraya erteleme devri bitti. Çünkü hayat bütünlüklüdür.”
Şeyhmus Diken, 2 Nisan 2022'de yaşamını yitiren Ermeni yazar Mıgırdiç Margosyan’ı yazdı: “…haberin var mı?, sen yine de bil öyle gel usta, giderken melül mahzun bıraktıkların, dönüşünde yok artık bilesin…”
Ali Murat Yel, dijital dünyadaki gelişmelerin ebeveyn ve çocuk ilişkilerine yansımasını, Netflix'te yayınlanan Adolescence (Ergenlik) isimli mini dizi üzerinden kaleme aldı.
Murat Türker, sinemacı Théodora Barat’nın imzasını taşıyan Three Mile adası nükleer kazasını konu edinen Amerikyum belgeseli üzerine yazdı.
Arman Garip, Hasçelikler dizisinden yola çıktı, sınıf, kültürel gasp başlıklarını tartıştı.