Sayın Başkan, Sayın Üyeler öncelikle bu ek savunmalarla ilgili olarak da tabii ki kendi aramızda değerlendireceğiz ve gerekli beyanlarda bulunacağız ama asıl olan müvekkilimin 4. gününde yapmış olduğu savunma. Geçen buradan içerikten sonra tekrar size beyanda bulunacağız.

Şimdi 578 gündür süren bir tutuklamanın gölgesi altında müvekkilim Sayın Ekrem İmamoğlu'nun sorgusuna ek beyanlar için söz aldım. Öncelikle aslında ben almamalıydım bu sözü. Sözü Avukat Mehmet Pehlivan almalıydı. Hem bir hukukçu, hem savcılıkta o vardı. Şüpheli evresinde, savcılıkta benim müvekkilimle birlikte o vardı.
O da burada olmalıydı, bu savunmayı da o yapmalıydı, ben de bunu kendisine diye düşünüyorum. Bununla ilgili olarak ek beyanlarımı aktarmam gerek. Evet, tutuklamanın gölgesinde söz aldım diye söyledim ama üzerimize düşen tek gölge değil. Biz 19 Mart'tan bu yana süren sürekli kılınan bir darbenin gölgesi altındayız. Bu ülkede sayın İmamoğlu ve yargılananların çoğu bunları dile getirdiler, davasıyla da. Şimdi bu dava bitecek mi? Yoksa Adalet Bakanının da ifade ettiği gibi ek iddianamelerle sonsuza kadar sürecek mi, bunu bilmiyoruz.
Bu belirsizliklerin gölgesi altındayız. Bunu sayın İmamoğlu söylemişti. Ben ekliyorum; sizin de bildiğinizi düşünüyorum, sizin de zorlandığınızı düşünüyorum. Neden çıkartıldı bu söylem de demeyeceğim çünkü bu beyanla beraber duruşma saatleri bir normale geldi.
Duruşma saatlerimiz gece yarılarından doğru 10'a kadar çekilmişti herhalde o da bence normal saat değil ama bu beyandan sonra biraz daha rahatladınız. Yani tamam ben bu yargılamayı sıktıracağım diyorsunuz ondan sonra da takdir edenler gerçekten dediğiniz gibi itirazımız da olsa. Ama 400'den fazla yargılananı dinlediniz, beyanını sorguladınız.
İddianame sayısı
O aşama bu beyanın arkasından o hız, yine bitirelim dediniz bence zaten hani fazla da uzatmamışız ama makul saatlere geldi, 6'ya, 7'ye geldi saatler. Ben biraz sezgisel, şöyle düşündüğünüzü düşünüyorum yani: Ya sürekli bana ek iddianame göndereceklerse, 2 gün gönderiyorlar. Yaptığına sonrasında basının yayın, daire başkanlıkları.
İddianamesi geldi, siz de kabul ettiniz. Sürekli buradaki sayı artacaksa, yargılanan sayısı ve bu sayısı artacaksa, gece yarılarına kadar yapmaya gerek yok yani. İşi bitiremiyoruz. Ondan sonra o makul saatlere geldi, 18.00'e dedik, 19.00'a dedik, ona gerek yok diye düşünüyorsunuz diye düşünüyorum, tahminimce.
Şöyle; evet, bu gölgeleri anlattım. Nelerin üzerimize gölge düşürdüğünü anlattım ama bu kısır döngü sonsuza kadar gidebilir. Çok kötü bir dönemde, dava denilmeyecek bir zor kullanmayla karşı karşıyayız Sayın Başkan, Sayın Araştırmacılar. Şimdi bence bu zor kullanmaya karşı, bu darbeye karşı sürekli kılınmıştır. Bir darbeye karşı asıl olan Sayın İmamoğlu'nun 4. günündeki söyledikleridir. Yani sorgu aşamasında bu beyanın üzerine daha fazla söz söylemeye anlam da yok diye bunu düşündüm. Tabii sorgunun bitmesi sırasında Sayın Başkanım, siz kurmadan, biz çalışıyorduk.
