Toplum Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV), "Umut Hakkı" raporunu açıklamak üzere İstanbul Beyoğlu’nda bulunan vakıf binalarında basın toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıya çok sayıda hak kurumu temsilcisi katıldı. Toplantının yapıldığı salona "umut hakkı tanınsın" pankartı asıldı.
Burada ilk olarak konuşan TOHAV Eşbaşkanı Destina Yıldız, "Umut hakkı"nın Ekim 2024 itibariyle gündem olduğunu ancak 2014 yılında "Öcalan/2" kararıyla Türkiye için bağlayıcı hale geldiğini ve iç hukukun revize edilmesi zorunluluğunun doğduğunu kaydetti.
AİHM kararları hatırlatıldı
Destina Yıldız, 'umut hakkı'nın Kürt sorununda demokratik adımların atılmasında bir 'şantaj' aracı haline geldiğini ifade etti:
"Şüphesiz idam cezasının kaldırılması, yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının ikame edilmesi, nihayetinde bunun da evrensel normlara aykırılık oluşturmasının tespiti ve bu çerçevede umut hakkının tesis edilmesinin zorunluluğu PKK lideri Abdullah Öcalan’dan bağımsız ele alınamaz. Konunun Kürt sorunuyla bağı ve politik niteliği AİHM kararlarının icrasını denetlemekle yükümlü olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Eylül 2025 tarihli oturumunda da teyit edilmiştir. Komitenin umut hakkının gerekliliklerinin yerine getirilmesi için hali hazırda yürüyen sürece atıf yaparak, Meclis bünyesinde kurulan komisyonu adres göstermesi de ihtiyacın politik niteliğine işaret etmektedir. Bu durum ret edilemez bir gerçeklik olmakla beraber umut hakkının öz olarak bundan ibaret olmadığı bilinmelidir."
Yıldız, hazırladıkları raporu Kürt sorununun çözüm süreci kapsamında kurulan Meclis Komisyonuna, hak, hukuk örgütlerine, uluslararası hukuk mercilere de ileteceklerini duyurdu.
"Ciddi bir fırsat doğmuştur"
Yıldız, devamla şunları söyledi:
"Bugün itibariyle Abdullah Öcalan özelinde ve Kürt sorununa yaklaşım temelinde ele alınan ‘umut hakkı’nın yasalaşması için çok ciddi bir fırsat doğmuştur. Aynı zamanda infaz mevzuatının demokratikleşmesi anlamına gelen bu fırsatı değerlendirmek başta sivil toplum olmak üzere bütün ülke yurttaşlarının sorumluluğu durumundadır. Unutulmamalıdır ki insanlığın temel istemi olduğu gibi demokrasi ve hukuk devletinin temel karakteri de yalnızca geçmişi telafi etmekle sınırlı değil, geleceği inşa etme iddiasını da barındırmaktadır."
Ardından, hazırlanan raporu TOHAV üyesi Zozan Vargün okudu. "Umut hakkı, çağımızda hukuk sistemlerinin en kritik sınavlarından biridir" diyen Vargün, raporun amacının 'umut hakkı'nın görünür kılmak ve hukuki ve toplumsal düzeyde reform iradesine katkıda bulunmak olduğunu ifade etti.
"Umut hakkı değerlendirmesi"
Vargün, şöyle konuştu:
"Umut hakkı’nın bireyin geleceğe dair beklentilerini, değişme ve topluma yeniden dönme imkanını koruyan temel bir hak olduğu kabulünden hareketle, bu rapor ceza adaleti sisteminde umudu tamamen ortadan kaldıran uygulamaların hukuki ve etik açıdan meşru olmadığını savunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları ve Birleşmiş Milletler denetim organlarının Türkiye’ye yönelik uyarıları da bu değerlendirmeyi desteklemektedir. Bu kapsamda rapor, 'terör ve anayasal suçlar kapsamı'nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldıkları için koşullu salıverilme imkanı bulunmayan mahpuslar özelinde umut hakkı değerlendirmesi yapmaktadır."
