Türk Tabipleri Birliği (TTB), gıda mühendisi ve halk sağlığı uzmanı Dr. Bülent Şık’ın bianet’te yayımlanan yazıları nedeniyle açılan ve 50 bin TL maddi tazminatla sonuçlanan “Polen Davası”nın istinaf aşamasına uzman görüşü sundu.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne sunulmak üzere hazırlanan uzman görüşünde, Şık’ın dava konusu yazılarında pirolizidin alkaloitleri (PA), bal, polen, propolis ve diğer arı ürünleri hakkında kullandığı ifadeler, yazıların yayımlandığı dönemdeki bilimsel bilgi ile ulusal ve uluslararası risk değerlendirmeleri ışığında incelendi.
Raporda Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), Avrupa İlaç Ajansı (EMA), Ortak Gıda Katkı Maddeleri Uzman Komitesi (JECFA), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Codex Alimentarius Komisyonu’nun yanı sıra Avrupa Birliği ve Türkiye mevzuatı ile bilimsel literatür değerlendirildi.
Uzman görüşünün bilimsel içeriği üç halk sağlığı uzmanı, iki çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı ile eczacılık alanından bir uzmanın katkısıyla hazırlandı. Özellikle halk sağlığı risk değerlendirmesi, çocukların maruziyeti ve hassas gruplar ile arı ürünleri ve takviye edici gıdalara ilişkin değerlendirmeler ilgili uzmanlık alanları tarafından gözden geçirildi.
TTB’nin vardığı sonuç açık: Şık’ın dava konusu yazılarındaki temel bilimsel açıklamalar, yayımlandıkları tarihte mevcut bilimsel bilgiyle ve uluslararası risk değerlendirme kuruluşlarının yaklaşımıyla esas olarak uyumlu.
"Şık’ın temel bilimsel açıklamaları literatürle uyumlu"
Davanın merkezindeki tartışmalardan biri, Şık’ın yazılarında sözünü ettiği pirolizidin alkaloitlerinin sağlık açısından taşıdığı risk.
TTB raporuna göre özellikle 1,2-doymamış pirolizidin alkaloitleri, uluslararası bilimsel otoriteler tarafından toksikolojik açıdan önem taşıyan doğal bileşikler olarak değerlendiriliyor. Bu bileşikler karaciğerde reaktif metabolitlere dönüşebiliyor. Bu metabolitler hücresel proteinlere ve DNA’ya bağlanarak hücre hasarına yol açabiliyor. Rapora göre bu mekanizma PA’ların hepatotoksik, genotoksik ve karsinojenik etkilerinin temelini oluşturuyor.
Risk yalnızca kısa sürede çok yüksek miktarda PA alınmasıyla sınırlı değil. TTB, düşük düzeyde ancak uzun süreli ve tekrarlayan maruziyetin de genotoksik ve karsinojenik özellikler nedeniyle halk sağlığı açısından önem taşıdığına dikkat çekiyor.
Polen neden tartışmanın merkezinde?
Rapora göre pirolizidin alkaloitlerinin bal, arı poleni, propolis ve diğer arı ürünlerinde bulunması bilimsel olarak bilinen bir olgu.
Ancak bu maddeler ürünlere kasıtlı olarak eklenmiyor. Arılar PA içeren bitkilerden nektar, polen veya bitkisel materyal toplarken alkaloitleri kovana taşıyabiliyor. Dolayısıyla ortaya çıkan kontaminasyon doğal ve tarımsal süreçlerden kaynaklanabiliyor.
Arı poleni ise PA maruziyeti bakımından özellikle dikkatle değerlendirilmesi gereken ürünlerden biri. Polen doğrudan çiçeklerden toplanıyor ve çoğu zaman çok az işlemden geçirilerek tüketiliyor. Bilimsel çalışmalarda bazı polen ürünlerindeki PA miktarlarının bala göre daha yüksek olabildiği, düzenli tüketimin de kronik maruziyete katkıda bulunabileceği belirtiliyor.
Ancak TTB burada önemli bir ayrım yapıyor: Bir arı ürününde PA bulunması, o ürünün tek başına “zararlı” olduğu anlamına gelmiyor.