Orada bir dile getirilmesi var, 4. gün dile getirilmesi var, yüreklere seslenen bir dile getirilmesi var. Doğrusu isterseniz bunun üzerine, bu sesi yankılamak dışında, daha fazla bir şey söyleyelim söylenmez mi? Bunu düşündüm. Bu soru, beni başka bir soruya götürdü.
O da şu; Sayın İmamoğlu, vekaletimi üstlendiğimden beri doğal olarak, en şık dosya. En başlarda aynen. İlk FETÖ operasyonu olduğu zaman doğal olarak her operasyonda doğal bir reflekstir, her şeyi inceleyip varsa yalan söylenen bir şey. Niye alındı, yani müvekkilim niye alındı? Bir şey var mı? Yani dosyada bir şey var mı, 2 tane soru.
Bu soruyu ilk duyduğum andan itibaren, iddia edenin yanıtı şuydu: Ha tamam, aynen bu yanlış. FETÖ'nün abisi veya sözcüsü izlemiş biliyorsunuz kendilerini söyledikleri öyle bir ilgisi var, delili var. Ki şu an hakikat, bu konuştuğumuzun başlamasından itibaren, önce FETÖ. Sonra geçen hafta, ATV kapanacak, onlar yok falan filan sadece suçlama falan.
Bir şey soracaksa soracak aynen. Sinem Hanım niye alındı? 1,5 senedir anlatıyor çocuklar. Bu soru yanlış bir soru. Niye alındı sorusu yanlış bir soru. Dosyada bir şey var mı sorusu yanlış bir soru. Tamam mı? Dosyada bir şey yok. Yokluğunu değil, ama yanlış bir soru. Bu soruyu sormak bizi muhalefet iktidarına götürür.
Belediyelere çökmek
Belediyelere çökmek. Şaka değil. 17 belediyeye İstanbul içinde 16 belediye başkanı tutuklandı. Geriye kalan operasyon yapılmayan 8 tane belediye. Ve herhalde hepimiz düşünüyoruzdur, o ilçelerdeki memurlar, bürokratlar, belediye başkanları da acaba yarın sabah bizim kapımızı da çalacaklar mı diye düşünüyorlardır.
Sayın İmamoğlu sözünü yankılamak demiştim. Evet otoriterlik, otoriterizm ve faşizm bu sesi yankılamaya çalışan benim ama ona ilham veren bu süreklileştirilmiş darbedir. Şimdi o yüzden ben de aslında bütün deliller ikame edilip tartışılmadan, tanıklar dinlenmeden tutukluluk esas hakkındaki mütalaaya cevap verir gibi bir cevap zaten veremeyecektim ama işte bu kadar konuşmadır diyorum. 100 küsur 200.000 gündür de geçeyim başkanım sözüm öncelikle söyleyeyim.
İlk duruşmalarda neler oldu, neler bitti. Sizinle pek çok sıkıntı aşamasında yaşadığım ya da benim de yaşatmaya çalıştığım söz aldığım kadarıyla anlatmamın dışında ben de verimli değilim. Bunları burada konuşuruz diye düşünüyorum. Hatta tutanaklarım da elimde, tek tek yapacağım.
Ben 1. maddeden, geldiğimiz bu aşama, delillerin ikamesi aşamasına kadar maddelerde de ortada neler yaşandı diye de anlatmayı düşünmüştüm. İtirazlarımı dile getirecektim. Sadece bütün suçlarda tutuklama yasal değil. Ben nerede konuşuyorsam, annemlerle, arkadaşlarımla, ailemden yerlerde verdiğim yanıt geçerli. Sadece yanlış söylemiyorum, neden değil ki, hak değil, yasal formasyon gerekiyor.
Yüzde 100 siyasi bir iddianameye karşı, size burada kanun anlatacağım. Bugün burada uyanık bir aydınlanma yaşamadığımız için şuursuzluk. Yani çok şey söylenebilir, söylenebilir ama son kertede 4 gündür sürmekte olan böylesi bir sorgunun düzeninin, ben hukuki olarak söyleyeceklerimi ertelemeyi tercih ediyorum.