"Farklı modeller incelendi"
Vargün, 'umut hakkı'nı kavramsal, tarihsel ve normatif temelleri bağlamında irdelediklerini dile getirdi:
"Bu kapsamda ‘umut hakkı’nın demokratik toplum açısından önemi, yurttaşlık bağı, etik ceza politikası, toplumsal güven gibi olgularla ilişkisi incelenmiştir. Türkiye bağlamında umut hakkı, ölüm cezasının kaldırılması ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının doğuşu, hukuki düzenlemeler ve tahliye imkanları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Türkiye’nin yükümlülükleri, infaz rejiminin ağırlığı, tecrit sorunu, uluslararası eleştiriler ve şeffaflık sorunu gibi başlıklar altında umut hakkı Türkiye özgülünde ele alınmıştır. Ayrıca umut hakkının güvenceye alınmasında AİHM’in belirlediği standartlara ilişkin olarak atıf yapılan içtihatlar hakkında bilgilere yer verilmiştir. Bu bağlamda Avrupa uygulamaları ve farklı modeller incelenmiştir.
"Veri eksikliği ve şeffaflık"
"Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası sistemine dair mevcut hukuki ve idari çerçeve irdelenmiştir. Ölüm cezasının kaldırılması tarihsel olarak ele alınmış, mevzuat değişiklikleri incelenmiş, yanı sıra ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dayanak olan mevzuattaki kritik noktalar ele alınmıştır. Bu mevzuatın gelişiminde Abdullah Öcalan etkisine özel bir başlığa yer verilmiş olup bu başlık altında ölüm cezasının kalkması, bunun yerine ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin ikame edilmesi ve eşitlik ilkesinin ihlali incelenmiştir. Resmi veriler, Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin sayısı ve profili hakkında kamuoyuna düzenli, ayrıntılı ve güncel istatistik sunmamaktadır. Bu nedenle veri eksikliği ve şeffaflık ayrı bir başlık olarak ele alınmıştır."
"Yapısal bir insan hakları sorunu"
Avukat Vargün, ağırlaştırılmış müebbet mahpusların psikolojik ve fiziksel sağlığı üzerine ve tutulma koşulları ile tecrit ve hücre cezasına dair uluslararası hukuk ilkelerine ilişkin bilgilere yer verdiklerini söyledi:
"Türkiye iç hukukunda AİHM kararlarının bağlayıcılığı, uygulanması ve Bakanlar Komitesinin süren denetim sürecinin Türkiye iç hukukuna yansımaları yürürlük mevzuatı dahlinde tartışılmıştır. Uygulamadaki sorunlar başlığı altında idare ve gözlem kurullarının yapısı, işleyişi, bunların iyi hal değerlendirmesindeki takdir yetkileri, karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerilerine yer verilmiştir. Bu rapor, Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dayalı infaz rejiminin yalnızca bireysel değil, yapısal bir insan hakları sorununa dönüştüğünü ve bu rejimin insan onuruyla bağdaşmadığını ortaya koymaktadır. Ölüm cezasının kaldırılmasının ardından insan hakları açısından bir ilerleme olarak sunulan bu sistem, fiilen ömür boyu sürecek bir umutsuzluk rejimi haline gelmiştir. Rapor, kavramsal, tarihsel ve hukuki temelleriyle umut hakkını ele alarak, Türkiye’deki uygulamanın bu hakkı sistematik biçimde ihlal ettiğini göstermektedir."
Atılması gereken adımlar
AİHM içtihadı ve AİHS standartları doğrultusunda, umut hakkının korunması için;
- "Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında belirli bir sürenin sonunda bağımsız, şeffaf ve düzenli gözden geçirme mekanizması oluşturulmalı,
- Koşullu salıverme hakkı tüm mahpuslar için istisnasız biçimde tanınmalı,
- Tecrit temelli infaz koşulları kaldırılarak insan onuruna uygun yaşam koşulları sağlanmalı,
- İnfaz ve mahpus verileri düzenli ve erişilebilir biçimde kamuoyuyla paylaşılmalı, böylece toplumsal denetim ve uluslararası yükümlülükler yerine getirilmelidir."
(AB)