PA miktarları bitki florası, coğrafya, mevsim, iklim, hasat zamanı ve üretim koşullarına göre büyük ölçüde değişebiliyor. Bu nedenle rapora göre tek bir analizden hareketle bütün bir ürün grubunu “güvenli” ya da “güvensiz” ilan etmek bilimsel olarak doğru değil.
Türkiye araştırması: Polen örneklerinin yüzde 21,2’si AB sınırının üzerinde
TTB raporunun dikkat çektiği bulgulardan biri de Türkiye’de yapılan 2025 tarihli araştırma.
Türkiye’nin farklı bölgelerinden alınan bal ve arı poleni örneklerinin incelendiği çalışmada, arı polenindeki toplam PA/PANO miktarlarının 10,9 µg/kg ile 14,543 mg/kg arasında değiştiği bildirildi. İncelenen polen örneklerinin yüzde 21,2’sinde, Avrupa Birliği’nin polen bazlı gıda takviyeleri için belirlediği 500 µg/kg maksimum düzey aşıldı.
TTB’ye göre bulgu, Türkiye’de arı ürünlerinde PA/PANO bulunmasının yalnızca teorik bir ihtimal olmadığını, gerçek ürün örneklerinde ölçülebildiğini ortaya koyuyor.
Ancak rapor burada da “tehlike” ile “risk” arasındaki ayrımı koruyor: Bir üründe PA bulunması ya da belirli bir maksimum düzeyin aşılması, ürünü tüketen kişide mutlaka sağlık zararı meydana geleceğini göstermiyor. Gerçek riskin belirlenebilmesi için miktar, tüketim sıklığı ve süresi, vücut ağırlığı ve diğer gıdalardan alınan toplam PA miktarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Çocuklar neden ayrı değerlendiriliyor?
Şık’ın dava konusu yazılarındaki önemli başlıklardan biri çocukların arı ürünleri tüketimiydi.
TTB raporu, çocukların düşük vücut ağırlıkları ve kilogram başına daha yüksek miktarda gıda tüketebilmeleri nedeniyle PA maruziyeti açısından ayrı değerlendirilmesi gereken hassas gruplar arasında olduğunu belirtiyor.
EFSA’nın bazı yüksek tüketim senaryolarında çocuklar için hesapladığı Maruziyet Marjı (Margin of Exposure-MOE) değerleri 10 binin altına düşebiliyor. Raporda bunun belirli bir çocukta hastalık ya da kanser gelişeceği anlamına gelmediği özellikle vurgulanıyor. Bunun anlamı, güvenlik payının daralması ve maruziyetin azaltılmasının halk sağlığı bakımından daha önemli hale gelmesi.
TTB, bu nedenle Şık’ın “Çocuklara her gün arı poleni verilmesi doğru değildir” şeklindeki ifadesini de ayrıca değerlendirdi.
Raporda, çocuklarda düzenli ve yüksek miktarda tüketimin PA maruziyetini artırabileceğinin bilimsel olarak öngörülebilir olduğu belirtilerek, Şık’ın bu ifadesinin “çocuklarda PA maruziyetinin azaltılması yönündeki ihtiyatlı halk sağlığı yaklaşımıyla bilimsel açıdan uyumlu” olduğu sonucuna varıldı.
Türkiye’de 2-4 yaş için arı polenli takviyelere onay verilmiyor
TTB uzman görüşü Türkiye’deki güncel düzenlemeleri de ele aldı.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Takviye Edici Gıdaların Onay İşlemleri Uygulama Talimatı’na göre 2-4 yaş grubundaki çocuklara yönelik arı sütü, arı poleni, perga, apilarnil ve propolis içeren takviye edici gıdalara onay verilmiyor.
Raporda bu hükmün arı poleninin bütün çocuklar için yasak olduğu veya her çocukta sağlık zararına yol açtığının kanıtlandığı anlamına gelmediğinin de altı çiziliyor. TTB düzenlemeyi, küçük çocukların olası sağlık risklerinden korunması amacıyla maruziyeti baştan sınırlandıran ihtiyatlı bir önlem olarak değerlendiriyor.