Onları söylemeyeceğim ama bunun sadece bir tane istisnası var. O benim sorumluluğum görevim, avukat olarak sorumluluğum, hem de, geri kalan 51 tutuklu arkadaşımız içinde… Tabii ki onlara adana ben tahliye talebinde bulunacak değilim, öyle bir hadsizlik yapmam ama, dediğim hukuk konuşmama şu anda gerek yok dediğim haldeki hukuk konuşma zorunluluğu bana veren, bu toplumsal, bilincin, toplumlu tutuklanması, 1,5 yılı geçti, çok da öte tutuklama, işte içerilmeyen bir dosya, Ancak dosyanın önemli bir dosya olduğunu karar verdiğini görüyoruz, asla kabul edilebilir bir, tutuklamadan, hatta bir kişiselleştirilmiş bir tutuklama gerekçesi yok, ondan bahsedemeyiz.
Böyle çünkü kaldırılması gerektiğini konusunda yüzde yüz eminim, sadece bu, bu kapsamda bir şey söylemek istifade, onu, bir şey söyleyeyim.
Sayın Başkan, mahkemenin ilk oturum aralarında söylediğimiz, dilekçemizde söylediğimiz, siz bir ara hani celse dışında, mikrofona yansıyan farklı bir görüş olduğunu söylediğiniz yanlış duymadıysam, CMK 103 kapsamında ben 23 kişinin, yani daha doğrusu tahliye serbest bırakılması gerektiğini düşünüyorum ama, tabii ki 102. madde 4. madde, pek bir şey de vermiyor, fırsat vermiyor başka bir şey, yani diyor ki, asli cezası suçlarda tutuklama süresi 1 yılı aşamaz uzatılırsa 1 buçuk yıldır. İşte bu tablo gösteriyor. 22 kişinin, süresi, geçmiş durumdadır.
Geri kalan için de görüyorsunuz, bunlar da geçmek üzere, yani arka arkaya falan onlar da, önemli ölçüde gerçekleşti, yaklaşmış durumdadır, gerek yok zaten normal bir, tutuklama, bu memlekete faydası ne olacak, insanlığa faydası ne olacak, küçük bir faydası yok. Baştan aşağı külliyen bir, kamu zararı, savcılık soruşturmasında, sadece insanlara daha fazla can ediliyor ve sürüyerek kapatabilirsiniz ki, tartışmayacağım yani.
Bu 102. madde, tartışırsam sizin bir görüşünüz varsa, tabii ki gerekçenizde bunu görmek isteriz. Savcı bey de tutuklamaların devamını talep ederken 102. maddeye itirazımız, bir şey söylediğini, sizde bir gerekçe yazmadınız. Yani ben herhalde gerek yazabileceğimi şu düşünmüyorum ama, yani bak, çalışıp çalışıp, yani insanın konuşmuştur onlardan. 102. maddede, hayatta, o durumlardan bence açılacak bir yer yok, olunmamaktadır. Zaten hiçbir değiş yok.
Ama, aksi görüş değiştiğinizde, en azından bir gerekçe yazarsanız, kağıt üzerinde bizim bütün itiraz haklarımız, bunu biliyorsunuz. Yani sizin verdiğiniz bir karar, mahkemenin kaldırıp, olası yok, o olsun, yani biz yine de bunu test edelim. Bu kararı test edelim, hani orada, bir ağır ceza mahkemesinde test edelim. İleride de, işte Anayasa Mahkemesi'nde, yargılamada, sizin verdiğiniz bir ana mahkemesinde test edelim, kaldırabilir mi? Yararı yok.
Sadece insanlar üzülüyorlar, mağdur ediliyorlar. Ha hepsini birden kaldırsanız ne olur? Bu soruyu ben yanıtladım. Yani bizim tarafımızdan çok büyük bir şok olur, böyle bir karar vermezseniz ama, ne olur? Onu, onu bilmiyorum, bir şey söylemeyeyim.