"Zararın ortaya çıkmasını beklemek gerekmez"
Uzman görüşünün dava açısından en dikkat çekici bölümlerinden biri ise bilim insanlarının halk sağlığı riskleri konusunda uyarıda bulunabilmesiyle ilgili.
TTB’ye göre koruyucu bir halk sağlığı uyarısı yapılabilmesi için zararın tek tek insanlarda ortaya çıkmasının ve kesin olarak kanıtlanmasının beklenmesi gerekmiyor.
Bilimsel olarak tanımlanmış bir tehlikenin bulunması, insanların bu tehlikeye maruz kalabilmesi ve bazı gruplarda maruziyetin daha yüksek veya sonuçlarının daha önemli olabileceğini gösteren yeterli kanıtın bulunması, ihtiyatlı uyarılar yapılması için bilimsel gerekçe oluşturuyor. Rapora göre bu yaklaşım özellikle genotoksik ve karsinojenik özellik taşıyan maddeler açısından önem kazanıyor.
TTB ayrıca bilim insanlarının rolünü, yalnızca bilimsel bilgi üretmekle sınırlı görmüyor. Rapora göre bilim insanlarının mevcut kanıtları değerlendirmesi ve halk sağlığını etkileyebilecek çevresel, kimyasal ve biyolojik risklere ilişkin bilgileri toplum ve karar vericilerle “doğru, anlaşılır ve şeffaf” biçimde paylaşması da bilimsel sorumluluğun bir parçası.
"Halk sağlığı perspektifi ortaya koyuyor"
TTB’nin nihai bilimsel kanaati ise şöyle:
“Dava konusu yazılar, belirli bir ticari ürünün kesin olarak ‘güvenli’ veya ‘güvensiz’ olduğuna ilişkin bireysel bir ürün değerlendirmesi yapmamakta; mevcut bilimsel kanıtların işaret ettiği olası halk sağlığı sorunlarına dikkat çekmekte, bilimsel belirsizlikleri göz ardı etmemekte ve özellikle çocukların korunmasına öncelik veren bir koruyucu halk sağlığı perspektifi ortaya koymaktadır.
Yazılarda yer alan ifadelerin yazıların yayımlandığı tarihte mevcut bilimsel bilgi birikimiyle uyumlu olduğu, uluslararası risk değerlendirme kuruluşlarının yaklaşımıyla genel olarak örtüştüğü, bilimsel belirsizlikleri gözettiği ve halk sağlığı alanında kabul gören koruyucu ve önleyici değerlendirme sınırları içerisinde kaldığı kanaatine varılmıştır.”
Ne olmuştu?
Dava, Bülent Şık’ın pandemi döneminde arı ve bitkisel ürünlerin kontrolsüz tüketimine ilişkin yaptığı halk sağlığı uyarılarının ardından açıldı.
BEE’O markasının sahibi SBS Bilimsel Bio Çözümler Sanayi ve Ticaret A.Ş., Şık’ın bianet’te yayımlanan yazıları ve sosyal medya paylaşımlarının ticari itibarına zarar verdiğini ve marka hakkını ihlal ettiğini ileri sürdü. Şık’ın avukatları ise yazıların halk sağlığı ve özellikle çocuk sağlığını koruma amacıyla kaleme alındığını savundu.
İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 14 Mayıs’taki karar duruşmasında davayı kısmen kabul etti. Mahkeme, davalıların şirketin marka hakkına yönelik haksız rekabette bulunduğunun tespitine, 50 bin TL maddi, 1 TL manevi tazminat ödenmesine ve dava konusu haber, makale ve paylaşımların kaldırılmasına karar verdi.
Kararın ardından Şık’ın avukatları dosyayı istinafa taşıdı. TTB’nin hazırladığı uzman görüşü de bu inceleme kapsamında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne sunuldu.

Bülent Şık “Polen Davası”nda yarın hakim karşısına çıkıyor

Halk sağlığı üzerine yazmak "haksız rekabet"miş: Bülent Şık'a tazminat cezası

MUTFAKTAKİ KİMYACI/ BÜLENT ŞIK
Gıda Dedektifi ve BEE’O firmasına yanıt

Bal ve polen çocuklar için sağlık riski oluşturabilir
(HA)