Sizden başka bir şey düşünmüyoruz, yani içinde bulunduğumuz durum, belki de başka bir şey düşünmüyoruz. Yani bunun üzerinde çok ciddi bir baskı var, en baştan, Sayın Cumhurbaşkanından, İBB davası söylenen var, ama gene de, ben arayı vereyim, ben size sadece, hukukun önündeki, sorumluluğumuzu hatırlatmakla yetineyim. Ama şunu da tabii söylemek istiyorum. Yani 103. maddeyi söyledim. Asıl asıl olan 102. madde gerekince, 53, kişinin tutukluluğunun da sona ermesidir diye düşünüyorum.
Sözlerimi, bir cümleyle tamamlamak istiyorum sadece. Şöyle sesleniyor, olağanüstü halin kalıcılaştığı, işte buradan, olağanüstü halin sürekli eleştirilmesi tam, 19 Mart'ta yaşaması gibi, olağanüstü halin içinde zapt olunmuştur. Olağanüstü halin içindeyiz.
Bütün bu gazeteci tutuklamaları, tutuklu erişim engelleri, gazete kapatmaları, internet sitesi kapatmaları, yani siyasi partinin hesaplarının kapatılması falan değil yani, bir suçlanma ibaresi var. Binlerden bir kararlar yanlış, yüzlerce binlerce tutuklama kararı yanlış, tamamen hukuksuz. Sulh ceza hakimlerinin sadece bir şey, Ankara'nın verdiği emirleri yerine getiren bir sopaya dönüşmüş, bunların verdiği üç beş kötüler var.
Ceza hukuku
Bu bizdeki olağanüstü hal, avukat ben dedik, hukukçulara, sorumluyuz, davet ediyor. Sizi ilgilendiren konularda neden sessizsiniz?
Ve bu aslında meslektaşlarına sesleniyor, en azından vicdanlara seslenmek, hepimiz de sesleniyoruz. Kendi üzerimize de alıyoruz, biz o tutuklama kararından sonra ses çıkarmamış, bizi ilgilendiren konularda olağanüstü hal, sonuncusu çıkar.
Doğrusu ceza hukuku, yasası ve hocalarımız özellikle, ve onları çok düşünüyoruz, daha çok onlara gerek duyuyoruz, onlara gerek duyulur mu diyoruz. Belki toplu da yazmaları gerektiğini düşünüyoruz ki, etkilensin, yani.
Ama tabii bir de savcılara ve hakimlere ilişkin olarak söylendiği düşünülebilir. Ama değil, çünkü adam yine söyledi, sizi ilgilendiren bu işlere karşı hukukçular ne düşünüyorsunuz de ki, sizi ilgilendiren bu işlerin, kaynağı zaten, yani HSK'sından, Adalet Bakanlığı'ndan, işte en büyük şeye kadar, kıyıda köşede değil, suç ceza hakemliğine kadar, savcılığın kadar, Yargıtay'ına kadar, bir parçası, sorunun bir parçası olunuyor.
Tabii ki bu kuşkusuz bütün her şeyi yansıtan haksız bir biçimde değil ama siyasi herhangi bir davaya baktığımızda, tablo ortada, siyasi herhangi bir davada, sadece siyasette ne değil, dışarıda bir şey yapmak çok zor durum ortada.
Öyle olduğu için, tarihi sorumluluk sizde, yani bizim bir konuşma, avukatların konuşmamız, bence versin ki, sizinki esas sorun. Yani bu işlerin, bizi ilgilendiren çıkarları, bu işlerin bir parçası olarak mı, bu uyarlama devam edecek? Siz yoksa ayıracaksınız, yazacaksınız, işleyeceksiniz.
Anayasa mahkemesi, insan hakları sözleşmelerinin tarafı olduğumuz, temelinde uyulması gereken her zaman bir şanssız olduğunu, bilerek, bu yurttaşınız sizin asla yalnız bırakmayacağınız bilmeniz, doğrular, ben bu sözlerle, sadece, toplumun tutuklama tarihi.
(EMK)





